|
 PSİKOLOJİK
DANIŞMANLIK VE REHBERLİK NEDİR?
Hızla
değişen dünyamızda, meydana gelen bilimsel ve teknolojik yenilikler,
toplumsal yasamı da daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir
hale getirmiştir. Bunun sonucunda, yeni neslin en iyi yetiştirilmesi,
yeteneklerinin israf edilmemesi, hızla değişen dünyaya ve
karmaşık toplum yapısına uyumunun en iyi şekilde sağlanması
zorunlu hale gelmiştir. Bunun sonucunda PDR hizmetlerinin
önemi kavranmış ve tüm dünyada yayılma hızını artırmıştır.
Rehberlik öğrenci kişilik hizmetleri bünyesinde düşünülen
ve bireyin, yaşamının çeşitli aşamalarında, gelişimine ve
uyumuna etki eden faktörlerin bilinmesi ve onun yerinde kararlar
veren dengeli bir kişi olması amacını güden hizmetler bütünüdür.
Rehberlik kavram ve bir hizmet olarak bireyin gelişimine,
bugünkü ve gelecekteki toplumun uyumuna yönelmiştir.
PDR kuskusuz bir psikolojik yardim hizmetidir. Prof. Dr. Muharrem
KEPÇEOGLU Psikolojik Danışma ile Rehberliği birbirinden ayirmakla
beraber, rehberliğin psikolojik danışmayı içerdiğini savunur
ve “Rehberliği, bireyin kendini anlaması, problemlerini çözmesi,
gerçekçi kararlar alması, kapasitelerini kendine en uygun
düzeyde geliştirilmesi, çevresine dengeli ve sağlıklı bir
uyum yapması ve böylece kendini gerçekleştirmesi için uzman
kişilerce, bireye verilen psikolojik yardim” olarak tanımlar.
Yönetmeliklerde Rehber Öğretmen ; “Asil görevi öğrencilere
yönelik rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri olan öğretmen”
olarak tarif edilmiştir.
Rehberliği Zorunlu Kılan Faktörler?
Toplumumuz sürekli olarak hızla değişmekte ve değişmektedir.
Teknik ve bilim alanındaki değişme ve gelişmeler sosyal kurumlarda
ve bu kurumların fonksiyonlarında da değişme meydana getirmiştir.
Politik, sosyal, kültürel devrimler farklı değerler, eski
ve yeni normlar bütün bireyleri etkilemekte onları korumasız,
güç durumda bırakmaktadır. Böyle bir sosyal ortamda bireyin
uyum sağlayabilmesi için yardıma ihtiyacı vardır.
Nüfus hızla artmakta, kırsal bölgelerden şehirlere göç, gecekondu
mahallelerini meydana getirmektedir. Bu semtlerde oturan halk,
şayisiz geçim ve uyum problemleri ile karsı karsıya bulunduklarından
geçim şartlarının değiştirilmesi ve uyumlarının sağlanmasında
rehberliğe ihtiyaç vardır. Çağımızda kadının çalışması, evini
yönetmesi, çocuklarını yetiştirmesi kanunen tanınan haklardan
yararlanması, onu bazı problemlerle karsı karsıya getirmiştir.
Bunun sonucunda ortaya çıkan uyuşmazlıkların giderilmesinde
rehberliğe ihtiyaç vardır.
Genç kuşakta görülen sağlık ve istiklal kaygısı, okuma sorunu,
ev-aile sosyal ilişkiler ve is hayatındaki bunalım, onların
bu konularda aydınlanmalarını zorunlu kılmıştır. Bütün dünyada
suç isleme eğilimi, uyuşturucu madde alışkanlığı günden güne
artmaktadır. Bütün bu durumları azaltmak için gerekli rehberliğin
yapılması zorunludur .
Toplumlarda vasıflı insan gücüne ihtiyaç vardır. Bireylerin
kabiliyetlerine uygun iºlebde çalıştırılmaları gerektiğinden
onların çok iyi tanınması gerekir. Nüfus artıºi ve sosyal
hayatin dediºmeçi sürekli olarak eğitim düzenini etkilemektedir.
Eğitim üzerinde yapılan dediºikilikler, kalabalık sınıflardaki
öğrencilerin durumları rehberliği zorunlu hale getirmeºtir.
Psikolojik araºtırmalar, bireylerin fiziksel yapı ve psikolojik
nitelikleri birbirinden çok farklı olduğunu ortaya çikarmiºtir.
İnsan gücünden en üstün derecede yararlanmak gereklidir. Bu
da bireylerin her yönüyle tanınmasıyla mümkündür.
Rehberliğin Amerikandaki Gelişimi?
1-Öğrencileri iº olanaklarından haberdar etmek anlamında ilk
rehberlik denemesi 1895 yıllarında beºlatilmiºtir.
2- 1908 yılında Boston’ da Frank Parsana ilk mesleki büroyu
kurcuºtur.
3- 1909/ 1915 yılları arasında rehberlik uygulamalarının yaygınlaºtığı
görülmektedir. 1915’te öğrencilere, öğretmenlere ve velilere
meslekler hakkında bilgi vermek üzere “Baston Enformasyon
Dairesin” den sonra 1915’te “Boston Mesleki Rehberlik Dairesi”
kurulmaºtur.
4- İlk mesleki rehberlik kongresi 1910’da Boston da toplanmıştır.
Ulusal düzeyde mesleki bir örgüt kurmanın ilk adımları atılmış
ardından “Ulusal Mesleki Rehberlik Derneği “ kurulmuştur.
5-1958’de kabul edilen “Ulusal Savunma Eğitim Yasası” ile
P.D.R. hizmetleri parasal desteğe kavuşmuştur.
6-1952 yılında ülke içinde etkinlik gösteren dernekler arasında
bütünlük sağlanmış , kişilik ve rehberlik hizmetleri bünyesinde
toplayan “Amerikan Kişisel ve Rehberlik Derneği “kurulmuştur.
Rehberlik
Anlayışını Oluşturan ilkeler?
1-Rehberlikte insana ve onun kendine ilişkin konularda karar
verme hakkına saygı esastır.
2-Rehberlik hizmetleri eğitimin ayrılmaz ve tamamlayan bir
parçasıdır.
3-Etkili rehberlik, bireysellikleri dikkate alan eğitimde
gerçekleşir.
4-Rehberlik tüm bireylere yöneliktir.
5-rehberliğin amacı, bireylerin bir bütün olarak gelişmesine
yardımdır.
6-Rehberlik hizmetlerinde süreklilik esastır.
7-Rehberlik hizmetlerinde gönüllük esastır.
8-Rehberlik okulun ihtiyaç duyduğu alanlarda yoğunlaştırılır.
9-Rehberlik, planlı, programlı, örgütlenmiş, profesyonel bir
düzeyde uygulanmalıdır.
Psikolojik Danışmanlık Ve Rehberliğin Önemi
P.D.R’nin öneminin en iyi şekilde anlaşılabilmesi için amacının
kavranması gereklidir. Yani P.D.R’nin önemi amacında gizlidir.
Psikolojik danışmanın en önemli amacı, bireyin kendini gerçekleştirilmesine
yardim etmektir. Kendini gerçekleştirmekte olan bireyin taşıdığı
özellikler aslında, psikolojik sağlığı yerinde olan çağdaş
insanda bulunması gerekli özelliklerdir. Kendini gerçekleştiren
bir insanin özelliklerini bazılarını su şekilde sıralayabiliriz;
Kendini gerçekleştirmekte olan insan, kim olduğunu gerçekçi
bir gözle algıladığı gibi kim olabileceği hakkında daha tutarlı
bir görüşe sahiptir. İnsan değerlerine saygı duyar,onları
benimser ve geliştirir. Zamanı iyi kullanır, değişmeye ve
yeni yaşantılara açıktır....
P.D.R, ayrıca bireylerin kendini anlamasını, problemini çözebilmesini,
kendine en uygun seçimleri yaparak gerçekçi kararlar alabilmesini
, kendi kapasitelerini en uygun bir düzeyde geliştirilmesini,
çevresine dengeli ve sağlıklı bir yapabilmesini amaçlar.
Yönetmenliklerdeki Genel Durum
M.E.B’den gönderilen 2201 şayili tebliğler dergisi, Talim
ve Terbiye Kurulu tarafından okullara tebliğ edilen yönetmeliklere
göre P.D.R uzmanları ile eğitim Yöneticilerinin görevleri
genel olarak aşağıda belirtilmiştir.
REHBERLİĞİN
AMACI
Sayfa
başı
“Rehberliğin
amacını; bireyin, kendini gerçekleştirmesine yardım etmektir”
şeklinde tanımlayabiliriz. Bundan yola çıkarak rehberliğin
amacı ile ilgili şu maddeler sıralanabilir :
1.Kendini tanıması,
2.Çevrede kendisine açık olan fırsatları öğrenmesi,
3.Gizil güçlerini geliştirmesi,
4.Çevresine uyum sağlaması.
Belirtilen bu amaçların ilk ikisi, bireyin çevresi ve kendisi
hakkında doğru ve ayrıntılı bilgi edinmesi gereğini vurgulamaktadır.
Kendini tanıması ile, beden ve zihin yetenekleri, hoşlandığı
ve hoşlanmadığın faaliyetleri, psikolojik ihtiyaçlarını, hayattan
neler beklediğini, tutum ve değerlerini tanıması kastedilmektedir.
Kişinin kendini tanımasına yardımcı olmak rehberliğin birinci
işlevidir.
Bireye toplumda açık gelişme olanakları ve uyması gereken
kurallar hakkında bilgi verme rehberliğin diğer işlevidir.
Bilgi Verme : Öğrenciyi; yetenek ve ilgilerine uygun okullar,
programlar ve meslekler hakkında aydınlatma, ona görgü ve
disiplin kuralları hakkında bilgi verme gibi faaliyetleri
kapsar.
Yardım : Yardım kavramı ile kastedilen; tavsiye vermek,
akıl öğretmek, bireyi doğru olduğu var sayılan bir hareket
tarzını benimsemeye ve uygulamaya zorlamak olmayıp, ona
çeşitli seçenekleri tanıtmak ve en uygun olanı seçmesi için
gerekli değerlendirmeyi yapabilecek hale gelmesine çalışmaktır.
Yol Gösterme : Yol gösterme değil, yollar göstermedir. Çeşitli
yolların avantajlı ve dezavantajlı yönleri tartışıp kendisine
uygun olanı seçebilmede bireye yardımcı olmaktır.
Bu açıklamalardan yola çıkarak rehberliğin amacı olarak
belirtilen “ Kendini gerçekleştirme” nin tanımını yapabiliriz.
Kendini Gerçekleştirme : Bireyin, kendini anlaması, problemlerini
çözebilmesi, kendine uygun seçimler yaparak gerçekçi kararlar
alabilmesi, kendi kapasitelerini en uygun bir düzeyde geliştirebilmesi,
çevresine dengeli ve sağlıklı bir uyum yapabilmesi, v.b.
psikolojik danışma ve rehberlik yardımının esasını oluşturan
ve bireyin kendini gerçekleştirme düzeyini geliştiren belirgin
sonuçlarındandır.
Kendini Gerçekleştirmekte Olan Bireyin Özellikleri : Kendini
gerçekleştirmekte olan birey daha yeterli bir kişiliğe sahiptir;
daha verimlidir. Kim olduğunu gerçekçi bir gözle algıladığı
gibi kim olabileceği hakkında da ha tutarlı bir görüşe sahiptir.
Kendini gerçekleştirmekte olan birey hem kendisi hem de başkaları
hakkında iyi düşüncelere sahiptir; insan değerlerine saygı
duyar, onları benimser ve geliştirir. Kendini gerçekleştirmekte
olan birey zamanının iyi kullanır; geçmişten çok geleceğe
dönüktür; yaratıcıdır. Kendine saygı duyar ve kendini olduğu
gibi kabul eder; duygularını açığa vurmaktan kaçınmaz. Kendini
gerçekleştirmekte olan birey değişmeye ve yeni yaşantılara
açıktır. Kendini değişmekte olan bu gerçek dünyanın yine değişmekte
olan bir parçası gibi görür.
Kendini gerçekleştirme, birey için, kuşkusuz yaşam boyu devam
eden bir süreçtir. Her bireyin belli bir dönemde belirli bir
gerçekleşim düzeyi vardır. Bu gerçekleşim düzeyinin zaman
içinde olumlu yönde gelişmesi beklenir. İşte, psikolojik danışma
ve rehberlik yardımının amacı da yukarıda sıralanan özellikler
bakımından bireyin bu gerçekleşim düzeyini geliştirmek ve
en uygun seviyeye gelmesini sağlamaktır...!
REHBERLİĞİN
İLKELERİ
Sayfa
başı
1.Rehberliğin
temelinde insan hak ve sorumlulukları ile ilgili demokratik
ve insancıl bir anlayış vardır :
a.Sosyal durumu ile psikolojik uyumu ne olursa olsun her birey
değerlidir.
b.Rehberlik demokratik toplumun değerlerinden ve bireylerin
ihtiyaçlarından doğmaktadır.
c.Kendini yönetme hak ve sorumluluğu bireye bırakılmalıdır.
d.Rehberlik kişisel tecrübelerin aktarılması biçiminde verilen
bir tavsiye değildir.
e.Rehberlikte gerek yardım edenin, gerekse yardım edilen bireyim
gönüllülüğü esastır.
2.Rehberlik uygulamalarında öğrenci ile ilgili herkesin anlayış
ve işbirliği içinde çalışması gerekir :
a.Rehberlik okulun tüm eğitim programının ayrılmaz ve tamamlayıcı
bir yanını oluşturur.
b.Rehberlik çalışmaları iyi bir lidere ihtiyaç gösterir.
c.Rehberlik çalışmalarında okulun tüm yönetici, uzman ve öğretim
personelinin yüklenecekleri görev ve sorumluluklar vardır.
d.Veliler, ana ve babalar çocukları hakkında her zaman okuldan
yeterli bilgileri alabilmelidirler.
e.Rehberlik görevini yerine getirirken okul yöneticileri,
uzmanlar ve öğretmenler kendi yetki sınırlarının bilincinde
olmalıdırlar.
f.Yeteri kadar uzmanı bulunan okullarda bile yöneticiler ve
öğretmenler rehberlik personeli sayılırlar.
3.Rehberlik anlayışı, her türlü çalışması ile öğrenciyi merkez
alan bir eğitim sistemini öngörür :
a.Rehberlik anlayışından hız alan bir eğitimde okul programlarının
öğrencilerin ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarına en uygun bir biçimde
düzenlenmesi gerekir.
b.Okulda öğrencilerin kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerini
belirtmelerine izin verilmelidir.
c.Her öğrencinin rehberliğe ihtiyacı olabilir.
d.Öğrencilerin türlü problemleri onların başarılarını geniş
ölçüde etkiler.
4.Rehberlik yardımını esası, öğrencilerin kendi kişiliklerini
daha iyi anlamalarını, problemlerine çözüm yolları bulmada
onların kendi kendilerine yeter bir duruma gelmelerini sağlamaktır
:
a.Bütünü ile eğitim öğrencilerin kendi kendilerini anlamalarına
yardım etmelidir.
b.Aynı yaşta da olsalar öğrencilerin karşılaştığı uyum güçlüğü
bir birine benzemez.
c.Bazı bireyler yaşamları boyunca rehberlik yardımına ihtiyaç
duyabilirler.
d.Bireyler kendilerine yardım edildiği taktirde problemlerine
çözüm yolu bulabilme gücüne sahiptirler.
5.Rehberlik bedensel, zihinsel, sosyal ve duygusal olan bütün
kapasitelerini kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda en
uygun bir düzeyde geliştirmesi için öğrencilere yardım etmelidir
:
a.Her yönü ile gelişme süreklidir.
b.Rehberlik öğrencinin bütün yönleri ile gelişmesini esas
alır.
c.Eğitim, öğrencilere kendi yeteneklerini geliştirme fırsat
ve ortamını sağlamalıdır.
d.Her öğrencide geliştirilebilecek bir kapasite vardır.
e.Rehberlik çalışmalarının okuldaki bütün öğrencileri kapsaması
gerekir.
6.Öğrencilere rehberlik yardımı verirken onları türlü yönleri
ile tanımak gerekir :
a.Öğrencilerin gelişme özellikleri bir birbirinden ayrıdır.
b.Öğrenciler hakkında toplanan bilgiler objektif ve güvenilir
olmalıdır.
c.Her davranışın arkasında bir neden vardır.
d.Rehberlik yardımından yararlanabilmesi için bireyin kendini
iyi tanıması gerekir.
e.Öğrenciyi tanımada bazı bilimsel tanıma tekniklerinden yaralanılması
gerekir.
7.Rehberlik uygulamaları her okulun amaç ve ihtiyaçlarına
uygun olan alanlarda yoğunlaştırılmalıdır :
a.Her okulda rehberlik çalışmalarına gerek vardır.
b.Rehberlik etkinlikleri bireysel olduğu kadar grup çalışmaları
biçiminde de düzenlenmelidir.
c.Her okulda öğrencilere okulu ve olanaklarını tanıtmaya gerek
vardır.
d.Her okuldaki rehberlik uygulamaları öğrenci ihtiyaçları
ve problemleri üzerine daha önceden yapılmış inceleme ve gözlem
sonuçlarına göre planlanmalıdır.
8.Rehberlik hizmetleri planlı, programlı, örgütlenmiş bir
biçimde ve profesyonel bir düzeyde sunulmalıdır :
a.Okul müdürleri okuldaki rehberlik çalışmaları ile yakından
ilgilenmelidir.
b.Rehberlik bu alanda yetişmiş uzman personel kullanmayı gerektirir.
c.Etkili Rehberlik uygulamaları Bu iş için okulda yer ve zaman
ayırmayı, araç ve gereç kullanmayı gerektirir.
REHBERLİK
VE EĞİTİM
Günümüzde psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinden
yoksun bir eğitim süreci tam sayılmamaktadır. Eğitim, bireyi
tüm yönleri ile bir bütün olarak ele alma ve geliştirme durumundadır.
Günümüzde eğitim bireyin zihinsel gelişimi kadar kişisel-sosyal
gelişimi ile de ilgilenmek zorundadır. Bireyin her yönü ile
bir bütün olarak gelişmesinin önemi karşısında, eğitimde program
kavramı da yeni boyutlar kazanmıştır. Geleneksel olarak “konu-alanlarından
hız alan” eğitim programları, günümüzde “öğrenciden-hız alan”
program modellerine dönüşmektedir. İşte bu anlayışla psikolojik
danışma ve rehberlik hizmetleri ve öteki kişilik hizmetleri
eğitim programının içinde ve onun ayrılmaz ve tamamlayıcı
bir yanı olarak benimsenmektedir.
Eğitim sürecinin tamamlayıcı bir yanı olarak psikolojik
danışma ve rehberlik, eğitimin amaçlarının gerçekleştirilmesine
yardım etmektedir. Buna göre rehberlik ile eğitimin amaçları
aynıdır. Ancak, psikolojik danışma ve rehberlik ile eğitimin
erişilmek istenen bir sonuç olarak aynı amaçlara dönük olması,
kuşkusuz bunların aynı anlama geldiği biçiminde yorumlanamaz.
Nitekim eğitim sürecinin öteki boyutlarındaki hizmetler ile,
psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri arasında türlü
yönlerden ayrılıklar bulunmaktadır. Örneğin; eğitimin öteki
boyutlarındaki hizmetlerde denetim, disiplin, yargılama, bilgi
aktarma, sınav, not verme, değerlendirme, v.b. gibi işlemler
ve uygulamalar vardır. Psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinde
ise bu işlem ve uygulamaların yeri yoktur. Yine, eğitimin
öteki boyutlarında benimsenen yaklaşım biçimleri ve teknikler
rehberlik hizmetlerinde kullanılan yaklaşım biçimleri ve tekniklerden
önemli ölçüde ayrılıklar gösterir. Yöneticiler ve öğretmenler
ile, uzman personel mesleğe hazırlanışları bakımından da ayrı
programlardan geçmek durumundadırlar.
ÇALIŞMA
PROGRAMI HAZIRLAMA TEKNİKLERİ
Sayfa
başı
Soru:
Kendime Uygun Program Hazırlamak İstiyorum Ama Bunu Nasıl
Yapacağımı Bilemiyorum Bana Yardımcı Olabilir Misiniz?
YANIT:
Gerçekten güzel bir soru... Soruda kişilerin yaşam koşulları,
kapasiteleri ve performansları dikkate alınarak kendilerine
en uygun programın yapılması gerektiği gerçeği yatıyor.Fakat
sorunuz hakkında önerilerimize geçmeden önce bir konuya dikkat
çekmek istiyorum. Sorunuz “nasılı” araştırmaya yönelik, oysa
nasıllardan önce “neden”leri belirlemek gerekir. Yani kendinize
neden çalışma programı yapmanız gerekiyor ya da neden ders
çalışmanız gerekiyor? Niçin üniversiteyi kazanmalısınız ve
niçin üniversiteyi kazanmak için çalışmalısınız? Bu sorunun
yanıtı üzerinde düşünmeli ve yanıtınızı bir dosya kağıdı üzerine
yazmalısınız. Nedenleriniz o kadar gerçekçi ve çok olmalıdır
ki, ders çalışma isteğinizi kaybettiğiniz anlarda bu yazdığınız
nedenleri okuyup sizi harekete geçirmelidir. Nedenleriniz
hem mantığınıza hem de duygularınıza hitap etmelidir ki, sizi
gevşediğiniz anlarda motive etsin... Neden”lerinizi belirledikten
sonra elinize farklı bir kağıt alarak kendinize en uygun programı
yapmak için kolları sıvamalısınız. Biz hedef odaklı çalışma
programı öneriyoruz. Çünkü hedefler motive edicidir. Bu nedenle
öncelikle kendinize günlük hedefler veriniz.
Günlük
hedefleri;
• günlük soru çözümü,
• günlük ders çalışma saat,
• günlük kitap okuma,
• günlük konu anlatımı,
• ve günlük konu tekrarı olmak üzere 5 kategoride yapabilirsiniz.
Günlük
Soru Çözümü:
Soru çözümü, ÖSS hazırlıkta soruların hızlı çözümüne ve test
tekniğine alışmada önemli unsurlardandır. Fakat sorular kaliteli
ve ÖSS”ye uygun kaynaklardan belirlenmelidir. Bir test bittikten
sonra mutlaka yanıtları değerlendirilmeli, yanlışlar gözden
geçirilmeli ve çözülemeyen ve anlaşılamayan sorular kesinlikle
bir bilene sorulmalıdır. Öğrenci kendini bizden daha iyi bilmektedir.
Bu nedenle konu eksiği olan arkadaşlarımızın daha çok konu
anlatımına, konu eksiği az olan arkadaşlarımızın da daha çok
test çözümüne vakit ayırmalarını öneriyoruz. Başlangıç için
arkadaşımızın performansına göre 80-125 aralığını tavsiye
ediyoruz. Çalışırken bu hedef aşılmaya çalışılmalı ve haftalık
ya da aylık ortalama alınarak devam edilen günlerde bulunan
ortalama yeni hedef olmalıdır. Örneğin; hedefim günde 100
soru idi, 4 gün 120, 3 gün de 110 soru çözdüm. Haftalık ortalamam;
4x120+3x110 / 7= 115,7 edecektir. Buna göre bir sonraki hafta
için soru çözümü hedefimi 115 olarak belirleyebilirim (Bu
hesaplama aylık olarak da yapılabilir). Soru çözümünü de kendi
arasında, örneğin eşit ağırlık öğrencisi için günde; 30 matematik,
30 Türkçe 15 Sosyal Bilgiler ve 10 da Fen Bilgisi olarak bölünebilir.
Dikkatinizi çekmişse bu dağılım bir eşit ağırlık öğrencisi
için ÖSS”deki gerekliliğine göre bölünmüştür. Başlangıç için
olan bu değerler zaten süreç içerisinde artış gösterecektir.
Son birkaç ayda 400 günlük hedefine çıkmış olmak iyi bir tempodur.
Günlük
Ders Çalışma Saati:
Ders çalışma saati, gün içerisinde kaç saatimizi test çözü
mü de dahil olmak üzere ders çalışarak geçireceğimizi belirleyecektir.
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi konu eksiği fazla olan arkadaşlarım
bu vaktin çoğunu konu anlatımına, konu eksiği az olan arkadaşlarımız
da bu vaktin çoğunu test çözümüne ayırabilir. Başlangıç için
günlük ders çalışma saati, dershane ya da okula devam edenler
için 2-4, dershane yada okula devam etmeyenler ve devam edenlerinse
devam etmediği günler için 5-8 saat idealdir. Bir iki ay içinde
bu rakamlar, dershane ya da okula devam edenler için 3-5,
dershane yada okula devam etmeyenler ve devam edenlerinse
devam etmediği günler için 7-8 saate ulaşmalıdır. Bu performansa
ayak uyduramayacak arkadaşlarım biraz daha düşük gidebilirle
fakat hedeflerinin büyüklüğüne göre gayretleri de büyük olmalıdır....
Ders .alışma süreleri 45-50 dakikayı geçmemeli ve 45-50 dakika
sonra mutlaka 10-15 dakika ara verilmelidir. Aralarsa 15 dakikayı
kesinlikle geçmemelidir. Konsantrasyonu çok erken dağılan
arkadaşlarım 30 dk. Ders 10 dk. Dinlenme şeklinde kısa aralarla
devam edebilirler. Günlük ders çalışma vaktinin hepsi ard
arda olmamalı ve 2-3 ya da 4 oturumdan sonra mutlaka 1-2 saatlik
ara verilmelidir. Bu aralar fiziksel hareket yağabileceğimiz
gezi, sosyal ve basit sportif etkinliklerle değerlendirilebilir.
İleride bu vaktin saatlere dağılımını anlatacağız.
Günlük
Kitap Okuma:
ÖSS”de sayısal sorular dahil bir çok soru verilen bilgilerden
faydalanarak istenene ulaşma, verilen bilgileri iyi okuma
ve kullanma ve yorumlamaya dayalı sorulardan oluşmaktadır.
Bu nedenle bu süreç içerisinde kitap okumanın önemi göz ardı
edilmemelidir. Bir ÖSS hazırlık öğrencisinin programında en
az 20 en çok 45 dakika kitap okuma vakti olmalı ve günlük
sayfa hedefi koyulmalıdır. 45 dakikayı geçerek abartıya kaçılmamalıdır.
Sayfa hedefini okuma hızına göre belirlediğimiz vakti de dikkate
alarak, başlangıç için günlük 15 ile 30 aralığında koyabiliriz.
Gün geçtikçe okuma hızımızı artırıcı çalışmalar yapmalı ve
vakti fazla artırmadan günlük 30-50 sayfaya ulaşmalıyız. ÖSS”de
sadece soruların yanıtlanması değil, soruların verilen sürede
yanıtlanması istenmektedir. Dolayısıyla hız önemli bir faktördür
ve artırılmalıdır. Hızlı okuma konusunda sitemizde birçok
kaynak mevcuttur ve araştırılmalıdır.
Günlük
Konu Anlatımı:
Konu anlatımı çalışabilmeniz için elinizde kaliteli bir konu
anlatım kitabı ya da takip ettiğiniz bir ÖSS Hazırlık dergisi
olmalıdır. Tabii ikisinden de edinmenizde hiçbir sakınca olmadığı
gibi fayda vardır. Konu tekrarını günlük 4-6 konu çalışacağım
şeklinde hedeflendirilebileceği gibi alanımıza göre örneğin
eşit ağırlık; bugün 2 matematik, 2 türkçe 1 de sosyal bilgiler
konusu çalışacağım şeklinde de hedeflendirilebilir. Burada
önemli olan bir diğer husus konu anlatımından hemen sonra
o konuyla ilgili en az15-20 sorunun çözülmesi ve böylece konunun
tekrar gözden geçirilmesidir. Örneğin bir ders saatinin ilk
25 dakikası konu anlatımına, sonraki 20 dakikası da soru çözümüne
ayrılabilir. Konu hedefleri çalışılacak konuların uzun ya
da kısalığına göre de farklılık gösterecektir.
Günlük
Konu Tekrarı:
Günlük konu tekrarı, gün içerisinde çalışılan konuların gözden
geçirilmesidir. Okul ve dershaneye devam eden öğrenciler eve
geldiklerinde verdikleri aradan sonra ilk çalışmaları tekrar
olabileceği gibi yatmadan önceki yarım saat de tekrar vakti
olabilir. Kolay unutan arkadaşlarımıza akşamki ev programına
tekrarla başlamalarını öneriyoruz. Hafızam iyidir diyenlere
ise yatmadan yarım saat öncesini tekrarla geçirmelerini tavsiye
ediyoruz. Zira beyin uyumadan önceki bilgileri gece boyunca
düzenlemekte ve tekrarlamaktadır. Sağlamcı arkadaşlarımız
ve çok çabuk unutan arkadaşlarımız önerdiğimiz her iki vakitte
de gözden geçirme yapabilirler. Tekrar önemli bir husustur,
zira öğrendiklerimizin %70”ini ilk bir saat, %80” ini de bir
gün içinde unutmaktayız. Mutlaka günlük tekrara yapılmalı
hatta hafta sonu programımızda haftalık tekrar yer almalıdır.
Ayrıca ayda bir aylık tekrar yapmak da unutmamızı azaltacağı
gibi konuları özümsememizi artıracaktır. Hedeflerimizi ve
kategorilerimize belirlediğimize göre şimdi sıra belirlediklerimizin
günlük dağılımını yapmaya geldi. Unutulmamalıdır ki verimli
ve planlı çalışma çok ya da hep çalışma değildir.Planlı ve
programlı çalışma ne zaman ne yi ve ne kadar yapacağımızı
bilmek demektir. İyi bir program öğrencinin bütün ihtiyaçlarına
belirli oranlarda vakit ayırmalıdır. Programımızda spor ve
sosyal etkinlikler için , tv ya da bilgisayar içinde vakit
olmalı fakat aşırıya kaçılmamalıdır. Günlük dağılımı yapmak
için bir kağıt üzerine 09-10 gibi saat saat vakitleri yazarak
karşılarına aktiviteyi yazmak kaldı. İşte ne zaman ne yaptığınızı
en iyi siz bildiğiniz için bu dağılımı da en iyi siz yapabilirsiniz.
Az önce de belirttiğim gibi günlük takip ettiğiniz dizi programları
olabileceği gibi bilgisayar oyunu için de vakita ayırmanızda
bir mahsur yoktur fakat bunlarda aşırıya kaçmamalı ve tv ya
da bilgisayar başına oturduğunuzda orada çakılıp kalmamalısınız.
Şimdi size örnek bir dağılım yapacağım.
Burada
örnek olması açısından bir hafta sonu gününü ve hedefleri
büyük bir öğrenciyi dikkate alarak yerleştirme yapacağım.
08-09=== Kalkış ve Kahvaltı
09-10=== 1. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
10-11=== 2. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
11-12=== 3. Ders Çalışma + 15 dk Dinlenme
12-13=== Dinlenme + Öğle Yemeği + Tv.
13-14=== Sosyal Aktivite (Gezi, Piknik, Sportif Aktivite vs.)
14-15=== Sosyal Aktivite (Gezi, Piknik, Sportif Aktivite vs.)
15-16=== Bilgisayar ya da yetenek geliştirme(Resim, müzik
vs..)
16-17=== Kitap Okuma + 15 dk. Dinlenme
17-18=== 4. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
18-19=== 5. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
19-20=== Akşam Yemeği + Tv 20-21===Tv
21-22=== 6. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
22-23=== Haftalık Tekrar + 15 dk. Dinlenme (Hafta içi 30dk.
Günlük Tekrar)
23----=== Kesin Yatış
Bu
vakitlerin yerleri sizin şartlarınıza göre değiştirilebilir.
Burada 9 saat uyku verilmiştir. Bu vakit 8”e de indirilebilir.
Ders Çalışma vakitlerinin içeriği konu anlatımı çalışma ve
test çözümüdür. Son olarak programınızı anne ve babanızla
paylaşmalı onların da fikirlerini almalı ve programınızın
sürekliliği konusunda onlardan yardım istemelisiniz. Kendi
başımıza kaldığımızda programımızı delme ihtimalimiz daha
fazla olduğundan yaptığımız programı anne ya da babamıza izah
ederek kendinizin takip ve kontrol edilmenizi sağlamanız faydalı
olabilir. Bu konuda bir öğretmeninizden de yardım isteyerek
çalışmalarınızın değerlendirilmesi ve takip konusunda destek
alabilirsiniz.
“UNUTMAYINIZ
Kİ; KENDİLERİYLE İLGİLİ PLANLARI OLMAYANLAR BAŞKALARININ PLANLARINA
DAHİL OLURLAR...
YAPTIĞI
PROGRAMA UYMAYAN KİŞİ HEDEF SAHİBİ DEĞİL, HAYAL SAHİBİ KİŞİDİR...
YOKUŞTA
AKMAYAN TER, ÇUKURDA AKAN GÖZYAŞINA DÖNÜŞÜR...”
Şimdi
sıra uygulamaya geldi. Şimdi değilse ne zaman...
Başarılar
dileklerimle üç şeyden asla vazgeçmeyin; SEVMEKTEN, GÜLÜMSEMEKTEN
ve de HEDEFLERİNİZDEN...
EĞİTİMİN ÖNEMİ,
MOTİVASYON VE ÖZGÜVEN
Sayfa başı
“Eğitim işlerinde ne olursa olsun başarı kazanılmalıdır.
Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu yolla olur.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Birçok kişi elde ettigi imkan ve başariyi egitime borçludur.
Egitim yoluyla insanin sahip olacagi meslek çok kere kişiyi
ruhsal açidan doyurur ve maddi olarak rahatlatir. Bu durumun
saglayacagi imkanlar kişinin hayattan daha fazla zevk almasini
mümkün kilar.
İyi bir eğitim hayat standardını yükseltir. Yüksek öğretim
hayattaki çeşitli olaylar arasındaki gerçekleri, bağlantıları
ve ilkeleri görmek ve anlamak becerisini kazandırır. İyi bir
eğitim aynı zamanda kişide yeni ilgi alanlarının gelişmesine
yardım ederek hayatı daha zevkli ve ilginç kılar.
Eğitim insanın bilerek düşünce üretmesine ve yaratıcılığa
yönelmesine imkan verir. İnsanın kafasındaki kalıpları kırmasına
ve dünyaya daha esnek ve geniş açıdan bakmasına imkân verir.
Eğitim olmaksızın insan bildikleriyle sınırlı kalır, dünyanın
zenginliliğini ve çeşitliliğini mutlaka kendi kafasındaki
kalıplara oturtmak için çaba harcar. Buna "Yüzeysellik" denir.
Yüzeyselliği aşmak ancak eğitimle, okumakla ve okuduğunu özümlemekle
mümkün olur. Bilgi farklılık yaratan farktır.
Eğitim hayatın inceliklerini görmeyi sağlar. Hayatın zevki
çeşitliliğindedir. Ayrıca yüksek öğretim görmenin önemli avantajlarından
biri de kişiye farklı ilgilere, becerilere, görüş ve inançlara
sahip insanlarla bir araya gelme imkanı vermesidir. Böylece
insanın kendi ufkunu genişletmesi, yeni sentez ve yorumlara
gitmesi mümkün olur.
“ Kuyunun dibinde yaşayan bir kurbaga asla gökyüzünün sinirsizligini
anlayamaz.”
Böylesine farklı insanlarla bir araya gelmek, kişiye aynı
zamanda dünyanın sonsuz çeşitliliğini algılama fırsatı verir.
Eğitim yoluyla insan, bireysel farklılıkları anlamayı, hoş
görmeyi ve bundan yeni sentezler yaparak, yaşamın tadına varmayı
öğrenir. Eğitim, yaşamı kontrol etmeyi kolaylaştırır. Yüksek
öğretime başlamak kişiye daha büyük bir güven ve sorumluluk
kazandırır. Kişiye bağımsız düşünme becerisini geliştirmek
için yardımcı olur. Genç birey problemleri kendisinin de çözebileceği
konusunda güven kazanır.
Böylece daha evvel yapılmış ve söylenmiş olanlara sadece karşı
çıkmak veya onları körü körüne kabullenmek yerine, genç birey
kendi çözümlerini geliştirme şansına sahip olur.
Üniversite eğitimi yapmakla kişinin amacı; zihinsel açıdan
zevk verecek ve ekonomik açıdan imkan sağlayacak bir işe girmek,
aylık gelirini ve toplumsal statüsünü yükseltecek yeni bir
hayata geçmek, iyi eğitilmiş bir insan olmak, yeni şeyler
öğrenmek, zihinsel açıdan beslenmek, kendine güvenini artırmak,
ufuklarını genişletmek v.b olmalıdır. Amaçsızlık, sadece anne
ve baba istediği için okumuş olmak, arkadaşlar gidiyor diye
üniversiteye gitmek istemek kişinin yanlış amaçlar peşinde
olduğunu gösterir.
Eğitimin başarısı, hayat ve iş başarısını tam olarak temsil
etmese de, bir yönetici eleman seçerken seçime, eğitim hayatındaki
notları yüksek olanların başvurularını bir yana ayırarak başlar
ve sözlü görüşmeye bunları çağırır. Çalışmaya başladıktan
sonra kişinin kurum içindeki statüsü ve gelişimi kendi performansına
bağlıdır. Ancak işe kabulde iyi notlar, çeşitli sertifikalar
ve parlak bir eğitim geçmişi, temel belirleyicidir.
Eğitim döneminde olan gençlerin, hayatlarının bütününü gerçekten
anlamlı yaşayabilmeleri için "öğrenmenin", “bilgilenmenin”
ve bunların sonucu ulaşılacak olan "donanımın”, hayatında
ne iş yaparsa yapsın, onu sevmesini ve ondan zevk almasını
sağlayacak olan esas faktör olduğuna inanmaları gerekir.
Düşünme ufkunu genişletmek için iyi bir egitim, okumak ve
daha çok bilmek bugüne kadar keşfedilmiş tek yoldur. Topluma
katkida bulunabilmek için de bireyin kendisinin olgunlaşmasi
gerekir. Olgunlaşmadan insan ancak canini vererek topluma
katkida bulunabilir. Oysa artik günümüzde canini degil, beynini
adayarak topluma katkida bulunacak gençlere ihtiyaç vardir.
Kahramanlara ihtiyaç göstermeyen bir toplum yaratmak, iyi
egitim görmüş gençlerin çabalariyla mümkün olacaktir.
“İnsan bir şeyi ciddi olarak istemeye görsün; hiçbir şey aşılamayacak
kadar yüksekte değildir.”
Anderson
Kişinin her şeyden önce kendisine güvenmesi gerekmektedir.
Çiçero kekeme oldugu halde, agzina çakil taşlari doldurarak
sahil boyunca dolaşip, denize karşi bitmez tükenmez nutuk
eksersizleri yapmiş ve sonunda tüm zamanlarin en iyi hatiplerinden
biri olmayi başarmiştir.
Ünlü Fransız romancı Balzac, ilk edebi ürünlerini bir dostu
aracılığıyla, devrin önde gelen yazarlarından birine takdim
ederek düşüncelerini öğrenmek istiyor. Yazar okumasını bitirdikten
sonra üzgün, ümitsiz, acıyan ama içten bir edayla “Azizim”,
diyor, “siz her işle meşgul olabilir, şansınızı her alanda
deneyebilirsiniz. Ancak edebiyatla boşuna uğraşıp zaman kaybetmeyin.”
Sonra neler olduğunu, Balzac”ın, edebiyatın hangi doruklarına
tırmandığını bilenler bilir. Özellikle de Goriot Baba”yı okuyanlar...
Plautus”da “Bilge kendi mutluluğunun ustasıdır.” demiştir.
”Bütün umudum kendimde” diyen Terentlus da aynı kervana katılıyor.
Suyun sabrının mermeri erittiğini de gözden ırak etmemek gerekmektedir.
“Zor kapıdan girince öküz bacadan çıkar.” demiş atalarımız.
Umutsuzluk ve karamsarlık uzunca bir tatile çıkmalı, hatta
emekli bile olmalıdır. İçinizdeki aslanı uyandırın bakalım.
Thomas Edison der ki: “Dehanın %99’ u ter % 1‘i ilhamdır.”
Birisi sizi ders çalışmaya zorlayabilir; ama o dersi çalışmak
istemeye kesinlikle zorlayamaz. İstemek için gereken arzu
içinizden gelir ve motivasyon da içten zevk almamızı sağlayan,
içten gelen en büyük güçtür. Kendini iyi hissetme ve verimlilik
birbiriyle sıkı sıkıyla ilişkilidir. Şimdi kendimize söz vermeye
hazır mıyız? Hedeflerimizi saptayıp, bunlara varmak için kendimizi
adamaya hazır mıyız? Yoksa kendimizi sıkıntı içinde saate
bakıp söylenirken mi bulacağız?
“ Üzerine düşeni yapmayanlarin, hayatlarinin degişmesini beklemeye
hakki yoktur...”
Rıchard Bach’ ın Martı adlı romanından özet olarak alınan
aşağıdaki cümlelere bir göz atalım:
“Martıların çoğu, karınlarını doyurmak için gerekli olandan
fazlasını öğrenmeye çabalamazlar. Uçuşun tek anlamı vardır
onlar için: yiyeceğe ulaşıp kıyıya dönmek. Onların amacı uçuş
değil, karın doyurmaktır. Ama martı Jonathan Livingston için
önemli olan yemek değil, uçmaktı. O, her şeyin ötesinde uçmaya
gönül vermişti. “
“Öğrenmem gereken öyle çok şey var ki...”
Martı Jonathan öğrendiklerine her gün yeni şeyler ekliyordu.”
“Yüce bir yaşamin amacini, anlamini görüp onun peşinden koşan
bir martidan daha sorumlu biri var midir? Binlerce yildan
beri artik balik kafalarin peşinde sürüklendik. Oysa şimdi,
yaşamak için başka bir amacimiz var:” Ögrenmek, yeniliklere
kucak açmak, özgür olmak. Bir şans taniyin bana; bulduklarimi,
ögrendiklerimi sizlerle paylaşayim.”
“Martı Jonathan; korku, bezginlik ve hırsın bir martının yaşamını
kısaltan etkenler olduğunu çoktan öğrenmişti. O bunlardan
arınmıştı ve uzun, güzel bir yaşam sürüyordu.”
“Bir şeyler ögrenmezsek, gelecekteki dünyamiz da şimdikinin
bir eşi olur. Hep duragan, sinirli, tek düze bir yaşam; kurşun
agirligindaki o anlamsiz sorumluluklar... hep ayni.”
“Düşündügün bir amaca hizla ulaşabilmek için, daha şimdiden
oraya ulaştigina inandirmalisin kendini. Ne istedigini bildigin
sürece başarirsin. Başardiktan sonra da elde ettiklerini kullanmalisin”
“Öğrenmekten, öğrendiklerini uygulamaktan vazgeçmemeli, yaşamın
o görünmeyen yetkinliğini sabırla, bilinçle anlamaya çalışmalıyız.
Sevgi üzerinde çalışmaya devam etmeliyiz.
“En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir.”
Aynı yazarın “Mavi Tüy” adlı romanından özet olarak alınan
aşağıdaki cümlelere de bir göz atalım:
“Hepimizin içinde bizi hem sağlığa, hem hastalığa hem zenginliğe,
hem yoksulluğa, hem özgürlüğe hem köleliğe sevk edecek güç
vardır eşit olarak. Bunları kontrol eden biziz, başka bir
şey değil”
“ Bir şeyin olmasini ne kadar çok istersek, o iş bizim için
o kadar iş olmaktan çikar”
Kazananlar ve Kaybedenler
Kazanan her zaman çözümün bir parçasıdır,
kaybeden her zaman problemin bir parçasıdır.
Kazananın her zaman bir programı vardır,
kaybedenin her zaman bir özürü vardır.
Kazanan "Bu işi senin için yaparim" der,
kaybeden "Bu benim işim degil ki" der.
Kazanan her sorunda bir çözüm görür,
kaybeden her çözümde bir sorun görür.
Kazanan "Uzak ama yolu biliyorum" der,
kaybeden "Yakın ama yolu bilmiyorum" der.
Kazanan çakılların yanındaki çimeni görür,
kaybeden çimenin yanındaki çakılları görür.
Kazanan "Zor olabilir ama mümkün " der,
kaybeden "Mümkün ama çok zor" der.
“Kaybetmeyi göze alsanız da,kaybetmemektir bütün sorun. Siz
kazanan olun.”
VERİMLİ
DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ
Sayfa başı
Öğrenciler, zamanlarının büyük kısmını, okula ve ders çalışmaya
ayırdıkları halde, çoğu kez çabalarının başarılı olmalarına
yetmediğini; veliler de çocuklarının ders çalışmaya yeterince
zaman ayırdıkları halde başarılı olmakta zorlandıklarını belirtmektedirler.
Bunun sonucu, öğrencilerin ders çalışırken kullandıkları becerilerin
ve yöntemlerin etkililiği ve yeterliliği konusu sık sık gündeme
gelmektedir. Öğretmenler ise sadece kendi alanları ile ilgili
bilgi ve beceriler yanında öğrencilerine “nasıl çalışılması”
gerektiği konusunda da yardımcı olmayı istediklerini ve bunu
gerekli gördüklerini sık sık dile getirmektedirler.
Çok çalışmasına rağmen çalışma yöntemini bilmeyen öğrenciler
umutsuzluğa kapılmaktadırlar. Bu öğrenciler sınıf düzeyleri
yükseldikçe kendilerini öğrenmeye motive etme, öğrenme süreçlerini
planlama ve değerlendirme konularında yetersiz kalmaktadırlar.
Bu durum öğrencilerin okuldaki başarılarını ve buna bağlı
olarak okul sonrası yaşamlarını da olumsuz yönde etkilemektedir.
Ana, baba ve öğretmenlerin öğrenciden genel beklentisi, onların
"derslerine çok çalışıp, başarılı olmaları" yönündedir. Beklenti
böyle olunca başarısızlığın nedeni, "yeterince çalışmamak"
olarak görülmekte ve öğrenciden sürekli daha çok çalışması
istenmektedir. Oysa gerekli olan "bilinçsizce çok çalışmak"
değil; verimli ders çalışma yollarını iyi bilerek ve bunlardan
gereğince yararlanarak etkili çalışmak”tır. Ayrıca başarıya
öğretmen, öğrenci ve veli üçgeninin dayanışması ile ulaşılabilineceği
unutulmamalıdır.
Öğrenci başarısını engelleyen ( olumsuz ) veya artıran ( olumlu
) özelliklerinin farkında olmalıdır. İzmir öğrenci yönlendirme
Merkezinde geliştirdiğim “ Verimli Çalışma ve Öğrenme Ölçeği
“ ile bir öğrencinin başarılarını etkileyen 15 özellik ölçülebilmektedir.
Bu Ölçek ülke genelinde bir çok özel okul ve dershane tarafından
da halen iznimiz dahilinde kullanılmaktadır.
Verimli ders çalışma yollarını öğrenmek isteyen öğrencinin,
önce bu yönde olumlu alışkanlıklar kazanmaya kararlı ve niyetli
olması gerekir. Buna karar verdikten sonra ders çalışmasını
aksatan ya da kolaylaştıran alışkanlıklarının bir listesini
yapmalıdır. Bir yandan listede yer alan olumsuz alışkanlıklarını
bırakmaya çalışırken öbür yandan da olumlu alışkanlıklarını
pekiştirmek için çaba göstermelidir. Çalışma ve denemeler,
olumsuz alışkanlıklar atılıncaya, olumlu alışkanlıklar iyice
yerleşinceye kadar sürdürülmelidir.
“Daha fazla güç, yetenek veya daha büyük fırsata ihtiyacımız
yok. İhtiyaç duyduğumuz şey sahip olduğumuzu iyi kullanmaktır.
S. WALSH
“Aradığınız altın fırsat içinizdedir. Çevrenizde, şansta,
tesadüfte veya başkalarının yardımında değildir, sadece içinizdedir.”
Orıson Swett MARDEN
“En başarili insanlar bu ayricaliklarini, farkli bir yetenege
sahip olduklari veya kendilerine bir firsat sunuldugu için
elde etmemişlerdir. Elde olan firsati kullanmişlardir.”
BARTON
Uzun süre yurt dışında kalmış bir asker, ülkesine dönerken,
hava alanında nişanlısı tarafından karşılanır. İkisi birlikte
askerin bavullarını beklerken yanlarından bir hostes geçer.
Asker şen bir sesle :”A! Miss Tracy bu!” der. Nişanlısı öfkeyle
“Adını nereden biliyorsun?” diye çıkışır. Askerin cevabı mantıklıdır:
”Uçağın baş tarafında, kabin kapısında, pilotun ve yardımcısının
adları yazılıydı!” Nişanlısı bu mantıklı cevabı daha da mantıklı,
aynı zamanda da alaylı bir soruyla karşılar. “Ya! Öyle mi?
Peki pilotun adı neydi?” Zavallı askerin düştüğü trajikomik
durumu hayal edebiliyor musunuz? Ya bir de pilot yardımcısının
adı sorulsaydı....O zaman vaziyet kötüden betere dönüşürdü
kuşkunuz olmasın.
Bu fıkra hafıza ile, öğrenme ve hatırlama ile ilgili sürecin
veciz bir özetidir aslında. Asker doğru söylemektedir; doğru
ama eksik. Hostesin adını gerçekten de kabin kapısında görmüş
ve oradan öğrenmiştir. Büyük ihtimalle pilotun ve yardımcısının
isimlerini de okumuştur aynı yerde. Ama sonuç ortadadır işte;
aklında kalan sadece hostesin adıdır. Dolayısıyla askerin
cevabı hostesin adını nereden bildiğini açıklamaya yeter ama
neden ve nasıl bildiğini, daha doğrusu hatırladığını açıklamaya
yetmez. Doğru ve tam cevap hostesin karşı cinsten ve alımlı
oluşunu da içermeliydi. “Merak düğmesinin neye yaradığını
bilmeyenler, mutluluk melodisini dinleyemezler.
Hafızamızda kalan ve kolayca hatırlanan şey ilgimizi çeken
şeydir. Bir şey ne kadar ilgimizi çekiyorsa, ne kadar sıra
dışı ise onu o kadar kolay ezberler, o kadar iyi hatırlarız.
Bize yumruk atanı tokat atandan; tokat atanı itekleyenden,
itekleyeni azarlayandan; azarlayanı kaşını çatandan daha kolay
hatırlarız.
Dr.Joyce Brothers”in verdiği bir başka örnek daha var:
Bir kadın başka bir kadının üzerindeki giysileri tıpa tıp
hatırlar, ayrıntıları ile tarif eder. Yüzündeki kırışıklara
ve çillere, gözünün altındaki minicik lekeye kadar her şeyi
sayıp dökebilir. Aynı şeyi bir erkeğin yapabilmesi çok zordur.
Sebep hafıza farkı değil ilgi farkıdır.
Demek ki hafızayı biçimlendirip yönlendiren en önemli
etkenlerden birisi “İLGİ”dir. Buradan hafızanın ilk prensibini
çıkarabiliriz. Madem ki ilgimizi çeken şeyi hatırlıyoruz o
halde hatırlamak istediğiniz şeyin ilginizi uyandırmasını
sağlamalı, sempatik, olmazsa antipatik ama ille de ilgi çekici
bir tarafını bulmalıyız. Diyelim ki öyle ilginç bir tarafını
bulamadık, o zaman kendimize bir takım uygun ilginçlikler
icat etmemiz gerekiyor. Arşiv istiaremize dönersek, arşivde
örneğin bir kitabı bulmak istediğinizde ona ya yazar ismine
ya da kitap ismine göre hazırlanmış alfabetik sıralı ve numaralı
kartlar kullanarak ulaşırsınız.
İşte bir bilgiyi ilginç kılmak, hatırlanmasını kolaylaştırmak
için ona iliştirdiğiniz, eklediğiniz yeni unsurlar arşivdeki
bu numaralı kartlara benzer. İyi de bu ilginç kılma işi nasıl
yapılacak? Bu herkesin özel yetenek, donanım,bilgi ve görgüsüne
göre değişir. Bir şeye benzetmek, karikatürize etmek, bildiğimiz
başka şeylerle ilişkilendirmek gibi yollara başvurarak sıradan
bir bilgiyi sıra dışı hale getirmemiz mümkündür.
Thomas De Quincey, ”Bindirilen yük ne kadar şiddetli ise hafiza
da o kadar güçlü olur.” diyor. Bu ne demek? Örneğin sınav
arifesinde, sınava yakın dönemlerde ders çalışmak daha verimlidir
ve bu esnada öğrenilen bilgilerin hatırlanma oranı da diğer
zamanlardakinden daha yüksektir. Başka zaman beş kez okuyup
öğrenemediğiniz bir bilgiyi sınav arifesinde iki-üç kez okumakla
öğrenir ve daha kolay hatırlarsınız. Zekanız ve hafızanız
aynı kalmakla birlikte öğrenme ve hatırlama “gerekçeniz “in
şiddeti artmaktadır çünkü.
Bir şempanze uzun süre aç birakildiktan sonra bulundugu kafese
içi üzüm dolu otomatik bir makine konmuş, birkaç da madeni
para. Bu paralar makineye atildigi takdirde makine üzüm veriyormuş.
Açligin tahrik ettigi hayvan araliksiz sinamalar sonunda makineden
üzüm almayi başarmiş. Sonra deney farkli renkte paralarla
denenmeye başlanmiş. Her rengin makineden çıkardığı üzüm sayısı
farklıymış. Beyaza bir, maviye iki, kırmızıya üç vb. Şempanze
bu doğal problemi daha kısa sürede çözerek azami sayıda üzüm
yemeyi de başarmış.
Şempanzenin dogal güdüsü olan açlik, hafizasini uyarmiş; böylece
şempanze normal zamanlarda ögrenemeyecegi veya uzun sürede
ögrenebilecegi bir beceriyi daha kisa sürede ögrenmiş ve üstelik
ikinci deneyde birinci deneyde ögrendiklerini kolayca hatirlamiştir.
Şempanzenin başarisi sirf tekrara baglanamaz. Gerekçeniz ve
ilginiz yetersizse istediginiz kadar tekrarlayin; ögrenemez
ve hatirlayamazsiniz. Bu o kadar dogrudur ki gündelik hayata
şöyle bir bakmamiz onu onaylamamiza yeterli veriyi saglar.
Örneğin her gün defalarca kullandığımız telefonunuzun tuşları
nasıl sıralanmıştır. Sağdan sola mı, yukarıdan aşağıya mı?
Her gün alışveriş yaptığınız marketin vitrin çerçeveleri ne
renktir? Camları kaç bölmelidir? Okulunuzun her gün çıktığınız
giriş merdivenleri kaç basamaklı? Apartmanınızın asansör lambası
normal ampul mü, florasan mı? Bütün bunların hepsini bir solukta
doğru olarak cevaplayacak kaç kişi çıkar acaba?
Gördüğünüz gibi etkin bir öğrenme ve hatırlama için tekrar
gerekli ama yeterli değildir. İşte yukarıda sorulan sorular
her gün tekrar ettiğimiz olgulara ilişkindir ama yinede cevaplarını
bilmiyoruz. Öğrenme ve hatırlama için gerekçe,ilgi ve tekrar
bir arada bulunmak zorundadır.
Gece yatmadan önce yapılan kısa bir tekrar uyku sırasında
salgılanan bir takım hormonal maddeler sayesinde yeni öğrenilmiş
olan bu bilgileri hafızaya yerleştirme konusunda etkilidir.
Kurt Lewin isimli bir araştirmacinin “gerilim teorisi”ne göre
kişi belli bir hedefe (örnegin Fen Lisesi ya da ÖSS’yi kazanmaya)
yönelmişse hafiza çok daha iyi çalişmaktadir .Bu konuda ilginç
bir deney yapilmiş: Bir grup ögrenciye belli bir zaman diliminde
belirli işleri yapip tamamlamalari söylenmiş; kilden bir heykel
yapmak, kibrit çöpleriyle çeşitli figürler oluşturmak, belli
bir rakamdan geriye dogru üçer üçer saymak gibi... Ancak süre
dolmadan ve işler tamamlanmadan birdenbire ellerindeki işi
birakip başka işlere başlamalari söylenmiş. Bu işlem bir kaç
sefer tekrarlanmiş ve bazi işler tamamlanirken yarim kalmiş.
Denekler deney süreci ve işlerini yarim birakma gerekçeleri
konusunda hiç bir ön bilgiye sahip degillermiş.
Deney sonunda deneklerden kendilerine verilen görevleri saymaları
istendiğinde görülmüş ki denekler yarım bıraktıkları işleri
tamamladıklarından daha iyi hatırlıyorlar ve ayrıca bu işleri
tamamlama arzusunun verdiği bir gerilim içinde bulunuyorlar.
Buraya kadar söylediklerimizden çıkan sonuç şöyle özetlenebilir:
İyi bir hafıza güçlü gerekçelerle, belirli bir hedefe yönelerek,
ilgi duyarak ve bol bol tekrar yaparak elde edilir. Bilim
adamları, öğrenmenin ilk ve olmazsa olmaz koşulu dikkat ve
etkin dinleme demektedirler.
“Kare büyüdükçe fotoğrafın anlamı da değişir; intihar eden
adam basit bir dublöre; ağlayan bir genç kız, soğan doğrayan
bir ev hanımına dönüşebilir.”
Belli bir konuyu çalışmak için masanızın başına oturduğunuzda;
derginizi, kitabınızı önünüze açtığınızda okuyacağınız, öğreneceğiniz
konu-genellikle bir bütündür. Her zaman olmasa bile kendi
içinde organik bir bütünlüğe sahiptir. Çeşitli bölümler, parçalar,
birbirleriyle ilintili, bağlantılı olabilir. Biri anlaşılmadan
öteki, öteki anlaşılmadan beriki anlaşılamayabilir.
Bazen konunun başindaki bir bilgi, sonundaki bir bilgi kirintisiyla
yakindan ilişkilidir. O kirinti olmaksizin bilmeceyi çözmek
olanaksizdir. Eksik harf yerine konmadan sihirli kelime ortaya
çikmaz. Söz konusu kirintiya ulaşmak için adim adim ilerleme
yolunu seçerseniz, ona vardiginizda baştaki bilgiyi unutmuş
olabilirsiniz. Bu durumda tekrar geriye dönmeniz gerekecek.
Ne yapmali?
Kuşkusuz konunun tümünü birden, altini, üstünü, ortasini ayni
anda görerek çalişmak olanaksiz. Ama olanaksiz olan, bu işi
ayrintili yapmaktir. Oysa konuyu - bütünlük arz etmiyorsa
kendi içinde uygun bütünlüklere bölerek - kuşbakişi bir göz
gezdirmeyle taramak; hizli bir okumayla ana hatlarini kavramak;
önemli noktalarindan haberdar olmak; kilit cümleleri belirlemek
olanaksiz degildir.
Ayrıntılara inmeksizin, tamamını anlayıp ezberlemeye kalkışmaksızın,
böyle bir kuşbakışı tarama size konunun bir haritasını sağlar.
Kuşbakışı tarama, hücum edeceğiniz savaş bölgesine düzenlediğiniz
bir keşif uçuşuna da benzetilebilir. Böylece, daha sonra ayrıntılı
çalışırken, attığınız her adımın sizi nereye götürdüğünü,
bir sonraki adımda sizi nelerin beklediğini bilmenin güven
ve rahatlığını yaşarsınız.
Anlatmak istediğim şeyi hayli aydınlatacak bir örnek var:
Lego (yap-boz) oyuncakları. Çeşitli ve görünüşte anlamsız,
birbirine benzer, çok sayıda parça birleştirilir ve sonuçta
anlamlı şekiller çıkar ortaya (ev, tren, tabanca vs.) Hemen
hemen bütün Lego kutularında, içindeki parçalarla nelerin
yapılabileceğine dair resimler vardır. Bir kere kutunun üzerindeki
resmi gördükten sonra elinizdeki parçaları bu resme göre birleştirmek
ve sonuca ulaşmak çok hızlı ve kolay olur. Böyle bir resme
sahip değilseniz sonuca ulaşmak çok zaman alır ve sizi çok
yorar. Ders çalışırken konuyu hızlı gözden geçirmek, kuşbakışı
taramak da bize lego kutusundaki resmi görmeye benzeyen bir
avantaj sağlayacaktır. Lütfen bu avantajı göz ardı etmeyin.
Kaynakların seçilmesine özen gösterilmelidir. Çünkü yanlış
bir bilginin üzerine doğru bilgiyi öğrenmek oldukça zordur.
Nasrettin Hoca’ya iki çocuğu ile bir adam gelmiş ve “Hocam
bu çocukları okutmanı istiyorum, büyük olan biraz bilir, küçük
olan hiç bilmez. Ücret olarak ne alacaksın?” diye sormuş.
Hoca da “Biraz bilenden iki, hiç bilmeyenden bir akçe alırım.“
yanıtını verince hayretle nedenini öğrenmek istemiş. Hoca
da “Eee...hiç bilmeyene sadece doğruyu öğreteceğim. Bir iş.
Oysa biraz bilene önce bildiği yanlışları unutturup sonra
doğruyu öğreteceğim. İki iş. Bunun için iki akçe” cevabını
vermişti.
Hatırlamak mı zor unutmak mı?
Hasta bir adam son çare gitmiş Hoca’ya. Anlatmış derdini derman
olur diye. Hoca, kolay, demiş,derdinin çaresi bende: Dişi
tilkinin kuyruğunu asla getirmeyeceksin aklına. Adam bunda
ne var, diye düşünmüş. Buldu ya basitçe çareyi sevinmiş aklinca.
Ama bir hafta sonra düşmüş Hoca’nin kapisina. “Aman Hocam!
Hiç aklımda yoktu. Nereden soktun aklıma dişi tilkinin kuyruğunu?
Bir türlü çıkmıyor aklımdan.” Şimdi siz söyleyin. Bilim adamları,
öğrendiklerinizi, kurduğunuz fantazilerle ilişkilendirin.
Fantazileriniz ne kadar çılgın, abartılı ve uçuk olursa, unutmanız
o kadar zor, hatırlamanız o kadar kolay olur, derken yanlış
mı söylemişler? Varın siz karar verin.
Yanlış Çalışma Alışkanlıkları nelerdir ?
Çalışmaya başlarken belli bir amaç taşımamak, plansız ve programsız
çalışmak, evin değişik yerlerinde ders çalışmak, çoğu zaman
yatarak-uzanarak ders çalışmak, televizyon karşısında veya
müzik dinleyerek çalışmak, sınav öncesi ezberlemeye çalışmak,
farklı kaynaklardan yararlanmamak, anlaşılamayan, korkulan
veya sevilmeyen derslerin daha az çalışılması, dersin öğretmeninin
sevilmemesi nedeni ile o dersi sevmemek veya çalışmamak gibi
yanlış çalışma alışkanlıkları öğrencilerin başarısız olmalarına
neden olmaktadır.
Verimli Ders Çalışma Yolları Nelerdir?
I- Amaçlarınızı Belirleyiniz
“Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalişmaktan da
zevk almazlar”
E.Raux
Her çalışma bir amaca yönelik olmalıdır. Bu amaçlar, bir problemin
çözümünü öğrenmek, bir yazıdaki ana düşünceyi bulabilmek vs.
olabilir. Bunları iyi belirleyerek çalışmaya başlayan kişiler,
bu yakın amaçlara ulaşa ulaşa sınıfını geçmek, okulunu bitirmek
ve sınavı kazanmak biçiminde özetlenen uzaktaki amaçlarına
da ulaşmaktadırlar. Başarı insanın düşlediklerini gerçekleştirmesidir.
Bunu yapabilen her kişi başarılıdır. Düşlemek bilinçli bir
eylemdir. Düşlerimizin yürekten gerçekleşmesini ister ve ona
ulaşmak için yola çıkarsak, bu uğurda inancımızı ve kararlılığımızı
bir an bile yitirmezsek amacımıza ulaşırız.
Çabalamadan hayal kurmak ise miskinlerin, bedavacıların işidir.
Çalışmadan kazanamayız. Unutmamak gerekir ki başarı için “yüzde
elli yürek, yüzde elli kürek” gerekir. Başarılı insanların
tümü şans faktörünü işin başında dışlar. İşi şansa bırakmayın.
Şans, rastlantı ya da başkasının yardımı gibi faktörlerin
başarıda ki yeri % 1 bile değildir.
“Talih nedir? Sadece şans degildir. Talih; firsati yaratmak,
orada oldugunda farketmek ve geldiginde almaktir.”
Natasha JOSEFOWITZ
“Ne kadar çok çalışırsanız, o kadar talihli olursunuz.”
R. Davıd THOMAS
“Kendi fırsatlarınızı yaratmalısınız.”
John B. GOUGH
“İnsanı kendisiyle yüz yüze getiren bazı sorular: "Belirli
bir zamanda nerede olmak istiyorum?" "Oraya nasıl gideceğim?"
"Kendimi bulduğum yerden, olmak istediğim yere götürmek için
ne yapmalıyım?" "Harekete geçmem için atmam gereken ilk küçük
adım nedir?"
“Bir yanda seyahat edenler; diğer yanda bir yerlere gidenler
vardır. Bunlar hem birbirlerinden farklı , hem de birbirlerinin
aynıdırlar. Başarılı olanların rakiplerine üstünlüğü şudur:
Başarılı olanlar, nereye gittiklerini bilenlerdir.”
Mark CAINE
Amaçsız bir çalışma dümensiz bir gemi ile okyanusa açılmaya
benzer. Rüzgâr nereye sürüklerse oraya gidersiniz. Gemi yol
alır gibi görünür ama büyük bir olasılıkla kayalara çarpar.
Amacınızı belirlerken, ona ulaştığınızda çok mutlu olacağınıza
inandığınız ve yolculuğundan zevk alacağınız bir amaç olmasına
özen gösterin. Bir insanın sevmediği bir işi yapması ve buna
katlanmak zorunda kalması yaşamı boyunca mutsuz olmasına yol
açacaktır.
Colombia Üniversitesinden psikolog Robert S. Woodwart, somut
bir hedef belirlemenin kişideki gizli potansiyeli nasil açiga
çikardigi ve hatta arttirdigini ortaya koymak için “yüksek
atlama” örneginden faydalanmiş. Yüksek atlama konusunda kendini
hiç denememiş ve zora koşmamiş bir insan ilk denemesinde belli
bir yüksekligi aşabiliyor. Başka bir deneme yaptiginda da
bu yükseklik degişmiyor. Ama kendisine yüksek atlamada bir
hedef belirlemiş bir kişi her seferinde çitayi biraz daha
yükselterek agir agir yetenegini geliştiriyor ve hedefine
ulaşiyor. Ara hedeflerden geçerek, başlangiçta başarilamaz
görünen başarilabiliyor.
Aynı çerçevede daha ilginç bir test de yapılmış. Testte katılanlar
önce iki guruba ayrılıyorlar. Birinci guruba daha önce bir
başka grubun - ki bu gerçekte var olmayan uydurma bir grup
- aynı denemeyi az önce başardığı ve x metre yükseklikten
aşabildiği söyleniyor.
Söz konusu uydurma grubun aldığı sonuçlar (!) yüksek sesle
okunarak deney başlatılıyor. Güçlerini -gerçekte var olmayan-
rakipleri ile kıyaslayarak atlama yapan denekler, rekabet
duygusuyla kızıştıkları için üstün bir performans sergiliyorlar.
Öte yandan ikinci gruba deneyin başında hiç bir şey söylenmiyor.
Önlerine aynı yükseklik sınırları konuyor. Ancak bu grubun
elde ettiği sonuçlar birinci gruba göre çok çok kötü bulunuyor.
Fiziki olarak birinciye benzer özellikler taşimasina ragmen
ikinci grubun, motivasyon (güdüleme) eksikligi nedeniyle birinci
grubun gerisinde kalişi, gerçek gücünü ve becerisini ortaya
koyamayişi size bir şeyler söylemiyor mu?
Açıkça Tanımlanmış Hedefler
Ne istediğinizi bilmelisiniz. Enerjiniz, bilginiz ve azminiz
bir amaca yönelmeli ve bu amaç açık, somut ve kesin olmalıdır.
Hem iyimser hem de gerçekçi olmalıdır. Bunlar gerçekleştikten
sonra, amacınıza ulaşmak için bazı şeyler yapmanız gerekir.
Öngörü, karanlıkta kalmış bir yolu aydınlatan ışıkla karşılaştırılabilecek
bir tür hedeftir. Hedefinizi somutlaştırmayı ve onu olmasını
istediğiniz sonuç olarak ifade etmeyi başardığınızda, bu ışık
yoğun bir lazer ışınına dönecek ve bir duvarı delip geçecek
kadar güçlü olacaktır. Önünüzdeki hedefi açık bir şekilde
gördüğünüzde ve bu hedefi tüm kalbinizle kendinizle özdeşleştirdiğinizde,
doğru kararları kendiliğinden verebileceksiniz.
Konunun özüne inmeye çalışın. Gerçekten istediğiniz şey ne?
Gereksiz ve yararsız olanları bir kenara attığınızda geriye
ne kalıyor? En öncelikli sorun ne? Sizin için gerçekten önemli
olan şey ne? Amaciniza ulaşmak için neye gereksiniminiz var?
Aslinda tamamen başka bir şeyin peşindeyken, kendimizi sik
sik ilgisiz bir şey için çabalarken bulabiliyoruz.
Bununla ilgili olarak şu örnekleri verebiliriz: Genç bir kadin
kalkinma programinda çalişmak üzere Afrika”ya gitmek istiyordu.
Kendisine yukaridaki sorulari sordugunda, asil istedigi şeyin
insanlarla daha fazla ilişkide bulunmak oldugunu keşfetti.
Diger insanlarin dikkatini çekmek ve minnettarliklarini kazanmak
için özel bir şeyler (fakirlere yardim etmek gibi ) yapmasi
gerektigini düşünmüştü. Girmesi gereken mücadele, başkalarina
yardim etmek üzere çekip gitmek yerine, o anda ve bulundugu
yerdeki insanlarla olan ilişkileri üzerinde çalişmakti. Bu
şekilde, her şeyden önce, insiyatifi ele alma riskine girebilecek
ve terslenme korkusunu yenebilecekti.
Bir kadın avukat, kapısının üzerine, meşgul olduğu zamanlarda
bunu gösterecek kırmızı bir ışık istiyordu. Kendi kendine
bu isteğinin altında ne yattığını sorduğunda, asıl istediği
şeyin, kapılarının üzerinde kırmızı ışık bulunan tüm diğer
erkek meslektaşları gibi saygı görmek ve onlarla eşit konumda
görülmek olduğunu keşfetti. İyi bir çalışma ortamı kırmızı
ışıklar kullanılmadan da sağlanabilir ve böylece kabul edilme
gereksinimi tatmin edebilirdi.
Influencing with Integrity adlı kitabında Enie Z. Laborde
iletişimi bir yolculuğa benzetir. Önce nereye gitmek istediğinize
kara verirsiniz. Sonra, oraya nasıl gideceğinize ve size eşlik
etmesi için kimi davet edeceğinizi düşünürsünüz. Eğer Londra’dan
Edinburgh’a gitmek istiyorsanız, bunu uçakla, otomobille veya
trenle yapabilirsiniz. Yolda giderken doğru yöne gidip gitmediğinizi
anlayacağınız işaretlere gereksinmeniz olacaktır. Eğer yol
arkadaşlarınız farklı bir yere gideceklerse, nerede sizin
yanınızdan ayrılıp kendi başlarına devam edeceklerini bulmak
zorundadırlar.
Sonunda Edinburgh’a vardığınızda ise, burasının gerçekten
ziyaret etmek istediğiniz yer olup olmadığını anlamalısınız.
İstediğinizi elde edebileceğiniz yer gerçekten burası mı?
Gidilecek yerin belirlenmesiyle başlayan yolculuk gibi, ulaşilmak
istenen sonuçlarin ortaya çikmasiyla da bir iletişim süreci
başlar. Hedefinizi zihninizde tam olarak belirlemeden iletişim
kurmak, nereye gittigine bakmadan bir trene binmek gibidir.
Strateji
Amacınızı açık seçik ortaya koyduktan sonra bir strateji hazırlamaya
başlayabilirsiniz. Ama eğer işlem uygulanamayacak bir durumdaysa,
en iyi strateji bile hiç bir işe yaramaz. Bazen çok kolay
başarılabilecek bir olay için yanlış strateji seçilerek uzun
zaman harcayabiliriz.
Günlerden bir gün, bir hintli ermişin yanina, koşa koşa, ögrencilerinden
biri gelir. "Ustam," der. "Ben de erdim. Irmağın bir kıyısından
öbürüne sulara değmeden geçebiliyorum." Bilge kişi aldırmaz
pek. "Ben daha ermeden geçebiliyordum bir kıyıdan öbürüne
sulara değmeden," der. "Sandala binerek”
“Başkalarinin sizin için istedigi şeyi degil, gerçekten kendi
istediginiz şeyi tasarladiginizdan emin olun.”
“Planlama geleceği şimdiki zamana getirmektir, böylece gelecek
hakkında şimdiden bir şey yapabilirsiniz.”
LAKEIN
“Zekice hazırlanmış bir plan başarının ilk adımıdır. Plan
yapan kişi nereye gittiğini, nasıl bir ilerleme yaptığını
bilir ve ne zaman hedefe varacağı konusunda oldukça iyi bir
fikri vardır.”
S. WALSH
Yoğunlaşma ve Esneklik
Amacınıza ulaşmak için, eylemleriniz o amaç üzerinde yoğunlaşmış
olmalıdır. Zihninizde bir resim çizerek ne istediğinizi şekillendirir
ve tüm dikkatinizi buna verirsiniz. Bunu ,başka bir şey yaparken
bile zihninizin bir köşesinde tutun. Bu, sizin uyanık olmanızı
ve karşınıza çıkan fırsatları değerlendirmenizi sağlayacaktır.
Eğer bir öncelik sıralamanız yoksa,her şeyi bir seferde yapmaya
çalışıp sonra da hiç bir şey yapamama tehlikesiyle karşı karşıyasınız
demektir.
“Başarinin geregi, arzunuzun tamamen saplanti, düşünce ve
amaçlarinizin koordineli ve enerjinizin gevşemeden konsantre
olmasi ve uygulanmasidir.”
Claude M. BRISTOL
İrade Gücü
Hedefinize ulaşmak için irade gücü ve azim göstermeniz gerekir.
Hedefinize ve ona ulaşmak için seçtiginiz yola inanmalisiniz.
Sizden istenen işi yapmaktan zevk almalisiniz. Ileriye dönük
mücadele isteginiz, enerjinizi amaciniz üzerinde yogunlaştiracaktir.
Hedefle ve gerçek arasında derin bir ayrılık bulunduğunda,
sabırsızlaşma eğilimi gösteririz. Sanki tüm dünya bize karşı
elbirliği etmiş gibi görünür. Herkes rüzgâr gibi eserken biz
ağır ağır yürümek zorunda kalmışızdır. Bu hiç de adil değildir!
Mevcut durumla istenen sonuç arasındaki boşluğa yaratıcı gerginlik
denir. Kendinize acıyacağınıza, bunu sizi hedefinize biraz
daha yaklaştıran bir şeyler başarmaya sevk eden bir enerji
kaynağı olarak görün.
Aksilikler arka arkaya gelse bile kendinize inanmayı sürdürün.
Yenilginin bir bozgun olmasına izin vermeyin, aksine bunu
öğrenmek için bir şans olarak algılayın: Yanlış giden neydi?
Niye böyle oldu? Bir daha ki sefere bunun olmaması için ne
yapabilirim? Başarı ve bozgun arasındaki fark azimdir.
“Ben bir işte nasil muvaffak olacagimi düşünmem, o işe neler
mani olacak diye düşünürüm. Engelleri kaldirdin mi iş kendi
kendine yürür.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Engeller ve direnç sizi güçlendirir ve kendi yeteneklerinize
güvenmeye sevk eder. .Engellerin üstesinden gelerek kendinize
güveninizi pekiştirirsiniz. Başa çikilmaz bir engelmiş gibi
görünen şeyler bazen yeni ve kolay yollar bulmanizi saglayabilir.
Girdiginiz yarişma karşi karşiya geldiginiz zorluklarin sizi
stratejinizi yeniden düşünmeye mi sevk edecegini , yoksa bu
zorluklarin sizi amaciniza götüren yolda daha mi güçlü kildigini
belirlemektedir.
“Yaşamin garip karmaşasinda başimiza ne gelebilecegini bilemeyiz.
Ancak kendimizin ne yapacagina, bu olayi nasil karşilayacagimiza,
olayla nasil başa çikacagimiza karar verebiliriz. Sonuçta
gerçekten önemli olan da budur. Yaşamin hammaddesini almak
ve onu degerli ve güzel bir şey haline getirmek; işte bu hayat
sinavidir.”
Joseph Ford NEWTON
“ Üşenme ! Erteleme ! Vazgeçme ! “
“ Bekleme; "Doğru zaman" asla gelmeyecektir. Bulunduğun yerden
başla ve senin emrinde olabilecek her türlü araçla çalış.
Gideceğiniz yol üzerinde daha iyi aletler bulunacaktır.”
Napoleon HILL
“ Başarisizlik insani hayal kirikligina ugratabilir ama denememek
yok olmaya mahkűm edecektir.”
Beverly Hills
“Bir amaç için uğraştığınızda işler ters gittiğinde, sendelediğinizde
veya düştüğünüzde utanmamalı, tekrar denemek için gereken
cesareti toplamalısınız.”
Dünya çapında 30 milyar marklık satış hacmi olan Sony şirketinin
patronu Akio Morita, Der Spiegel”de yayınlanan bir söyleşisinde,
başarısının sırrını şöyle açıklar:”En gerekli olan şey insanlara
bir amaç verebilmektir. Her şey yaratıcılıkla ilgilidir. Yıllar
boyunca yaratıcı bir işletmenin hizmetinde bulundum ve yaratıcı
insanların nasıl motive edileceğini biliyorum. Onlara asla
neyi yapıp neyi yapmayacaklarını söylemem.”
“Olağanüstü fırsatlar beklemeyin. Olağan durumlara el koyun
ve onları olağanüstü hale getirin. Zayıf insanlar fırsat bekler,
güçlüler kendileri yaratır.
Orıson Swett MARDEN
“Başari, zahmet ve sebatin çocugudur. Dil dökerek veya rüşvet
vererek elde edemezsiniz, ancak fiyatini ödediginizde sizin
olur.”
Orıson Swett MARDEN
“Kayda değer hiçbir şey kolay elde edilemez. Çalışmak, sürekli
çalışmak; sonunda sizi istenen sonuca götürecek tek yol budur.”
Hamılton HOLT
“Yaşam, siz başka planlar yaparken olup biten şeylerin toplamidir.”
Planlama bir başlangiçtir, plan yapani hiç bir yere götürmez.
Yaşam bir şeyler yapmaktir. Peki siz ne yapacaksiniz?
Zamanınızı ve yaşamınızın kontrolünü elinizde tutun.
Gün bugündür
Yer burasıdır
Yaşam sizin yaşaminizdir
Geleceğinizi etkileme fırsatına sahipsiniz
Günü yakalayın
Bu anı kullanın
Şimdi harekete geçiniz.
“Bilginin efendisi olabilmek için çalışmanın uşağı olmak şarttır.”
BALZAC
“İçinizde öyle güçler vardır ki, keşfedip kullanabilseydiniz,
olmayı hayal ettiğiniz veya tasarladığınız her şey olabilirdiniz.”
Orıson Swett MARDEN
“Başarmanin ilk adimi, önce yapabilecegimize inanmaktir.”
Mıchael KORDA
“Başarinin ilk kurali - konsantrasyon - bütün enerjileri bir
noktaya yönlendirmek ve ne sola, ne de saga bakmadan dogrudan
o noktaya yönelmektir.”
Wıllıam MATHEWS
“Başari; sahip oldugunuz bütün güçlerin, tek bir arzunun başarilmasi
üzerine yogunlaştirilmasidir.”
Wılferd A. PETERSON
“Bütün düşüncelerinizi elinizdeki işe yogunlaştirin. Güneş
işinlari odaklanmadiklari sürece yakamazlar.”
Alexander Graham BELL
“Engeller vahşi hayvanlar gibidir. Aslinda korkaktirlar, ama
yapabilirse size blöf yaparlar. Eger kendilerinden korktugunuzu
görürlerse, üzerinize atlamaya hazirdirlar. Ama ta gözlerinin
içine bakarsaniz yavaşça çekilip giderler.”
Orıson Swett MARDEN
“Kuşkularimiz bizim düşmanlarimizdir; bizleri girişimde bulunmaktan
alikoyarlar, elde edebilecegimiz iyi şeyleri yitirmemize neden
olurlar.”
Wıllıam SHAKESPEARE
“İnsanın en büyük keşfi ve şaşırtıcı duygusu, yapamayacığından
korktuğu şeyleri yapabildiğini anlamasıdır.”
Henry FORD
“Kaç kişi, biraz daha çaba ve sabrin başariyi getirecegi anda
birden vazgeçmiştir?”
Ross PERO
“Bir sonucun elde edilmeye değer olduğuna tam olarak karar
verdiğim zaman, üzerine giderim ve sonuç alıncaya kadar deneme
üstüne deneme yaparım.”
Thomas A. EDISON
“Bilerek başlayanlar, sebatla yürürler. Güçlüklere rağmen
vazgeçmezler. Azmederler ve sonunda ödüllerini toplarlar.”
Charles E. POPPLESTONE
“Denemekten vazgeçmek gibi başka bir başarisizlik yoktur.
Insanin içindeki yenilgiden başka yenilgi yoktur. Kendi içimizdeki
amaç zayifligindan başka, gerçekten aşilmaz bir engel yoktur.”
Elbert HUBBARD
“Sanırım kendimizi uzun bir yolda gibi düşünmek yararlı olur:
Önemli olan inancını korumak, dayanmak, düştüğümüzde veya
yorulduğumuzda birbirimize yardım etmek, gözyaşı ve düş kırıklığına
rağmen yola devam etmektir.”
Mary Carolıne RICHARDS
Planlı Çalışma
Geri getirilmesi olanaksız olan tek şey zamandır. Zaman hızlı
ve coşkun akan bir ırmağa benzer. Zaman ancak planlı bir çalışmayla
değerlendirilebilir. Zamanı programlarken kendinize 5 yıl
sonra, 1 yıl sonra, 3 ay sonra, 1 ay sonra , 1 hafta sonra,
yarın neleri başarmak isterdim sorularını kendinize sorun.
Telefon arkadaşlarinizla uzun konuşmayarak, arkadaşlariniz
her çagirdiginda koşa koşa gitmeyerek, kantinde - kafeteryada
her gün uzun zamanlar harcamayarak, evde oradan oraya amaçsiz
dolaşmayarak, televizyona esir olmayarak, evdeki sohbetlerin
tümüne katilmayarak zamandan tasarruf yapip sizi mutlu kilacak
eglence - kültür ve sanat gibi faaliyetlere de zaman artirabilirsiniz.
Bu günün işini yarina birakmayin.
ABD’de 18 yaşina gelinceye dek bir ögrenci 12 bin saatini
okulda, 15 bin saatini TV karşisinda geçirmektedir. Bir Amerikali
çocuk günde ortalama 3 saat, Japon çocugu 5 - 6 saat TV izlemektedir.
TV’ ye “ Aptal kutusu “, bütün gününü TV karşisinda geçirenlere
de “ TV aliklari “ denmesi boşuna degildir.
Zamanı boşa geçirmek, hayatı boşa geçirmek demektir. Zamanı
kontrol etmek de hayatı kontrol etmek demektir. Öğrenciler,
ders çalışmanın gerekliliğini bilmekte fakat nasıl ve ne kadar
çalışmak gerektiğini bilmemektedir. Diğer yandan öğrencilerin
ders çalışma motivasyonu da çalışma davranışını etkilemektedir.
Nasıl ve ne kadar çalışacağını bilemeyen öğrenciler bu nedenle
çalışma motivasyonu da oluşturamamaktadır. Kişiye özel öğrenci
ders çalışma programının gerekliliği herkes tarafından kabul
edilmektedir.
Birden çok iş ya da ders üzerinde ayni günde çalişmaniz gerektiginde
hangisinden işe başlayacaginizi bilemediginiz ya da çalişmaya
başlamak için karar veremediginiz anlar oluyor mu? Bu soruya
yanitiniz "evet" ise, sizin planli çalişmayi bilmediginizi
kolayca söyleyebiliriz. Bu tür bir durumla, yani ayni zamanda
birden çok dersi çalişmayla yüz yüze geldiginizde, derslerden
her birinin üzerinizde yarattigi ruhsal baski, bunlardan herhangi
birine kendinizi tümüyle vermenizi engelleyerek ve verimsiz
biçimde işlerden birini birakip ötekine atilmaniza neden olacaktir.
Birden fazla amaci bir arada gerçekleştirebilmek mümkün degildir.
Bu tür kararsızlık ve karışıklık ancak hangi dersi ne zaman
yapacağınızı belirli bir sıraya koymakla yani "Karar Vermekle"
ortadan kalkar. İşte çalışmada plan; "nasıl", "ne zaman" ve
"nerede" çalışacağınıza karar vermek demektir.
Öğrenciler günlük ve haftalık bölümleri de olan
aylık çalışma planlarında;
• Hangi derslere, haftanın hangi günleri çalışacaklarını,
• Geçmiş konularin tekrarina ne zaman yer vereceklerini,
• Sınav tarihlerini,
• Hazırlayacakları ödevlerin neler olduğunu ve zamanını,
• Planlarına aldıkları, ancak çeşitli nedenlerden ötürü
zamanında yapamadıkları çalışmalarını ne zaman tamamlayacaklarını,
• Dinlenme, müzik dinleme, televizyon izleme, spor yapma
sinema ve tiyatroya gitme gibi ders dışı etkinliklere ne zaman
yer vereceklerini göstermelidirler.
• Günlük çalışma çizelgelerinde; okulda geçen saatler,
ders çalışma, eğlenme, dinlenme, ev işlerine yardım ve uyku
saatleri gösterilmiş olmalıdır.
İzmir öğrenci yönlendirme Merkezinde geliştirdiğim “ Öğrenci
Ders Çalışma Programı “ ile ( bilgisayar programı ) kişiye
özel ders çalışma programı hazırlanabilmektedir. Bu program
ülke genelinde bir çok özel okul ve dershane tarafından da
halen iznimiz dahilinde kullanılmaktadır.
Çalışmaya başlayacağı zaman kendini yorgun ve isteksiz hisseden
öğrenci çalışma saatlerini yanlış seçmiş demektir. Beklemeden
günlük çalışma çizelgesinde gerekli değişikliği yapmalıdır.
Planlı çalışarak her işe gerektiği kadar zaman ayırabilir,
yapmak isteyip de yapamadıklarınıza zaman kalmasını sağlayabilirsiniz.
Daha huzurlu olur ne yapacağımızı düşünerek yitirdiğiniz zamanı
kazanabilirsiniz. Bir dersi bırakıp diğerine geçmez, her derse
gerektiği kadar zaman ayırmış olursunuz. Günü gününe çalıştığınız
için sınavlar öncesinde aşırı çalışmaya gerek kalmaz. Çok
fazla sınav paniği yaşamazsınız. Çalışma veriminiz artar,
öğrendikleriniz daha kalıcı ve etkili olur. Bu nedenlerle
ortaya çıkan anne ve babalarımız ile yaptığımız tartışmalarda
ortadan kalkar. “ İyi at kendisine kamçı vurdurmaz”.
“Yenilgiyi, planlarınızın sağlam olmadığına bir işaret olarak
kabul ediniz. Planları yeniden kurup, yeniden hedeflediğiniz
noktaya doğru yol alınız.”
Napoleon HILL
“İnsanların çoğu, başarısızlığa uğrayan planların yerine yeni
planlar yaratma azimleri olmadığı için başarısızlığa uğrarlar.”
Napolyon HILL
Zamanı Verimli Kullanma
“Gününü faydalı bir şekilde kullanmasını bilen bir insan için
asıl mutluluk akşam vaktinde gelir.”
Corneille
Öğrenciler bedensel, zihinsel, duygusal yapıları, ilgileri
ve yetenekleri bakımından birbirlerinden farklıdırlar. Bir
öğrencinin isteyerek çalıştığı ve hemen öğrendiği bir dersi
bir başka öğrenci zor öğrenebilir. Bir başka öğrenciyse çabuk
yorulabilir ya da çalışmak istemeyebilir. Bu nedenle bir ders
ya da konu içinde ayrılacak süre öğrenciden öğrenciye değişir.
Her öğrenci zamanı kendine göre ayarlamalıdır.
Bir saat çalıştıktan sonra araya 5-10 dakikalık dinlenme koymak
yararlı olur. Bu sayede bir saatlik çalışma sonunda dağılan
dikkat ve azalan verim tekrar kazanılır.
Ders çalışmak için gerekli gücün toplanabilmesi bakımından
eğlenmeye ve spora da zaman ayrılmalıdır. Ancak bu süre gereğinden
fazla olmamalıdır.
Verimi Azaltıcı Etkenleri Ortadan Kaldırma
Harcadığınız gayretin değil elde ettiğiniz sonuçların üzerinde
durun. Çalışmaya başlamadan önce, yorgunluk, uykusuzluk, ağrı,
sızı, elem duygusu, korku, öfke, aşırı kaygı, fazla heyecan,
endişe, açlık, aşırı tokluk, aile dertleri, normalin altında
ve üstündeki fiziki şartlar (çok sıcak, çok soğuk gibi) acelecilik,
telaş, araç ve gereç noksanlığı gibi etkenlerin elden geldiğince
giderilmesi gerekir. Zorlandığınız derslere bir not hesabıyla
yaklaşmayın. Kendinizi zorlayın ve o dersleri de sevin. Yaşam
bir bütündür. Bu derslerin tamamını yaşamınızın bir uzantısında
göreceğinizi unutmayın. O derslerden de kolayca öğrenebileceğiniz
konular vardır. Anlayabileceğiniz konuları öncelikle seçerek
bu konuların üzerine gidin. Bu konularla ilgili daha fazla
sorular çözerek yetkinleşmeye çalışın.
Ruh ve bedenin bir bütün oluşturdugu bilimsel olarak ispatlanmaktadir.
Amerikali araştirmacilar, dolaysiz bir bilgi degişikliginin
sinirler ve vücudun bagişiklik sisteminden sorumlu hücreler
tarafindan algilandigini ortaya koymuşlardir. Duygusal durumumuz
saglik durumumuzu etkilemektedir. Duygusal olarak uyumlu ve
bunu göstermeye hazir olan kişi, sadece kendi sagligi için
iyi bir şey yapmiş olmakla kalmaz, ayni zamanda başari düzeyinin
artmasini saglar.
“Başari size gelmez, siz ona gidersiniz.”
Marya COLLINS
Uygun Bir Çalışma Ortamı Seçme
Çalışma yerinin seçimi çok önemlidir. Çalışma yeri derli toplu,
yalın, elden geldiğince sabit ve sakin olmalı; ayrıca ışık,
ısı gibi fiziksel sorunları da çözümlenmiş olmalıdır. Ayrı
bir yerin sağlanamaması çalışmadan kaçmanın bir nedeni olmamalı,
elverişsiz koşullarda da ders çalışmaya alışmalıdır.
Yatakta, koltukta ve divanda uzanarak çalışmak, dikkatin toplanmasını
güçleştirecek, öğrencinin çalışmak için daha çok zaman yitirmesine
neden olacaktır.
Dikkati Uyanık Tutma
İnsanda dikkat her an vardır, önemli olan bunun çalışılan
konu üzerinde toplanabilmesidir. Sevilen ve ilgi duyulan bir
konu, dikkatin uyanık tutulmasına yardım eder. Daima belirli
yerlerde çalışmak, gürültünün bulunmadığı ortamlarda çalışmak,
sandalyede oturarak çalışmak, masada gerekli araçlar dışında
başka şeyler bulundurmamak, çalışma yerini 18-20 derece sıcaklıkta
tutmak, işleri sıraya koymak, işleri bitirmede kendinizle
yarış kararı almak, her seferinde bir çeşit işle çalışmak
dikkatin dağılmasını önleyici yöntemlerdir.
Derse Hazırlıklı Gelme
Başarili olmanin yollarindan biri de derslerin işlenmesine
etkin olarak katilmaktir. Derslerde sürekli edilgin durumda
kalan ögrencilerin işlenen konulari anlamalari zordur. Ögrenciler
okula gelmeden önce, o gün işleyecekleri konulari gözden geçirmelidirler.
Bu sayede hem derslerin işlenişine katilmak için gerekli güveni
kazanirlar, hem de ögretmenin anlattiklarini daha kolay anlarlar.
Gerek işlenecek konulara hazirlanirken, gerekse işlenen konular
gözden geçirilirken, anlamakta zorluk çekilen yerler belirlenmeli,
bu konularla ilgili sorular hazirlanip, derste ögretmene sorulmalidir.
Ögretmenlerin derse hazirlikli gelen, soru soran, derse kalkan
ögrencileri daha çok sevdikleri de unutulmamalidir.
“ En etkin öğrenme sınıfta sağlanır “. Bazen öğrencilerin
sınavlar öncesinde okula ya da dershaneye bir kaç gün gitmeyerek,
evde kampa çekilmeleri ve ders çalışmaları yarardan çok zarar
sağlamaktadır. Gitmedikleri gün sınıfta çok önemli konular
anlatılabilir. Evde zorlanılan sorularda yardımcı olacak kimse
yoktur. Dikkati dağıtacak bir sürü olay gerçekleşebilir. Kapı
zili, telefon, kapıcının bir kaç kez uğraması, küçük kardeşin
verdiği rahatsızlık, radyonun sesi, televizyon vs.
Oysa okulda veya dershanede olsaydı; arkadaşları ile birlikte
öğrenme olgusunun içine aktif olarak girecek, tartışacak,
sorular sorup yanıtlar alacak, testler çözecek ve yeni bilgiler
öğrenecekti. Bu bilgilerden bazıları başarınızda oldukça etkili
olabilecektir.
Öğretmenler, genelde sanatçı ruhlu, idealist, duyarlı insanlardır.
Öğretmen karşısında sakız çiğneyen, kola içen, bir şeyler
yiyen öğrenciler olursa dersini güzel anlatamaz ve sinirlenir.
Etkili Dinleme ve not tutma
Dinleme bir beceridir. Ve bu beceri birtakım ilke ve yöntemlerle
çok daha etkili bir şekilde kullanılabilir. İnsan iletişiminin
yaklaşık %90’ı sözel olarak yapılmaktadır. Bu iletişinin ancak
yarısı kısa bir süre sonra hatırlanabilir. Aradan daha fazla
zaman geçtiğinde ise %20-25’ini bile zor hatırlarız. Bütün
bu nedenlerden dolayı etkili dinleme ilke ve yöntemlerini
öğrenmek ve bunları uygulamak daha da önem kazanmaktadır.
Etkili dinleme sadece söylenilenleri duymak değil, aynı zamanda
bu söylenenleri önemli bulmak, kavramak ve değerlendirmektir.
Ayrıca etkin dinleme aktif bir süreçtir.
Olaya bir de başka bir boyuttan bakalim. Etkin dinleme ögretmen-ögrenci
ilişkilerini de olumlu bir yönde etkiler. Ögretmen genellikle
kendini dinleyen ve dinledigini çeşitli biçimlerde belli eden
ögrencilere daha fazla ilgi gösterir ve onlara dönerek konuşur.
Öğretmen dersi anlatırken dinleyicilere gereksinim duyar.
Bu nedenle başını sallayan, not tutan, dikkatini yoğunlaştıran
aktif öğrencilere daha fazla ilgi gösterir.
Öğretmenin sınıf içindeki en önemli görevlerinden biri öğrenciye
bilgi aktarmaktır ve bunu öğretmen genellikle anlatarak gerçekleştirir
Öğrenci ise öğretmenin bu anlattıklarını anlamak amacıyla
dinlemektedir. İşte önemli olan da öğrencinin bu dinleme işlevini
nasıl yaparsa daha başarılı olacağıdır.
Etkin bir dinleyici olmak için "İFİKAN" adlı bir yöntemi
uygulayabiliriz.
Bu yöntem;
İ - İleriye
F - Fikirler
İ - İşaretler
K - Katıl
A - Araştir
N - Not tut
olmak üzere 6 basamaktan oluşmaktadir.
Bu basamakları kısaca açıklayalım.
Öncelikle ileriye bak basamağından başlayalım. Öğrenci sınıfta
öğretmenini dinlerken, öğretmenin anlattıklarından yola çıkarak
daha sonra neler söyleyebileceğini tahmin etmeye çalışmalıdır.
Bu da öğrencinin dikkatinin dağılmasını engeller ve öğrenciyi
devamlı uyanık tutar. Hatta öğrencinin aktif olarak katılmasını
sağlar. Öğrenci daha önceden o günkü konuları okuyarak sınıfa
gelirse hem anlatılanlara yabancı kalmamış olur hem de dersteki
tahminlerini daha kolay bir şekilde yapar. Bu yöntemle öğrenci
derste anlatılanları daha önce okuduğu için daha kolay bir
şekilde hatırlar.
İkinci olarak fikirler basamağı karşımıza çıkıyor. Bu basamak
bize önemli fikir ve düşüncelere önem vermemiz gerektiğini
ve bunları göz ardı etmememiz gerektiğini anlatmaktadır. Öğrenci
öğretmenin bir ders boyunca anlattıklarının ana fikrini bulmaya
çalışmalıdır. Ders boyunca kendi kendine, “Bu konunun ana
fikri nedir? Burada anlatılmak istenen nedir?” gibi sorular
sorması gerekir. Bu sorular öğrencinin ana fikir ve kavramları
bulmasına yardımcı olur.
Üçüncü olarak işaretler basamagina bakalim. Ögrenci sinif
içinde devamli uyanik olmak zorundadir. Ögretmenin hiçbir
dedigini kaçirmamalidir. Ögretmenin işaretlerine karşi dikkatli
ve uyanik olmalidir. Bir ögretmen konuyu anlatirken mutlaka
ufak ipuçlari verir. Bazi konularin üzerinde israrla durur.
Örnegin bir konunun önemli bir bölümünü anlatirken belirli
kelimeler kullanir, ses tonunda farkliliklar yaratarak çeşitli
ipuçlari verir. Ögretmenler seslerini yükselterek ya da "burasi
önemli", "dikkat ederseniz" gibi sözel vurgularla önemli noktalara
işaret ederler. Bir ögretmen hiçbir zaman, bu bir sinav sorusudur,
demez; ama çeşitli ipuçlariyla bunu belli eder. Bu ipuçlarindan
birkaçina örnek verirsek: önemli, başlica, can alici, burada
esas fikir, şunu unutmayin ki, sonuç olarak, bu sebeple, özetle
vb. ...Bu ipuçlarina dikkat edildigi taktirde ögrenci sinavda
sorulabilecek sorulari tahmin edebilir.
Bir başka basamak ise "katil" basamagidir. Ögrenci sinif içinde
devamli aktif olmalidir. Pasif bir ögrenci hiçbir zaman başarili
olamaz. Ögrenci derse her firsatta katilmalidir. Öncelikle
derse zamaninda gelmeli, sinifta oturacagi yeri iyi seçmeli;
görebilecegi, duyabilecegi bir yere oturmalidir. Ve ders sirasinda
ögretmenin söylediklerine gülümseyerek, kaşlarini çatarak,
başini sallayarak olumlu ya da olumsuz tepki göstermelidir.
Böylece öğretmen de anlaşılan ya da anlaşılmayan yerleri çok
daha iyi bir şekilde görebilir. Ayrıca bu öğretmeni de memnun
eder. Onun motivasyonunu artırır, onu cesaretlendirir. Öğretmen
dinlenildiğinin farkına varır. Tersine, anlattıklarına karşı
hiçbir tepki göstermeyen, donuk, pasif öğrenciler karşısında
öğretmen de bir şeyler anlatmak istemez. Öğretmene sözlü ve
bedensel mesajlar göndererek dersin kalitesini yükseltmek
de öğrencilerin elindedir.
Beşinci olarak karşimiza "araştir" basamagi çikiyor. Ögrenciler
nedense ders sirasinda soru sormaktan çok çekinmektedirler.
Ve fikirlerini, görüşlerini rahatça söyleyememektedirler.
Oysaki bu çok yanliştir. Ders sirasinda anlaşilmayan bir yer
varsa ya da merak edilen bir konu varsa bu soru rahatlikla
sorulmalidir. Hiçbir şekilde çekinilecek bir durum söz konusu
degildir. Sorulara verilen cevap anlaşilmadiysa ve açiklamalar
yeterli degilse, yeni sorular sorulmali ve açiklama yapilmasi
istenilmelidir. Eger ders içerisinde zaman yetmediyse, ders
bittikten sonra ögretmene ya da diger ögrencilere de sorulabilir.
“ Deneyimli bir insana soru sormak, genellikle deneyim kazanmanın
ilk adımıdır.”
Alman
atasözü
“Aptalca soru diye bir şey yoktur, sadece aptalca yanitlar
vardir.”
Bilbo smith
“Başkalarinin bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklimizla
akilli olabiliriz.”
Montaigne
“Benim altı sadık hizmetkârım var,
Her şeyi bana ögreten işte onlar.
Adlarıysa - Ne - Neden - Ne Zaman
- Nasıl - Nerede ve Kim”
Rudyard
Kipling
En son basamak ise " Not Tutma" basamağıdır. Dinleme yoluyla
öğrenilen bilgiler çok uzun süreler hafızada duramaz. Öğrenilenlerin
zaman zaman tekrar edilmesi gerekir. Bir öğrenci ders sonunda,
o derste dinlediğinin ancak %55’ini hatırlayabilir. Tekrar
yapılmadığı sürece bu oran bir hafta sonra %17’lere düşer.
Bu yüzden not tutmanın çok büyük bir önemi vardır. Not tutmanın
iki önemli yararı vardır. Bunlarda birincisi eğitimin temel
şartı olan "Aktif katılım”ı sağlar. Öğrenci derste pasif durumdan
aktif duruma geçer. Not tutma sayesinde derste devamlı uyanık
olur, dikkatini derse yoğunlaştırır ve dikkatinin dağılmasını
engeller. İkinci önemli yararı ise unutmayı engellemesidir.
Unutkanlık düşmanını bizim avantajımıza çevirerek en önemli
girişim not tutmaktır. Özellikle alınan notlar eve gelince
bir de temize çekilirse hafızaya daha iyi yerleşir.
Not tutulurken dikkat edilmesi gereken
bazı noktalar bulunmaktadır.
Öncelikle not tutulan kağıt konusunda cömert olmamız gerekir.
İleride okuduğumuz zaman anlayabileceğimiz şekilde, boşluklar
bırakılarak not tutmamız da yarar vardır. Hiçbir zaman küçük
bir kağıda sıkışık bir şekilde not tutulmamalıdır. Hatta not
tutmak için bir defter olursa daha düzenli not tutulur. Ve
de sayfanın altında, üstünde, yan taraflarında boşluk bırakılırsa
buralara eksik kalan bilgileri daha sonra yazabiliriz.
Not tutmaya ilk günden başlanilmasi gerekir. Ve düzenli olarak
not tutulmasi çok önemlidir.
Dinleme ile not tutma arasında bir denge oluşturmak gerekir.
Tüm dikkati dinlemeye ayırırsak, verimli bir şekilde not tutamayız.
Aynı şekilde çok ayrıntılı not almaya kalkışırsak bu sefer
de anlatılanları anlamamız güçleşir ve bu da dinlemeyi olumsuz
etkiler. Dolayısıyla dinleme ve not tutma arasındaki dengeyi
çok iyi ayarlamamız gerekir.
Derste not tutarken ana fikirleri, önemli noktaları not etmek
çok önemlidir. Not alırken seçici olmakta yarar vardır. Önemli
noktaları belilerken öğretmen bize çeşitli ipuçları verir.
"Burası önemli.", "Burada esas olan...", "Dikkat ederseniz..."
vb. ipuçlarıyla bu bölümlerin önemini vurgular. Bu bölümler
mutlaka not alınmalı ve önemli olduğunu belirtmek için de
yanına * işareti konmalı ya da altı çizilmelidir.
Not tutarken zamandan tasarruf etmek ve geri kalmamak için,
öğrenci kendi anlayabileceği şekilde çeşitli kısaltmalar kullanmalıdır.
Bu kısaltmalardan bazılarına örnek verirsek:
-ve: &
-gibi: .
-örneğin: ör.
-sonuç olarak: son. ol.
-kadar: =
-matematik: mat
-yüzyıl: yy
-birbirine: 11
-buna ek olarak: +
-açısından: ?
Not tutarken öğrenci kendi cümleleriyle not almalıdır. Bu
şekilde hem öğrenci öğretmenin anlattıklarını özetleme imkanı
bulur, hem de anladığı biçimde not alma imkanı bulur. Bazı
durumlarda anlatılanların aynı şekilde not alınması gerekebilir.
Ya da tahtada yazılanları aynı şekilde kaydetmek gerekebilir.
Bu durumda anlatılanlar ya da yazılanlar aynı şekilde not
alınmalıdır.
Öğrenci not tutarken aklına takılan yerleri ya da anlayamadığı
bölümleri öğretmene sormaktan çekinmemelidir. Böylece not
alırken hem eksik not alınmamış olunur hem de anlayarak not
alınır.
Öğrenci hafızasına çok güvense bile mutlaka sınıfta öğretmen
tarafından söylenen ve önemli gördüğü her şeyi not etmelidir.
Böylece unutkanlık sonucu doğabilecek olumsuz sonuçları engellemiş
olur.
Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri de tutulan
notların mutlaka temize geçirilmesidir. Öğrenci tuttuğu notları
temize geçirirken bir kez daha tekrar etmiş olur ve bu da
unutmasını engeller. Eğer mümkünse tutulan notlar o gece ya
da bir sonraki dersten önce temize geçirilmelidir. Fakat öğrenci
ÖSS gibi bir sınava hazırlanıyorsa notları temize çekme yerine
o konu ile ilgili sorular çözmek daha yerinde bir davranıştır.
İyi dinlemek ve not tutmak sadece eğitimin değil, hayat başarısının
da en önemli unsurudur. İyi bir dinleyici olmanın temel kuralı
iyi not tutmak, iyi not tutmanın yolu da iyi bir dinleyici
olmaktır. Bu anlamda iyi not tutmak ve iyi bir dinleyici olmak
birbirleriyle bağlantılı iki kavramdır.
Teorikte anlatılan bu hususlar, pratikte uygulandığında öğrenciye
birçok yararlar sağlar. Çok ufakmış gibi görünen ayrıntılar
ileride büyük farklar yaratacaktır. Bunu sizler de yaşayıp
görebilirsiniz
Öğrencilerin büyük bir kısmı not tutma tekniğini bilmemektedir.
Özetle Not tutarken;
• Anlatılanlar öğretmenin ağzından çıktığı gibi değil,
anlaşıldığı gibi yazılmalıdır.
• Öğretmenin anlattığı konunun ana fikri ve anlamları
kavranıncaya kadar beklenilmelidir
• Zamanın çoğu yazmakla değil, dinlemekle, fikirleri
kavramaya çalışmakla geçmelidir.
• Konu; grafik, şekil, istatistik vb. bilgilere dayali
olarak anlatiliyorsa notlar arasina bunlar da alinmalidir.
• Önemli fikir ve paragrafların aynen yazılmasında fayda
vardır.
• Yazıların düzgün ve okunaklı olmasına önem verilmelidir.
• Önce müsvedde yapma, sonra temize çekilme yoluna gidilmemelidir.
Böyle zaman harcamak yerine bol bol soru çözmelerinde yarar
vardır.
Araç - Gereç ve Kaynaklardan Yararlanma
Öğrenci, herhangi bir konunun öğrenilmesinde, basılı araçlara
ne kadar baş vurursa, öğrenme ilgisi ve zihinsel yetileri
de o kadar çok genişleyecektir.
Basılı öğrenme araçlarından yararlanmada çizelge grafik, harita
ve resimlerin özel bir önemi vardır. Bunlar sayfalarca anlatılan
bilgileri topluca ve bir arada vererek o konunun kavranmasına
yardımcı olmaktadırlar.
Verimli Okuma
Okuma, öğrenmenin en temel yoludur. Öğrenmede hızlı okuma
önemli ve gereklidir. Hızlı okumayla hem okunanlar daha iyi
anlaşılır, hem de zamandan kazanılır. Okuma hızı lise öğrencileri
için yaklaşık 200 - 250 sözcüktür. Bu hız okunulan yazının
niteliğine ve okumanın amacına göre ayarlanmalıdır. Vakit
geçirmek amacıyla bir hikaye veya roman okurken okuma hızı
oldukça yüksek olabilir. Ama okuma yorum yapma, eleştirme
özet çıkarmak için yapılıyorsa okuma hızı yavaş olmalıdır.
Konuları ezberlemeye çalışmayıp yorum gücümüzü geliştirmeye
çalışmalıyız. Sözel derslerde konuyu önce geriye dönüşler
yapmadan okumak, sonra yeniden başa dönerek tanımların, olayların
nedenlerinin, sonuçlarının altını çizmek, ana başlıklar ve
alt başlıklara göre şemalar çizmek, konu ile ilgili soruları
şemaya bakarak yanıtlamak gibi bir yol izleyerek ezber yerine
öğrenmiş olursunuz. Konuyu ezberlerseniz aklınızda en fazla
bir gün kalacaktı.
Hızlı okumanın en önemli yolu sesiz okumadır. Sessiz okuma
hızı arttırdığı gibi anlamayı da kolaylaştırır. Hızlı ve anlamlı
okuma becerisi kazanabilmek için bol bol okuma çalışmaları
yapılmalıdır. Önce gazete, öykü ve roman gibi şeylerle işe
başlamalı, giderek boş zamanları okuyarak değerlendirme alışkanlığı
kazanılmalıdır.
Çalıştığınız konuyu öğrenip öğrenmediğinizi anlamak için bir
test çözerek boşları ve yanlışları yakalamak ve yeniden konuya
dönerek ilgili bölümü tekrar okumak gerekir. Halen anlaşılamıyorsa
ilgili dersin öğretmenlerinden yararlanılmalıdır. Gerektikçe
ve zaman buldukça değişik kaynaklardan çalışmakta oldukça
yararlıdır. Ancak kaynak seçiminde de titiz davranmakta yarar
vardır.
Aralıklı Tekrarlar Yaparak Unutmayı Önleme
Öğrenilenler zamanla unutulabilir. Unutmayı önlemenin iki
yolu vardır: Bunlardan birincisi öğrenilen bilgileri yeri
geldikçe kullanmak, diğeri de aralıklı olarak tekrar etmektir.
Öğrenciler öğrendiklerini yeri geldikçe kullanırken hem bunların
işe yaradığını görecekler, hem de yeni bilgiler edinmeye motive
olacaklardır.
Aralıklı olarak yapacakları tekrarlar sayesinde ise bir taraftan
eski öğrendiklerini hatırlarken diğer yandan da sınavlara
her an hazır durumda olacaklardır.
Sınavdan Önce Yapılacak Hazırlıklar
Sınavlarla ilgili olarak dikkat edilmesi gereken önemli bir
nokta, sınav merkezine tam bir hazırlıkla gitmektir. Sınava
giderken hangi belgelerin yanınızda bulunması gerektiği Kılavuzlarda
tek tek sayılmıştır. Sınava gireceğiniz yere hareket etmeden
önce bunlara bir daha göz atmanız ve gerekli tüm belgelerin
yanınızda olup olmadığını kontrol etmeniz yararlı olur. Son
anda farkına varacağınız bir eksiği zamanında tamamlama olanağı
bulamayabilir; böyle bir eksik yüzünden haklarınızı yitirebilirsiniz.
Sınava giderken yanınızda bulundurmanız gereken kalem, silgi,
kalemtıraş gibi araçlar Kılavuzlarda açıkça belirtilmiştir.
Yola çıkmadan önce bu hazırlıklarınızı da gözden geçirmeniz
yararlı olur.
Sınava gireceğiniz bina ve salonu önceden görmeniz; tuvalet
vb. yerlerin nerede olduğunu öğrenmeniz sizin için iyi olur.
Sınav yerini önceden görmeniz, sınav sabahı beklenmedik bir
durumla karşılaşmanızı önleyebilir; sınav sabahı gereksiz
yere gerginliğe neden olabilecek etkenleri ortadan kaldırabilir.
Sınava çok az bir zaman kaldığı halde bazı bilgileri ezberleme,
önceden öğrenilenleri tekrarlayarak tazeleme gibi nedenlerle
telaş içinde çalışmaya devam etmek size beklenen yararı sağlamayabilir.
Sınav saatine kadar uzanan bu gibi yüklemeler genellikle beklenen
yararı sağlamadığı gibi, sınav heyecanınızın artmasına, sınava
yorgun ve bitkin girmenize, dolayısıyla sınavdaki başarınızın
düşmesine neden olabilir.
Herkeste, bir ölçüde sınav heyecanı olması doğaldır. Ama bunu
aşırı telaş, tedirginlik, korkuya kapılarak daha da tırmandırmaktan
kaçınmaya çalışmalısınız. Sınav gününü bir "hesaplaşma" günü
olmaktan çok, "öğrendiklerini gösterme" günü olarak düşünmeye
çalışmanız yararlı olabilir.
“Gerçek başari, başarisiz olma korkusunu yenebilmektir.”
Paul SWEENEY
Kadın korkunç bir kabus görmektedir. Devasa bir goril tehditkâr
bir tavırla penceresine tırmanır .
-“Ne istiyorsun!” diye bağırır dehşet içindeki kadın.
-“Ben nereden bileyim,” der goril sakince, ”bu senin rüyan.”
Özellikle sınav gününden önceki bir veya birkaç günü dinlenerek
geçirmeniz iyi olur. Sınav gününden önce olanak varsa duş
almanız ve olabildiği kadar rahat bir uyku uyumanız da sınavda
iyi sonuç almanıza yardımcı olabilir.
Sınav sabahı, sınav yerine, sınav salonuna alınma saatinden
biraz önce ulaşmanız iyi olur. Nefes nefese girilen sınavlarda
başarı düşebilir. Ayrıca, özellikle büyük şehirlerde yolda
trafik aksamaları sınava geç kalınmasına yol açabilir.
Sınav Sırasında Göz Önünde Tutulacak Noktalar
a:Sınava Başlarken
b:Sınav Süresince
c:Çoktan Seçmeli Soruların Cevaplanması ile İlgili Olarak
d:Çoktan Seçmeli Sorularda Cevabın Tahmini
Sınav Sırasında Göz önünde Tutulacak Noktalar
a. Sınava Başlarken
Sınavda göz önünde tutulması gereken önemli noktalardan biri,
sınav başlarken size verilen cevap kâğıdının sizin için hazırlanmış,
üzerine isminiz ve numaranız yazılmış cevap kâğıdı olup olmadığını
kontrol etmenizdir. Cevap kâğıdı sizin için hazırlanmamış,
üzerinde başkasının ismi ve numarası yazılı ise, salon başkanına
haber vererek bunun düzeltilmesini istemelisiniz.
Sınavda göz önünde tutulması gereken önemli noktalardan bir
başkası, sınav başlarken size verilen soru kitapçığının türünü
gösteren harf ve rakam çiftini, cevap kâğıdınızda ayrılan
yere doğru olarak işaretlemenizdir. Soru kitapçıklarının cevap
anahtarları farklı olduğundan hangi türden soru kitapçığını
aldığınızın bilinmesi çok önemlidir.
b. Çoktan Seçmeli Soruların Cevaplanması
ile İlgili Olarak
Sınavlarda, çoktan seçmeli sorulardan oluşan testler kullanıldığı
için bu tür soruların cevaplanması ile ilgili bazı noktaları
da gözden kaçırmamanız gerekir.
Seçmeli soruları tanıtmaya çalışan bölümü bir daha gözden
geçirerek hangi çeşitten seçmeli sorunun nasıl düzenlendiğini
iyice öğrenmeye çalışmalısınız. Cevaplamada bu noktaları göz
önünde tutarak hareket etmeye hazırlanmalısınız. Örneğin,
"en doğru cevap isteyen" bir soruda her seçeneğin bir dereceye
kadar doğru olacağını; ancak bunlar arasından en doğru olanı
bulmanız gerektiğini unutmamalısınız. Birleşik doğru cevaplı
sorularda, doğru olan cevapları birlikte veren seçeneği bulmanız
gerektiğini gözden kaçırmamalısınız.
Çoktan seçmeli soruları cevaplarken izlemeniz gereken yol
özetle şöyledir: Bir soruyu cevaplamaya çalışırken yapmanız
gereken şey, (1) sorunun kökünde neyin sorulmakta olduğunu
dikkatle okuyarak anlamaya çalışmak, (2) sorulan sorunun cevabını
düşünerek bulmak, (3) bulduğunuz cevabın hangi seçenekte verildiğini
belirlemek ve (4) bu seçeneği cevap kâğıdında işaretlemektir.
Cevap kâğıdına işaretleme sırasında yapılacak iş, o soruya
ayrılan yerde, aynı seçeneğin yazılı olduğu yuvarlağın içini,
dışarıya taşırmadan karalamaktan ibarettir.
"Kökteki soruyu oku, cevabı düşünüp bul, bulduğun cevabın
verildiği seçeneği belirle, bu seçeneği cevap kâğıdında işaretle"
şeklinde özetlenebilecek bu yol en iyi yoldur. Bu yol zaman
bakımından ekonomiktir; cevaplamada hız kazandırır.
Bir soruda, kökü okuyunca neyin sorulduğuna anlıyor fakat
cevabın ne olduğunu hemen düşünüp bulamıyorsanız, seçeneklere
şöyle bir göz atıp hemen köke dönebilirsiniz. Seçeneklerden
elde ettiğiniz bilgiler ışığında kökteki sorunun cevabını
bulmaya çalışabilirsiniz. Bu ikinci yol yukarıdaki ilk yol
kadar iyi değildir. Bu yola gittiğinizde cevaplama hızınız
biraz düşebilir. Verilen cevapların doğruluğunda da aksama
olabilir.
Yukarıdaki ikinci yoldan da sorunun cevabını bulamıyorsanız,
soru kitapçığında bu soruya bir işaret koyunuz ve zamanınız
kalırsa ona bir daha dönmek üzere hemen sonraki soruya geçiniz.
Hiçbir zaman gücünüzü aşan sorularla boğuşmaya kalkmayınız!
Bu size hem zaman hem de puan kaybettirecektir.
Bu şekilde testteki tüm sorulari birer kere deneme olanagi
bulmuş olmaniz çok önemlidir. Daha sonra, zamaniniz kalirsa
cevaplamadan geçtiginiz sorulara dönünüz. Böyle sorularda,
kökü bir daha okuyarak neyin sorulmakta oldugunu daha iyi
anlamaya, sonra da seçenekleri tek tek ele alarak "dogru olabilecek
olani yakalamaya" ya da "dogru olamayacaklari eleyerek" dogru
olana ulaşmaya çalişabilirsiniz. Bu yol çok zaman kaybettiren
ve bu yüzden, cevaplama hizini düşüren bir yoldur. Ama, diger
yollarla cevaplayabildiginiz sorulari cevapladiktan sonra,
geriye kalan zamaninizi bu yolla harcayabilirsiniz. Dogru
cevaplarinizi, sinav süresinin sonuna kadar bu yolla artirmaya
çalişabilirsiniz.
ERGENLİK PSİKOLOJİSİ
Sayfa başı
Ergenlik
dönemi, bireyin biyolojik ve duygusal süreçlerindeki değişikliklerle
başlayan, cinsel ve psikososyal olgunluğa doğru gelişmesi
ile sürerek bireyin bağımsızlığını ve sosyal üretkenliğini
kazandığı belirlenmemiş bir zamanda sona eren kronolojik bir
dönemdir. Bu döneme hızlı fiziksel ve sosyal değişiklikler
eşlik eder. Genelleme, tümdengelim, tümevarım gibi zihinsel
işlemler yapılır. Hipotezler kurularak, doğrulukları kontrol
edilir. Soyut düşünce yetisi geliştiği için, soyut kavramlar
kullanılarak üzerlerinde fikir yürütülür.
Bu
dönemde meydana gelen fiziksel değişimler kız ve erkeklerde
bazı farklılıklarla temelde aynı olan bir süreçtir. Kızlarda
cinsel organların büyümesi (meme, vulva) aksiller ve pubik
kıllanmanın başlaması, pelvisin gelişmesi ve östrogen, progesteron
gibi cinsiyet hormonlarının etkisiyle kalçanın yuvarlaklaşması,
yağ dokusunun artması ve sonuçta yaklaşık 12-13 yaşlarında
ilk adetin olmasıyla cinsiyet karakterleri kendini gösterir.
Erkeklerde
ise bütün vücutta çoğunlukla aksiller ve pubik bölgede kıllanmanın
başlaması, sesin kalınlaşması, burnun büyümesi, penis ve skrotumun
büyümesi, skrotumun renginin koyulaşması, ereksiyon ve ejekülasyonun
başlaması dolayısıyla ilk boşalma ile cinsel gelişim kendini
gösterir.
Ergen;
İçe dönüktür, duygusaldır, içte kaynayan öfke vardır, gruplaşmak
ister, antisosyal işler yapar, kabadır, asidir, isyancıdır,
uyuşturuculara eğilimi vardır, korkuları vardır, dostluk kurmak
ister, arkadaşlığa çok önem verir, umutsuz aşkları vardır,
sever, sevilmek ister, emin olamama duygusu yaşar, sosyal
güvensizlik hisseder, okul hayatını düşünür, sosyal sorunlarla
ilgilenir, savaşa karşıdır, ünlü olmak ister, karşı cinsle
ilişki kurmak ister, kısıtlamalara karşıdır, moral standartlar
geliştirir, kariyer planı yapar, iş hazırlığında bulunur,
işsizliğe karşıdır, iş bulma çabası gösterir, uysal olmak
ister, uygun davranmak ister, uyumsuzdur, bağımsızlık ister,
konut sorununu halletmek ister, beslenme ile ilgilenir, ekonomik
düzen kurmak ister, aile kurmak ister, gelenek ve göreneklerle
ilgilenir, cinselliği öğrenir, tatmin olmak ister, özerklik
ister, sorumluluk duygusu geliştirir, suçluluk hissettiği
konuları düşünür, suç işler, intihar eğilimi vardır. Ergenler
pragmatiktirler, mesleklerinde ya da yetişkinliğe yaklaşmalarında
işe yaramayacak şeyleri reddetmeye hazırdırlar. Tekrarlar,
basitleştirmeler, özetler onları sıkar ya da isyan ettirir.
Ergenler
grup halinde çalışmaya yatkındırlar, bu da onların pek çok
derin isteklerine yanıt sağlar; kendini arkadaşlarına kanıtlamak,
onlar tarafından tanınmak, başkalarının tutumlarını ve düşüncelerini
tanımak, kendi düşüncelerini bir diyalog içinde yeniden kurmak,
yararlı olmak.
Grup
çalışmasında, birbirini çok iyi tanıyan kişilerin oluşturduğu
bir ekibin yönlendirdiği bir toplumsallaşma ergeni çeker.
Kızlarda kız dostlarla ilişkiler 12-13 yaşlarına doğru yoğunlaşır.
Rekabet ve eleştiriler aşılır. 15 yaşına doğru dostluk, ailenin,
genel olarak yetişkinlerin ya da bencilliklerini ortaya seren
kendi arkadaşlarının eksiklikleri, yetersizlikleri karşısında
gösterilen protestolarla kurulabilir. Dost, ergene cesaret
verir, çünkü yaşamını, acılarını ve sevinçlerini paylaşır,
aynı zamanda aşka yakın bir duyguyu yaşatır. Erkek çocuklarda
11-12 yaşlarının oyun arkadaşı, duygusal destek rolünden çok
bilgi verici rolü oynayan arkadaşa dönüşür. Arkadaş çocukluktan
çıkmayı, toplum ve bireyler üzerine genel yargılar vermeyi
sağlamak zorundadır. Çift oluşturan erkek ergenler arkadaşlarının
ve özellikle yetişkinlerin kanılarını keşfetmeye çalışırlar.
Amaçları onlara karşı çıkmak ve mücadele etmektir. Bu dostluk
ilişkilerinde saldırganlık eksik değildir, paylaşmaktan coşku
duyulan bir saldırganlıktır bu. Bu eğilimin aşırı örneği "çete"dir.
Gençler çeteye kendilerini onaylama araçlarını başka yerde
bulamadıkları için girerler; gösteriş için suç işleme arayışı
da buradan gelir. Bu içsel dışsal değişimler oluşurken, ergen,
çocukluk dönemindeki yeteneklerini, becerilerini ve özdeşimlerini
''kimlik'' olarak adlandırılan yeni, tutarlı bir çerçeve ya
da yapı içerisinde yeniden değerlendirmeye ve düzenlemeye
zorlanmaktadır. Kimlik gelişimi sürecinde, ergen, kuvvetli
ve zayıf olduğu yanlar hakkında daha çok farkındalık kazanmaktadır.
Diğer insanlarla benzer yanlarının yanı sıra, ayrıcalığı ile
ilgili farkındalıkta da artış olmaktadır. Ergen için kimlik,
"güçlenen aynılığın ve sürekliliğin öznel bir duyumudur".
Ortaöğretim
yıllarına denk gelen ergenlik döneminde dengeli, uyumlu ilköğretim
okulu çocuğu gider, yerine oldukça tedirgin, güç beğenen ve
çabuk tepki gösteren bir genç gelir. Duyguları hızlı iniş
çıkışlar gösterir. Derslere ilgisi azalmış, çalışma düzeni
bozulmuştur. Kendine tanınan hakları yetersiz bulur. Evdeki
kuralların çokluğundan ve sıklığından yakınır. Dağınık ve
savruk olur. İlgileri artmış, gelgeç hevesleri çoğalmıştır.
Süse, giyime düşkünlük gösterir. Gizliliğe önem verir. Günlük
tutmaya, şiir-öykü yazmaya başlar. Toplumsal olaylara, politikaya
ilgi duyar. Ergen bir yandan büyümek için sabırsızlanmakta,
öte yandan çocuksu davranışlardan sıyrılamamaktadır. Bu çağ
ergenin yeni arayışlar içinde olduğu bir çağdır. Ergen her
şeyden önce kendini aramaktadır. "Ben kimim, neyim? Ne olacağım?
Toplumdaki yerim neresi?" sorularını bilinçli ve bilinçsiz
olarak kendi kendisine sorar. Kendi kişiliğine çeki düzen
vermeye çalışır. Bu dönemde bütün çocukluk dönemini yeniden
yaşıyor gibidir. Kendi kimliğine kavuşabilmesi için, genç,
önce ana - baba etkisinden sıyrılmaya çalışır. Kişiliğinin
oluştuğuna kendini inandırmak için ise, işe yadsımakla başlar.
Kuşkusuz
gençlik çağında ortaya çıkan değişikliklerin tümü olumsuz
değildir. Gencin düşünme yeteneğinde önemli bir sıçrama olur.
Soyut kavramları daha iyi anlar ve kullanır. İlgi alanı genişler
ve çeşitlilik kazanır. İleride seçeceği meslekle ilgili konulara
eğilir. Başarılı olma eğilimi çok yüksektir.
Ergenlikteki
ana - baba - çocuk ilişkilerine genelde bakıldığında önemli
olan konunun "kontrol" olduğu görülür. Çocuk bir yandan özerklik
kazanma, yani kendi benliğini bulup, ana - baba kontrolünden
çıkma çabasında iken, öte yandan ana - baba da çocuğun üzerindeki
kontrollerini yitirmenin kaygısını yaşamaktadırlar. Bu konuda
güncel konularda gençlerle karşı karşıya gelen; genellikle,
anne zorlanmaktadır. Araştırmalara göre gencin benlik ve özerklik
gelişimleri sırasında aileden duygusal açıdan kopması gerekmemekte,
hatta ileride de aileye duygusal bağlılığın sürmesi, gencin
benliğinin gelişmesine ve kendisi ile ilgili olumlu duygular
kazanmasına yardımcı olmaktadır.
Tek
anahtar, ailenin sınırlarının belli olmasıdır. Katı sınırlar
çizilirse iletişim olmaz. Roller iyi belirlenmeli, paylaşma
sağlanmalıdır. Ne "çocuk merkezli" ne de "ebeveyn merkezli
aile" olunmamalıdır. En güzeli "aile merkezli aile" olmalıdır.
Gençlik
döneminin kuramcıların deyimi ile "fırtınalı ve stresli" bir
dönem olduğunu gözönünde tutmakta yarar vardır. Gencin iniş
çıkışları ve bocalamaları karşısında soğukkanlı kalabilmek
gerekir. Kendi kendisiyle de savaşan bir gence en iyi yaklaşım,
olanak ölçüsünde tutarlı davranmaktır. Kendi gibi durmadan
değişen kararsız bir ana - baba, gencin bocalamasını ancak
artırır. Doğru iletişim dilini bulmak, ergeni ne olursa olsun
sonuna dek dinlemek, nasihat etmek yerine, ne hissettiğimizi
onun olumlu ve güzel davranışlarından yola çıkarak anlatmaya
çalışmak bu sancılı ve zor dönemde en iyi iletişim yolu olacaktır.
Bazen ergenler ebeveynlerini çileden çıkarmak için nihilist
ve sıradışı söylemlerde bulunabilirler ancak burada unutulmaması
gereken şey, önemli olan ergenlerin söylediklerinden çok gösterdikleri
davranışlardır. Ebeveynlerin denetim altına almak istediği
ergenlerin tüm yaşantıları boyunca düzeltilemeyecek problemli
yetişkinler olarak toplumda yaşayacaklarını bilincinde olmak
ve bu sebeple bilinçle yetiştirilecek ergenlerin yarının bilinçli
yetişkinleri ve yine ergenlerle baş etmek zorunda olan ebeveynler
olacağını bilip bu sürekli döngünün içinde doğru yerde durmak
gerekmektedir.
ERGENLİK DÖNEMİNDE
BEDENSEL
BÜYÜME VE GELİŞME
Sayfa başı
Çocukluk
döneminde göreceli olarak yavaşlayan bedensel büyüme ve gelişme
, ergenlik döneminde yeniden hızlanarak , bu dönem sonunda
yetişkinlikteki yapısına ulaşır.Genç için hızlı bir gelişim
sürecine giren ergenlik dönemi, oldukça çalkantılı bir dönemdir.
Gençler ne –yetişkin- ne de –çocuk- olarak kabul edildikleri
bu geçiş dönemine uyum sağlamakta güçlük çekerler. 11-12 ile
17-18 yaşları arasında kaplayan ergenlik döneminde fizyolojik
ve hormonal değişiklikler kendini gösterir. Cinsiyet hormonların
salgılamaya başladığı ve bu hormonların vücuttaki öteki hormonlarla
birleşmesi , kemik ve kaslardaki büyümeyi hızlandırır. Kızlarda
ergenlik dönemine girildiğinin belirtisi, adet kanamasının
görülmesidir. Bu duruma göğüslerdeki büyüme de eşlik eder.
Erkeklerde ise kızlardaki gibi ergenlik döneminin başlamasının
açık bir belirtisi bulunmamaktadır. Ancak vücutta kıllanmanın
, cinsel organlarda büyüme ve sperm üretiminin başlaması ,
ergenlik çağına geçiş işaretleri olarak kabul edilmektedir.
Ortalama olarak , ergenlik dönemine kızların 11-13 , erkeklerin
13-15 yaşları arasında girdikleri kabul edilmekle birlikte
, bu dönemin kesin sınırları yoktur. Kuramsal olarak
dönemin ortalarına gelindiğinde kızların hemen hepsi , erkeklerin
ise büyük bir kısmı ergenliğe ulaşırlar. Ergenliğe ulaşma
yaşına bağlı olarak bedensel görünüm de değişikliğe uğramaktadır.
Ergenlik öncesi çocuk görünümündeki bedensel yapı ergenlik
sonrası bir yetişkin görünümüne sahip olur. Kızlar , genel
olarak erkeklerden daha önce ergenlik dönemine girdiklerinden
, 11-12 yaşlarında boyca ve kiloca erkekleri geçerler. Ancak
16 yaşlarına varıldığında , durum yine eski haline döner ve
erkekler kızlardan daha uzun ve ağır olur.
Geç
ya da Erken Olgunlaşma
Ergenlik
çağında oldukça hızlı olan bedensel gelişim hızı bazı
bireysel farklılıklar gösterir ve aynı yaşlardaki gençlerin
fiziksel görünüşlerinden büyük farklılıklara yol açabilir.
Bu dönemde gençlerin dış görünüşleri , benlik algılarını büyük
ölçüde etkiler. Özellikle orta son , lise birinci sınıflardaki
öğrencilerin fiziksel yapıları arasında büyük farklılıklar
göze çarpar. Aynı yaşlardaki öğrencilerin bazıları uzun boyları
, gelişmiş yapılarıyla bir yetişkin görünümün delerken ; bazıları
çelimsiz yapıları , kısa boyları ile bir ilkokul öğrencisi
görünüşündedirler. Gerçekten de ortaöğretim kurumlarının dışında
hiçbir okulda , aynı yaşlardaki öğrenciler arasında , böylesine
çarpıcı farklılıklar dikkati çekmez.Aynı yaşlardaki gençlerin
, fiziksel gelişme açısından birbirinden büyük farklılıklar
göstermeleri onları nasıl etkilemektedir. ?Bu soru birçok
psikoloğun dikkatini çekmiş ve araştırma konusu olmuştur.
Bu konuda yapılan araştırmalardan elde edilen genel bulgu,
-beden imgesi-nin yani bireyin kendi bedenini algılama biçiminin
, geç yada erken olgunlaşmaya bağlı olarak , kızları ve erkekleri
farklı biçimlerde etkilediğini göstermektedir. Söz konusu
araştırmalar ile ilgili bulgular şöyle özetlenebilir. ( Biehler
ve Snowman 1983; Sprinthall ve Sprinthall, 1977)Erken olgunlaşanlar
(EO) ile geç genç olgunlaşanlar (GO) arasında zeka bölümü
ve sosyal ekonomik düzey açısından anlamlı bir farklılık bulunamamıştır.
Bununla birlikte üst sosya ekonomik düzeyden gelen ve yüksek
zeka bölümüne sahip çocukların daha erken olgunlaştıklarını
gösteren bazı araştırma bulguları da bulunmaktadır.EO erkek
çocuklar , akranları tarafından daha çok ilgi görmekte
ve lider olarak kabul edilmektedirler. Daha dışa dönüktürler,
karşı cinsle daha fazla ilgilidirler ve kültürel normlara
daha kolay uym sağlarlar. ( Ancak bu özellikler alt sosyal
ekonomik düzeyde , orta ve üst sosyo ekonomik düzeye oranla
daha yaygındır. )GO erkek çocukları yaşıtları arasından pek
popiler değillerdir. Ancak daha enerjik ve hareketlidirler.
Dikkatleri üzerine toplayacak türden davranışları da daha
sık gösterirler.EO kız çocuklarını , yetişkinlik dönemlerinde
yaşıtları ile karşılaştırdıklarında daha çekingen oldukları
gözlenmiştir. Sosyal ve kişisel özellikleri açısından da ortalama
düzeyin altında bir görünüm sergilemektedirler. Ancak orta
ve üst sosyo ekonomik düzeyden gelenlerin , alt sosyo ekonomik
düzeydekilere oranla kendilerine olan güvenleri daha fazladır.GO
kız çocukları kendilerine daha güvenli , daha dışa dönük ve
yaşıtları arasında daha fazla benzerlik göstermektedirler.
1-Bedensel
Yapıların Ergenler Üzerindeki Etkileri
Ergenlik
çağındaki gençlerin yaşadıkları evlerin çoğunda dikkati
çeken tartışma konularından biri , gençlerin ayna önünde geçirdikleri
zamandır. Sürekli dış görünüşü inceleyerek saatlerce saçına
şekil vermeye çalışan , yüzündeki sivilceyi örtmek için uğraşan
gençlerin benzer davranışları , ailenin diğer üyelerinin zaman
zaman sabırlarını taşırarak öfkelenmelerine neden olur.Ergenlik
döneminde ortaya çıkan düşünce sisteminde ve duygusal yapıdaki
değişikliklere bağlı olarak gençler dikkatlerini kendi üstlerine
, öteki dönemlere oranla çok daha fazla yoğunlaştırırlar.
Çevrelerindeki hemen herkesin de kendileriyle ilgilendiklerine
inanırlar. Onlara göre giysilerindeki bir uygunsuzluk , görünüşlerindeki
bir değişiklik çevrelerin hemen dikkatini çekecektir. Ergenlik
çağına has bu -ben merkezci- düşünce yapısı beraberin, ergenlik
çağındaki gençlerin az ya da çok hemen hepsinde gözlenen ,
dış görünüşlerinin yeterince iyi olmadığına ilişkin kaygıları
da getirir. Önceki gelişim dönemlerinde pek şikayetçi olmadıkları
boyları , kiloları ciltlerindeki bozukluklar gibi birçok şeyden
yakınmaya başlarlar. Ergenlik döneminde , çocukluk dönemlerinde
rastlanmayan bir hızla beden yapısındaki oranlarda , dış görünümünde
değişiklikler ortaya çıkar. Ana-babaları , öğretmenleri kendilerine
karşı uygun tutumlar gösteren ergenlik çağındaki gençler ,
kendilerinde olan değişmeleri kolayca kabullenebilirler. Ancak
gençlerin hepsi çevrelerindeki yetişkinlerden destek almaya
aynı şansa sahip değillerdir ve bedenlerindeki hızlı değişme
ayak uydurmakta güçlük çekerler. Bazıları - çevre tarafından
kabul edilebilmek için, en önemli şey dış görünüştür- gibi
hatalı düşüncelere kapılırlar. Kabul görmek için , dış görünüşlerini
, reklamlarda , filmlerde , gençlik dergilerinde gördükleri
yada akranları arasında popüler olduklarını düşündüklerini
modellere benzetmeye çalışırlar. Bununla birlikte bu çaba
genellikle geçicidir; gençlerin çoğu ergenlik dönemlerinin
sonlarına doğru ben merkezci düşünceden de sıyrılmalarına
bağlı olarak ve göreceli olarak daha bağımsız ve daha tutarlı
bir dış görünüşü benimsemeye başlarlar.Olumlu bir beden imgesi
geliştirmek oldukça uzun bir zaman ve deneyim gerektirmektedir.
Ergen , değişik kalıp ve tutumları deneye deneye , çocuklardaki
kimliğinden daha farklı bir benlik kavramı geliştirmeye başlar.-Bireyin
kendisi, fiziksel ve sosyal çevresiyle olan etkileşimleri
sonucu sahip olduğu kendine ait birtakım duygu, değer ve kavramlar
sistemi- olarak tanımlanabilecek benlik kavramının, birey
tarafından olumlu olarak algılanmasının ve algılanan benliğin
kabul edilmesinin ruh sağlığı üzerindeki önemli büyüktür.(
Kılıçcı, 1989 ) Olumlu bir benlik kavramına sahip olmada beden
imgesinin olumlu olmasının da önemi büyüktür.Yapılan araştırmalar
kızlarda fiziksel olrak çekici olma ; erkelerde atletik bir
vücut tapısı ile olumlu benlik algısına sahip olma arasında
olumlu ilişki olduğunu göstermektedir. ( Lerner ve Karabenick,
1974 ) Olumsuz bir beden imgesine sahip olan , örneğin
çok kilolu ergenler , olumlu bir benlik geliştirmede sorunlarla
karşılaşmaktadırlar. Olumsuz bir beden imgesi , yani gencin
kendini güzel / yakışıklı olarak algılamaması , benlik kavramının
da olumsuzluğuna yol açmaktadır.?
Bu
soruya verilebilecek bir yanıt - bu durumun nedeni gençlerin
dış görünüşünden değil, davranışlarının niteliğinden kaynaklanmaktadır.-
Biçiminde başlayabilir. Gençlerin dış görünüşlerinden değil,
davranışlarının niteliğinden kaynaklanmaktadır- biçiminde
başlayabilir. Gençlerin dış görünüşlerini beğenmemeleri dış
görünüşleri yüzünden -alay edilecekleri- korkusuyla arkadaş
gruplarına katılmaktan kaçınmaları, bir süre sonra onların
arkadaş grupları tarafından da unutulmaya başlamalarına yol
açabilir.Ancak genç artık aranmamaya başlanmasını, davranışlarına
değil de dış görünüşüne bağlayabilir. -Dış görünüşüm nedeniyle
hiç kimse benden hoşlanmıyor, bu yüzden beni aramıyorlar-
biçimindeki mantıkdışı / irrasyonel bir düşünce biçimi, beraberinde
başka bir mantık dışı düşünceyi getirebilir. Genç -hiç kimse
benden hoşlanmıyor, beni sevmiyor , o halde ben sevilmeye
değer bir insan değilim..- biçimindeki yanlış sonuçlara varabilir.
Böyle hatalı bir mantık işleyişi , bireyin kendini değersiz
olarak görmesi sonucuna yol açabilir. Böylece de benlik kavramının
olumlu olması güçleşir. Aslında temelde olumsuz beden algısından
kaynaklanan -reddedilme korkusu- bazen çok ciddi boyutlara
ulaşarak , gencin tamamiyle içine kapanıp , bütün sosyal etkinliklerden
kaçınmasına kadar uzanabilir.Her gelişim döneminin beraberinde
getirdiği , organizmanın uyum sağlamasını ve özümsemesini
gerektiren değişiklikler vardır. Uyum sağlanması gereken değişiklikler
, ergenlik döneminde en üst düzeye ulaşır. Bu dönemde gencin
gencin çevresindekilerden destek sağlanmaması kendisinde oluşan
değişiklikleri özümlemesini zorlaştırır.
ERGENLİK
III
Ergenlik
döneminde fiziksel değişme ve gelişmelerin hızlı olduğu vücut
hatlarının netleşmeye başladığı ,yine vücudun kıllanmaya
başladığı, duygusal yaşantıların yoğunlaştığı bir ara
dönemdir. Kendi kendine ben kimim, kime benzemeliyim, başkalarına
nasıl görünmeliyim gibi sorular sorduğu dönemdir.
Ergenlik
döneminde başarılması gereken gelişim görevleri:
1) Cinsel
rolü kabullenme : ona göre davranışlar geliştirme
2) Duygusal
bağımsızlığını kazanma , kendi başına karar verebilme
3) Arkadaşlık
yeteneklerini geliştirebilmesi
4) Çatışan
değerleri uzlaştırma
5) meslek
seçimini yapabilme
6) öz
kimliğine ulaşabilme ve bunu kabullenme
Ergenliğin
ilk yıllarında birey ne çocuktur nede gençtir. Ergenliğin
ilk yıllarında kişi çelişkili tutarsız davranışlar ortaya
koyarken ergenliğin son yıllarında daha tutarlı
ve belirgin davranış örüntüleri geliştirmeye başlamıştır.
Eğer bir kimse bebeklik çağından başlayarak ergenlik yıllarına
kadar getirdiği kişilik yapısında temel güven duygusu yerine
suçluluk, başarı yerine yetersizlik duygusuyla yoğrulmuş bir
benlik geliştirdiyse bu yapı ergenlik çağının doğal bunalımları
sırasında çok fazla zorlanacaktır. Ergenliğin ilk yıllarında
anne ve baba çocukları hakkında genellikle şöyle konuştukları
görülmüştür. Asi ve hırçın, evde huysuz, durgun ,dalgın, sorumsuz,
kendi başına buyruk, alıngan, karamsar vs.
Bu olumsuz davranışlar benlik yapısının bir zorlama karşısında
bulunduğunu göstermektedir.
Bu
zorlanmaların daha çok bağımsızlığa duyulan gereksinmenin
artışından ve cinsel uyanıştan kaynaklandığı söylenebilir.
Vücut enerjisinin büyük bir kısmını cinsel büyüme ve olgunlaşmaya
sarf ettiğinden ergenin büyük bir kısmını cinsel büyüme ve
olgunlaşmaya sarf ettiğinden ergenin dengeli beslenmesi
gerekir. Ergende açlık dürtüleri sık hissedildiğinden bunu
bastırmak için abur cubur yeme eğilimi artmaktadır.
Bazı çocuklarda ergenliğin ilk yıllarında yüz ve bedenin bazı
kısımlarının simetrisini kaybetme görünümünün geçici
olacağı konusunda çocukların kaygısı giderilmelidir. Ergen
yıllarında görülen ve çocukların çok şikayet ettikleri terlemelerin
sağlıksız işareti olmadığın ama beden temizliği yönünden özen
ve itina isteyen bir durum olduğu konusunda onlar bilinçlendirilmelidir.
Bazı ergenlerin gelişen bedenlerinin utanç veya psikolojik
rahatsızlık duymaları mümkündür. Bunun sonucu onlarda sakarlık
artmakta, kambur oturma, kartal yürüme gibi alışkanlıkları
gelişmektedir.Kimlik duygusu genç yetişkinlik yıllarında şu
gelişim görevlerinin etkisi altında bireyde yerleşme
olanağı bulabilmektedir.
1)
aileden bağımsız olma duygusunun yerleşmesi
2)
duygusal çelişkileri kabul edebilmeyi öğrenme
3)
oterite ile ilgili ilişkileri düzenleyebilme
4)
cinsellikle ilgili psikolojik olgunlaşmaya ulaşma
5)
kendini güvende hissetme
Topluma
ters düştüğü halde ona yabancılaşmayan yada topluma baş kaldıran
gençler alkol ve uyuşturucu madde alışkanlığı içinde ya güçsüz
benliğinin kendine verdiği acıyı unutmaya çalışmakta yada
aşırı bireyselleşme çabası içine düşmektedirler.
Bedensel
gelişmede değişiklikler:
Boy
uzaması, ağırlığın artması, yüzde sivilcelerin olması, hormonların
yoğun çalışmasına bağlı olarak:sık terleme, keskin koku, ses
değişmesi. kızlarda melodili bir hal alır. Erkeklerde ses
çatallaşır.
ERGENİN
KİŞİLİK GELİŞİMİ
Bağımsızlık
arayışı içindedir. Grubun beğenisini kazanmak önemlidir.
Kimlik arayışı içindedir. İlgi çekmek ister.
Duygusal
Gelişimi: Bencildir hem de fedakardır. Bir lidere körü körüne
boyun eğerken diğer yandan yetişkinlere isyan eder. Karşı
cins tarafından beğenilmek ister.
ERGENLİK
DÖNEMİDE KARŞILAŞILABİLECEK SORUNLAR
Ergenlerin
en hassas olduğu nokta güç kullanarak hükmedilmeye çalışılmasıdır.
Ergen anne ve babalarından büyüdüğünü kabul etmelerini ne
bu konuda tutarlı davranmalarını bekler. Böyle durumlarda
ergen kendini anlaşılmamış ve engellenmiş hisseder. Bu dönem
yoğun bir eleştirme, inceleme, karşılaştırma dönemidir. Kardeşler
arası çatışma yaşar. Kardeşlerinden kendilerini anlamalarını
büyüdüklerini fark ederek saygı göstermelerini beklerler.
Anne babalar ergenlik döneminde çocuklarının kendilerinden
uzaklaştıklarını hissederler ve üzülürler. Aslında ebeveynlerine
her zamankinden daha fazla bağlıdır.
Başarı
ergenlik döneminde düşebilir. Nedeni dağılan bilgiyi
toparlayamamak , ders çalışmak için gerekli motivasyonu sağlayamamaktır.
Sürekli hayal kurmaktan, kendilerini verememekten şikayet
ederler. Ancak nedenini anlayamazlar. Ergenler ilgi odağı
olmaktan hoşlanırlar. Ergenler heyecanlı ve acelecidirler.
Öğretmenlerde kişilik ve bilgi birikimine dikkat ederler.
ÇOCUK
NEYİ ÖĞRENİR?
Sayfa başı
Eğer
bir çocuk kınanarak yaşarsa
suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk düşmanca davranışlar
içinde yaşarsa kavga etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk alay edilerek yaşarsa
sıkılganlığı öğrenir.
Eğer bir çocuk utanç içinde yaşarsa
suçluluk duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk hoşgörüyle yaşarsa
sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk teşvik edilerek yaşarsa
güvenmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk değer verilerek yaşarsa
saygı duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk eşitlik ortamında
yaşarsa adaleti öğrenir.
Eğer bir çocuk güven duygusu içinde
yaşarsa inanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk beğenilerek yaşarsa
kendisinden hoşlanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kabul ve dostluk içinde yaşarsa
dünyada sevgi aramayı öğrenir.
Eğer bir çocuk düşmanlıklar içinde büyürse
saldırganlığı öğrenir.
Eğer bir çocuk sevgi içinde büyürse
güvenmeyi öğrenir.
Çocuk ailenin, aile de toplumun ürünüdür;
çocuk yaşadığını öğrenir.
ÇOCUKLARI
TANIYOR MUSUNUZ?
Sayfa başı
Newsweek
dergisinin 10 Mayıs’99 tarihli sayısının kapağındaki soru
buydu. Amerikan toplumuna sorulan bu soru, “ana babaların
çocuklarını ne denli tanıdığını” sorguluyordu. Amerika’da
yaşanan şiddet olaylarını yaratan çocukların anne babaları,
“onların böyle bir şey yapacaklarının akıllarının ucundan
geçmediğini” söylemişlerdi. Pek çok anne baba için de durum
hemen hemen aynıdır: “Benim çocuğum mu yapmış? Olamaz böyle
şey. Benim çocuğum bunu yapmış olamaz.”
Ergenlerin sorunlarının çoğu kez ortaya çıkan bir olayla
patlak verdiğini açıklayan araştırmalar, anne babaların önce
bir şok yaşadıklarını da belirtiyor. O zaman da yukarıdaki
sorunun önemi çok büyük: “Çocuklarınızı tanıyor musunuz? Ne
ölçüde tanıyorsunuz? İç dünyalarını biliyor musunuz? Sizinle
paylaştığı şeyleri var mı? Çocuğunuzun arkadaşlarıyla neler
konuştuğunu merak ediyor musunuz? Çocuğunuzla arkadaş mısınız?
Bunu sorduğum her anne babanın önce tepkiyle karşılayıp,
“Bilmez olur muyum, elbette tanırım, o benim çocuğum” dedikten
sonra düşünmeye başladığını gördüm. Bir süre sonra “Tanıdığımı
sanıyorum, ama belki de tam olarak tanımıyorum” dediklerini
duydum. Hepimiz “çocuklarımızı tanıdığımızı” sanırız, ama
nelerini tanırız, nelerini biliriz? Bir anne, çocuğunun hangi
yemekleri sevdiğini, hangilerini sevmediğini çok iyi bilir
de “çocuğunun hayal kırıklıklarını” bilir mi? Bir baba, çocuğunun
okuldaki derslerinin hangilerinde daha başarılı olduğunu bilir,
ama gelecekten neler beklediğini bilir mi?
“Çocuklarımızın nelerini bildiğimizi” şöyle aklımızdan
bir bir geçirirsek, “tutkularını, özlemlerini, korkularını,
kaygılarını, kendisi hakkında neler hissettiğini” bilip bilmediğimizi
sorgulayabiliriz. Böyle bir sorgulamayı gerçekten içtenlikle
yaptığımız zaman, gerçekte çocuğumuzun iç dünyasındaki çok
az şeyi bildiğimizi hayretle görürüz.
Aslında “kendimizi yeterince tanıyıp tanımadığımızı”
sorduğumuz zaman da bizi çok şaşırtan sonuçlara varabiliriz.
Bu durumun çok önemli nedenleri var. Özetle görürsek:
• Yeni teknolojilerve eğlence endüstrisi aile yapısını
Değiştiriyor, ergen çağındaki gençler daha çok yalnızlık içinde
kalıyor. Evlerimizdeki televizyonlar, radyolar, bilgisayarlar,
İnternet, giderek “evdeki konuşma ortamı”nı kaldırıyor, bunun
yerini, herkesin kendi algısına, kendi değerlendirmesine dayalı
“tekil uğraşlar” alıyor. Bu durumun giderek artan oranda “yalnızlaşma”ya,
“birbirine yabancılaşma”ya yol açtığı görülmektedir. Artık
bir ev içindeki insanlar birbiriyle ancak günlük gereksinmeler
için konuşmakta, duygu ve düşünce paylaşımı ortadan kalkmakta,
böylece ortak yaşam değerleri de silinmektedir.
• İletişim ve bilgi teknolojilerinin, yaygınlaşması
yanında “pazar ekonomisi değerlerini” oluşturmakta yaygın
biçimde kullanılması da sosyal değerlerde büyük bir değişime
yol açmaktadır. Bu durum “çocuklar üzerindeki aile etkisini
azaltmakta”, çevre etkisini arttırmaktadır. Bu çevre etkisinin
de başında “yaşıtların etkisi” gelmektedir. Pazar ekonomisi
değerleri ise “marka düşkünlüğü” ile, “moda ilgiler”i uyarmakla,
“araba tutkunluğu” ile, “iyi yaşamayı harcanan para miktarı”yla
ölçmeyle kendini göstermektedir. Bunların ruhsal ve sosyal
doyum sağlayacak ölçüde elde edilememesi şiddet davranışları
için altyapı oluşturmaktadır.
• Gençlerin “özdeşleşim modelleri” büyük ölçüde
değişmektedir. Toplumların olumlu örnekleri olan “bilim öncüleri”,
“büyük sanatçılar”, “adalet savaşçıları”, “güçlü politik liderler”
artık özdeşleşim örnekleri olmamakta, yeni örnekler “çıkar
dünyasının”, “şiddet ortamlarının”, “hızlı zenginlerin” içinde
aranmaktadır.
• Gençlerin sosyal değerlerini, inançlarını çevreleri
oluşturmaktadır. Bu yeni çevre de “yakın arkadaşlar”, “İnternet’ten
bulunan gruplar”, TV ve sinemanın imajları olmaktadır. Buralardan
gelen yoğun etkiler gençlerin “yeni sosyal değerleri”ni oluşturmaktadır.
Bu değerlerle ailelerin geçmişten gelen değerleri arasındaki
fark çok büyümektedir.
Geçmişten gelen “arkadaşlık, dostluk, dayanışma” değerleri,
günümüzün “rekabetçi yarışma ortamı”nda yitip gitmekte, yerini,
ne yolla olursa olsun “üstün olma” değeri almaktadır. Gene
“dürüst olma, hak ettiğini kazanma, kendi kazandığına sahip
olma” değerleri de değişmekte, “ne yolla olursa olsun, kimin
olursa olsun sahip çıkma” düşüncesi yeni fırsatçı yaklaşımın
değeri olarak ortaya çıkmaktadır.
Bütün bu etkenler birlikte düşünüldüğü zaman, yalnızlık
duygusu, bunu gidermek için sanal dünyadan arkadaş bulma isteği
(ve kolaylığı), bu yolla aktarılan yeni dünya düzeni değerleri,
12-19 yaş arası gençlerini büyük ölçüde değiştirmektedir.
OKUL
VELİ İŞBİRLİĞİ
Sayfa başı
Çocuklarımızın ruhsal, bedensel, sosyal, zihinsel v.b. gelişmelerinin
sağlıklı olabilmesi için çeşitli kurumlara büyük görevler
düşmektedir. Bu kurumların başında aile ve okul gelmektedir.
Okulumuzun üzerine düşen görevleri gerçekleştirebilmesi için
sizin desteğinize ihtiyacı vardır.
Okul - öğrenci - aile işbirliği için:
1. Okul idaresi ile görüşmeniz gereken konular için öncelikle
müdür yardımcısı ile iletişim kurunuz.
2. Çocuğunuzun sağlık durumu hakkında revir ve okul idaresi
ile iletişim içinde olunuz.
3. Çocuğunuzun sosyal, bilişsel, duygusal gelişimleri ile
ilgili her türlü bilgi için bağlı bulunduğunuz rehberlik servisi
ile iletişim kurunuz. Çocuğunuzun okul içindeki durumu hakkında
bilgi alabilmeniz için veli toplantılarına mutlaka katılınız.
4. Çocuğunuzu sabah kahvaltısı yapmadan okula göndermemeye
çalışınız.
5. Çocuğunuzun kılık kıyafetine ve giysilerinin okul kurallarına
uymasına özen gösteriniz. Çocuğunuzun okul giysilerine öğrencinin
ad, soyad ve sınıfını işleyiniz. Eşyaların okulda unutulmaması
için gerekli uyarıları yapınız.
6. Çocuğunuzun zamanında yatmasına ve bu arada sistemli ders
çalışma alışkanlığı kazanmasına yardımcı olunuz.
7. Belirlenen alışveriş gününün dışında çocuklarınıza para
vermeyiniz. Para gününde belirlenen miktarı geçmeyiniz. Kapı
önündeki satıcılardan çocuğunuza hiçbir şey almayınız ve çocuğunuzu
da almaması konusunda uyarınız.
8. Çocuğunuzun zamanında derse gelmesini sağlayınız, geç kalma
alışkanlığını önleyiniz. Geç kaldığınızda ilgili müdür yardımcınızdan
geç kağıdı almayı unutmayınız.
9. Çocuğunuzun çantasında, haftalık ders programına göre o
gün için gerekli olan kitap-defter, araç ve gereci bulundurmasına
dikkat ediniz.
10. Çocuğunuzun ders araç ve gereçlerine, defter ve kitaplarının
kaplanarak etiketlenmesini sağlayınız. (kendisine ait olan
ya da olmayan araç ve gereçleri yıpratmadan, temiz ve düzenli
kullanması alışkanlığını kazanmasına yardımcı olunuz.)
11. Okul idaresi tarafından gönderilen duyuru ve formların
okunup imzalanarak, gerekli bölümlerinin doldurulup en geç
iki gün içerisinde sınıf öğretmenine ulaşmasını sağlayınız.
12. Servislerle ilgili konularınızın öncelikle servis bürosundaki
görevlilere iletiniz, gerekirse idareye başvurunuz.
13. Okulumuz otomatik santrale bağlıdır. Birim telefonlarını
kodlayarak ulaşmak istediğiniz birime daha çabuk ulaşacağınızı
unutmayınız.
SAYIN
VELİ;
Sayfa başı
Yaşamda
herkesin başkalarının yardımına ihtiyac duyduğu dönemler vardır.
Bunu çekinilecek bir olay ya da olumsuz bir durum olarak kabul
etmemek gerekir. Güvensizlik, arkadaşlık, cinsiyet, ruh sağlığı
gibi durumlar insanı zaman zaman rahatsız eder. Bunlara benzer
başka sorunlarda eklenebilir. Bütün bunlar insanı mutsuz kılar,
verimli çalışmayı engeller, yaşamın temellerini eksik oluşturur.
Okul çağında, özellikle de çocuğunuzun birden bire değiştiği
ortaöğretim çağında bu gibi durumlarla sıklıkla rastlayabilirsiniz.
Yaptığımız test ve anketlerde, öğrencilerimizin genel görüş
bildirimlerinden elde ettiğimiz sonuçlar bizi bu noktalarda
siz sayın velilere bazı öneriler getirme fikrini oluşturdu.
Bu dönemdeki çocuklarımızın arkadaşlarına ve öğretmenlerine
olduğu kadar siz sayın velilerden de yadım ve destek ihtiyaçları
vardır. Gerek aile ve gerek okul eğitimi için gereken en önemli
ilke SEVGİ dir. Çocuğa karşı gerçek ilgi ve sevgi göstermek
iyi bir eğitim ortamının en önemli koşuludur. Yapılan araştırmalarda;
çocuk sevdiği kimsenin ya da kendisi ile ilgilenen kimsenin,
ona sevgisini verebilen kimsenin güvenini yitirmemek için;
onun hoşuna gidecek davranışlarda bulunacak, kendini sürekli
yenileyecek ve onu örnek alacaktır. Böylece davranışlarını
geliştirir, zamanla kişilik çatışmasından kurtulur güven hissetmeye
başlar. Bu nedenle; evde anne-baba, okulda öğretmenler çocuğun
duygusal güvenini kazanmasına önem vermek zorundadırlar.
Çocuğunuzla sağlam bir ilişkinin temeli KAYITSIZ ŞARTSIZ
SEVGİ dir. Ancak böylesi bir sevgi, çocuğunuzdaki potansiyeli
tam olarak ortaya koymasını, çocuğunuzdaki davranışların tam
olarak anlayabilmenizi, yaramazlıklarına-hırçınlıklarına karşı
tutumunuz yolunu çizmenizi, sevgisizlik-güvensizlik-başarısızlık
nedenlerini belirlemenizi sağlar.
Sevgi, sizin ve çocuğunuzun hangi noktalarda olduğunu,
disiplin dahil her alanda ne yapmanız gerektiğine işaret eden
göstergeler oluşturacaktır. Eğer sevgi olmasaydı; annelik
ve babalık insanı çaresizliğe sürükleyecek bir yük haline
gelirdi. Çocuğunuzu sevgiden ve sevgi göstergelerinizden mahrum
bırakmayın. Her ortamda ve herfırsatta sevginizin-desteğinizin
varlığını hissettirin. Bu sayade gerekli sabrı ve çaresizlikten
doğan rahatsızlıklarınızın çıkışlarınıda bulabilirsiniz.
Ruh sağlığı güçlü yetişen bir gençlik, başarılı ve mutlu
bir toplum oluşturur. Bu nedenle evde anne-baba olarak yapabildiğinizin
tüm özverilerinizin tekrar bir gözden geçirilmesini; Kendi
eksikliklerinizi ya da yanlış gördüğünüz davranışlarınızı
değerlendirmeniz sizin ve çocuğunuzun sürekli bir gelişimini
sağlayacaktır.
Hepimiz bu çocukluk döneminden geçtikbelki ancak; gelişen
ve değişen yaşam standartlarımız yeni neslin farkli olmasına
sebep olabiliyor. "Ben senin yaşındayken ......" Diye başlayan
hiç bir cümle akılda kalmaz, bilakis yeni neslimizi sıkar
ve bocalamalarına neden olabilir. Bu aşamada çocuğumuzun ruhsal
gelişmesine yapabileceğimiz en büyük yardımlardan biri, kendi
manevi hayatınızı çocuğunuzun gelişim düzeyine göre paylaşmanızdır.
En uygun yöntem ile onunla şuanki yaşamınızın iyi ve kötü
yanları ile mutlu ve mutsuzluklarınız ve hatta onunla ilgili
duygularınızı paylaşmanız ile onun eğitimine önemli bir adım
atabilirsiniz.Çocuğunuzun ruhsal gelişimine yardımcı olabilecek
olayları sonradan değil de şu anda yaşanırken paylaşmak; çocuğunucun
kendi deneyimleri ile öğrenmesine yardımcı olacağı gibi sizin
deneyimlerinize de katılmasından dolayı aranızdaki bağın kuvvetlenmesini
sağlayacaktır.
Bir çocuk duygusal açıddan doymak için anne be babası
ile (ve başkalarıyla) göz iletişiminden yararlanır. Anneler
ve babalar sevgilerini bir iletme yöntemi olarak, çocuklarıyla
ne kadar çok gözle iletişim kurarlarsa, o çucuk o kadar çok
sevgiye doyar, duygu dağarcıgı da o oranda gelişir. Gözle
iletişim; coçuğunuz ile kurabileceğiniz en önemli kontak yöntemidir.
Bu sayade sözlerinizi, duygularınızı, amaçlarınızı vb. ona
aktarabilirsiniz. Onunla iletişim kurmaktan korkmayın.
Ergenlik beliktilerinin ortaya çıktığı 12-15 yaşlarında
çocuklarımızın ilk gençlik döneminde olumsuz davranışların
yoğun yaşandığı görülür. 15-17 yaş arası güvensizlik ve çekingenliğin
belirgin olduğu dönemlerdir. Bu dönemlerde; hırçınlık, ders
çalışmama ve başarısızlık, sorumluluklardan kaçma, can sıkıntısı,
tepkilerini sert dile getirmesinden görüş ayrılığından doğan
kuşak çatışması, çabuk karamsaklığa düşma, alıngan ve huzursuzluk,
gezme ve eğlencelerden kısıtlandığında yalan söylemesi, kardaş
çatışmasının yoğun yaşanması, güvensizlik, başaramama korkusu,sağlıklı
arkadaşlık ilişkileri kuramama vb davranışların çok görülmesi
normaldir. Bu çağda gençlerimiz yeni arayışlar içinde bunalırkaen
biryandan da kendi bedeni ile ruhsal gelişimini dengelemeye
çalışmakta, ancak doğal olarak tepkilerinde belirgin iniş
ve çıkışlar oluşturmaktadır. Bir yandan büyümek için sabırsızlanırken
öte yandan çocuksu tavırlardan sıyrılamamanın verdiği rahatsızlığı
yaşamak, davranışlarındaki sebatsızlığı açıklayabilir.
Çocuklarımız bizden farklı ve ayrı bir kişilik geliştirebilirler.
Bunu makul ve olgun karşılamak, hoşgürü ve sevgi ile yaklaşmak,
bazen de bocalamalarında onlara destek olmak, güven aşılamak
gerekir. Sözcüklerle anlatılan bir hayat felsefesinin, deneme
ve yanılma ile öğrenmenin yanında daha az etkili olduğunu
düşünürsek; burada amacımızın yanılma paylarını en aza indirgemek
ve başarı sağlayarak onlara güven duygusunu aşılamaktır. Doğal
olarak hata yapacaklardır. Her ortamda kollanan, yapma sorumluluğu
ona verilen ancak sizlerin tamamladığı davranışlarının sonuçlarını
yaşayarak görüp öğrenmesini sağlayın.
Çocuklarımızın dünyasının, bizim yaşadığımız gerçek
dünyadan farklı olduğunu herzaman sezinleriz; ancak onların
dünyasına inmeye bir türlü cesaret edemeyiz nedense... Belki
yetişkinliğimizin bize gerekleridir bu. Çocuklarımızla tam
bir yetişkin gibi konuşur, hatalarımızı kabul etmeyiz. Çocuklarımızda
bizim hatalarımızı görmemeleri için vargücümüzle uğraşırız.
Bazende onlara ağır ithamlarda bulunabiliriz. Eğer yetiştin
hatasız ve doğru ise çocuğun da bu ithamların gereklerini
yerine getirmesi çok doğaldır. Bunun yanında özür düleyen,
hatalarını kabul ederek doğruyu birlikte tartışarak bulmaya
çalışan yetişkin, çocuğunun dünyasına inebilmiş demektir.
O zaman sorunlar birlikte tartışılarak, çözüm formülü birlikte
keşfedilir.
Kısaca; okullarda verilen eğitim-öğretim çalışmalarının,
ailedeki eğitim ve öğretim ile desteklenmesi, çocuğunuzun
başarısında sizin da çok önemli katkılarınızın olabileceğini
kabul etmeniz; sevgi, ılımlı yaklaşım, güven ve destekle adımlarını
daha sağlam atmasına yardımcı olabileceğinizi bilmeniz çok
önemlidir. Bu doğrultuda getirebileceğimiz birkaç öneri aşağıda
sıralanmıştır.
* Çocuğunuzu iyi tanıyın, onun yapabileceği düzeyde verim
bekleyin. Kapasitelerinin üzerinde çalışmalarını düzenlemeyin.
Verimli olarak ders çalısabilmesi için çalışma ve dinlenme
saatlerinin programlamlanması gerekmektedir. Planlı olarak
çalışılan dersler, bilinçli olarak öğrenmeyi oluşturur. Çocuğunuz
ezberlemeden, not için değil de öğrenmek için çalışmayı bilmeli.
Ondan not istemeyin, neler öğrendiğini sorun. Kazanılan bir
bilgi ancak bir sonraki bilgi ile transfer edilebilirse öğrenilmiş
olur.
* Çocuklarınızın sınıf geçmesi önemli değildir. Önemli olan
bir üst öğretim ve eğitime kendini hazır görerek güçlü bir
şekilde geçmesidir. Çocuklarımız temelsiz yetişirse, bir sonraki
eğitimlerine de hazırlıksız devam ederler. Bu da nedenli sağlıklı
bir gençlik oluşturur tartışma konusudur? Özellikle bu yaşlarda
yönlendirilen çocuklar; ilgi, yetenek ve çeşitli alanlara
göre kaydırılmalı, alternatiflerini belirlemesinde yardımcı
olmalı, başarılı olabilecekleri iş yaşantılarına yönlendirilmeleri
sağlanmalıdır.
* Çocuklarınıza kıyas getirmeyin, sürekli başkaları ile kıyaslanan
çocuk kendini güvensiz ve gelişmeye kapalı çocuktur. Onlara
olumsuz eleştiriler getirirseniz bir süre sonra olumsuz davranışları
kendilerinde bir görev bileceklerdir. Çünkü yetişkin her zaman
doğru söyler ve hata yapmaz ilkesini kabullenmiştir. Yapıcı
ve teşvik edeici her söz, onlara bir adım daha ileri gitmelerini
sağlayacak sizin güveninizden emin olacaklardır.
* Çocuklarınızın sizin isteklerinizi yapması için korkutmayın,
ağır cezalardan ve baskıcı tutumlardan uzak durun. Yüksek
sesle verilmeye çalışılan hiç bir öğüt dinlenmez. Sevgi ve
ılımlı bir yaklaşımla, yapabileceğiniz arkadaşca tavırlarınızla
iletmek istediğiniz mesajı tam olarak verebilirsiniz.
* Anne ve baba olarak ortak kararlar alınız ve davranışlarınızda
her zaman doğru ve tutarlı olunuz. Çelişkili davranışlarınızla
çocuğunuz her zaman bocalayacak ve doğruyu bir başkasında
arayacaktır.
* Aile içi problemlerin, tartışmalarınızın çocuğunuza yansıması;
huzurlu bir ortamda yetişemeyen çocukların geleceklerinide
bu doğrultuda düzenlemelerine sebep olacaktır. Çocuklar önünde
yapılan tartışmalar, okul ve öğretmenler hakkındaki eleştiriler
çocukta bocalamaya, tatta öğretmenlerini eleştirme hakkına
sahip olmasından kaynaklanan eğitim başarısızlığına ve okuldan
soğumasına neden olacaktır.
* Çocuğunuzun devam durumunu ve okul ile ev arasındaki geliş-gidiş
saatlerini sürekli kontrol altında tutun. Zararlı alışkanlıklar
hakkında iyi bir örnek olun ki söyledikleriniz sadece lafta
kalmasın. Ülkemizde zararlı alışkanlıklara başlama yaşı birhayli
inmiştir. Bu yaşlarda uyarılan ve gerekli tedbirleri alınan
çocuklarımızın sağlıklı bir gençlik oluşturması için tüm imkanlarımızı
zorlamalıyız.
* Çocuklarınızın ihtiyaçlarını karşılarken tutarlı ve titiz
olunuz. Hertürlü ihtiyaçlarının karşılanması için, onlardan
beklentilerinizin gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol ediniz.
* Çocuklarınızın yaş konum itibarı ile cinsel gelişimlerine
başlamış durumdalar. Onların sorabileceği cinsellikleri ile
ilgili konularada hazırlıklı olunuz. Yalın ve dürüst bir şekilde
makul olarak cevaplayınız. Korkup çekinebileceği bir ortam
yada sır ve gizlerle dolu bir hale girmesini engelleyiniz.
Bu konudaki ılımlı ve destek verici yaklaşımınız, çocuğunuzn
çevreden yalan yanlış bilgiler almasını engeller. Bu çağdaki
çocukların beden ve ruhsal gelişimleri doğru bir orantıda
olmayabilir. Beden gelişiminin bir anda hızlanması, ruhsal
gelişiminin ise daha yavaş olması bazı hırçınlıklara ve asi
liklere sebebiyet verebilir. Bu durumu anlayışla karşılamak
ve mantıklı bir yaklaşım ile aşılmasına yardımcı olmak çocuğunuzun
cinsel kimliğini kazanmasında en önemli görevdir.
* Çocuklara karşı sabır, soğukkanlılık, anlayış, sebatlık
ve sevgi ile yaklaşın, bu onların sizin ile olan ilişkilerinde
daha yakın olmalarını sağlayacakldır. Yüksek sesle söylenen
emir verici sözler, ağır eleştiriler ve azarlamalar asla fayda
getirmeyeceği gibi çocuğunuzun sizden kopmasına ve uzaklaşmasına
hatta bir çok konuda yalana başvurmasına sebep olacaktır.
* Çocuğunuzun derslerinde ve davranışlarında daha iyiye yöneltilebilmesi
için öğretmenleri ile sıkı bir ilişkiye girilmeli, toplantılara
mutlaka katılmalı çocuğunuzun gelişimi ile ilgili konularda
takipçi olmanızda yarar vardır. Öğretmenlerin alınmasını istediği
ders araç ve gereçlerin zamanında temin edilmesine önem veriniz.
Çocuğunuzun kılık ve kıyafetine, temizliğine özen gösteriniz.
* Çocuğunuzun sağlık durumu ile yakından ilgileniniz. Hastalıklardan
bir kısmı çocuğun yaşam enerjisini önemli ölçüde azaltarak
onu dermasız bırakabilir. Bir kısmı ise, neden oldukları devamlı
acı ve ağrılar yüzünden çocuğun ilgi ve dikkatini ders konuları
üzerinde toplamasına engel olabilir. (Çocuğunuz asılsız bedensel
yakınmalarda bulunuyorsa bunlarında dikkate alınması yerekir.
Bu yakınmalar aslında onun sorunlarını dolaylı olarak anlatış
şekli olabilir.)
* Çocuğunuzu kahvaltı etmeden yada yemek yemeden kesinlikle
okula göndermeyiniz. Özellikle orta oğretim çağındaki çocuklar,
hızlı bir büyüme ve gelişme dönemi içindedirler. Bu konuda
titiz olunuz.
* En iyi dinlenme, uyuyarak yapılan dinlenmedir. Özellikle
düzenli olarak planlanan uyku çocukların yaşamında büyük önem
taşır. Sinir sisteminin dinlenmesi ve enerji toplayabilmesi
uyumaya bağlıdır. Bu sebeple çocuğunuzun uyku saatlerinin
duzenlı olmasına önem veriniz.
* Çocuğunuza yeteri kadar harçlık veriniz. Harçlığını mümkünse
aylık veya haftalık olarak belirleyiniz. Böylelikle kendisini
yönetmeyi öğrenecek, sorumluluk kazanacaktır.
* Çocuğunuzun yaşamında en önemli çevre, aile çevresidir.
Çocuk yaşamında en etkili örnekleri ailesinden alır. Anne
ve baba olarak tüm davramışlarınızda örnek olduğunuzu unutmayınız.
Çocuklarınızın belirli davranışlarınıda anna ve baba olarak
farklı davranışlar göstermeyiniz. Ortak bir karar alarak ikinizde
davranışlarınızda örnek ve tutarlı olunuz. Onun eleştirilerini
dinleyerek makul bir şekilde cevaplandırınız. Hatalarınızı
düzeltme yönünde onunla tartışınız, gerekirse özür dilemeniz
bile çocuğunuzun gözğünde sizi yüceltecektir.
* Çocuğunuzun gerekli tüm sorunları için sınıf ve okul rehber
öğretmenlerine başvurunuz. Bu konuda size yapılan çağrılara
mutlaka uyunuz. Onunda sorunlarını gerektiğinde sınıf ve okul
rehber öğretmenlerine anlatması için teşvik ediniz. Sizin
ve çocuğunuzun sorunlarınızın gizliliğe önem verilerek çözülmeye
çalışılacağından emin olunuz.
* Çocuklarınızın çoğu evde, aileleri tarafından ders çalışmaya
ikazlarının fazlalığından yakınmaktadırlar. Şürekli dersine
çalış ikazı olumsuz etki yapabileceği gibi aynı zamanda çocuğunuzun
çalışma azmınıde kıracaktır. Çocuğunuzun programlı çalışmaya
alıştırılması, dinlenme, eğlence saatlerinin planlanması için
onu yönlendirilmesi, dersi öğrenmesi için çalışması gerektiği
aşılanmalıdır. Aksi taktirde saatlarce bilinçsiz olarak çalışılan
bir konu sadece zaman israfıdır. Ders öğrenmek içinm çalışılır,
öğrenmede ancak bir başka öğrenilen bilgiye transfer edilirse
pekişir. Ancak öğrenilen bilgi yaşamda uygulanabilir. Planlı
çalışma ise her zaman düzeni ve bilgiyi oluşturur.
* Çocuklarımız, kendilerine güvensiz olmaktan ve sosyalleşememekten
rahatsızlar. Nedenlerini düşünürsek, çözüm yine bizlerde.
Çocuğunuza değer verdiğinizi, ona güvendiğinizi, sorumluluklarını
yerine getirebileceğinden emin olduğunuzu ona her fırsatta
belirtin. Ona ve fikirlerine değer verin, onu dinleyin, sosyal
saşantısında faal olması için onu destekleyin. Okul ve çevresindeki
sosyal faaliyetlere katılmadsı için teşvik edin. Ona değer
verdiğinizi, güvendiğinizi her ortam ve fırsatta övgülü sözlerle
dile getirin. Çocuğunuzun şımarmasından korkmayın; bilakis
size ve düşüncelerinize layık olmaya çalışacaktır. Ona olan
güveninizi gösteremezseniz, ondan nasıl güven bekleyebilirsiniz
ki?...
* Çocuğunuzun ders çalışma ortamını hazırlamasına yardımcı
olunuz. Mümkünse bir çalışma odası oluşturunuz. Eş dost toplantılarınızı
onun programına uygun hale getirmeye gayret ediniz, ev işlerini
ya da alış-veriş sorumluluklarını ders çalışma saatlerinin
dışında oluşturunuz. Başarabildiği bir boş zaman etkinliğinin
mutluluğunu birlikte paylaşı, onunla guru duydugunuzu her
fırsatta belirtin.
* Çocuğunuzun arkadaş çevresi, onun gelişimi ve sosyal hayatının
oluşumunda çok büyük etkendir. Okul dışı zararlı arkadaşlıklar,
farklı problemleri de beraberinde getirir. Zararlı alışkanlıkların
bu yaşlarda büyük merak konusu olduğunu, kişiliklerinin oluşma
döneminde yanlış yönlendirilebileceklerini unutmayınız. Çocuğunuzun
arkadaş edinmesi ve bu arkadaşlıklarda beklentilerini aza
indirgeyerek mutlu arkadaşlıkların oluşumunu gerçekleştirebileceklerdir.
* Çocuğunuzu sıksık eleştirmekten kaçınınız. Bunu başkalarının,
hatta arkadaşlarının yanında yapmayınız. Beğendiğiniz ve taktirettiğiniz
yunlerini ona söyleyiniz. Çocuklarınız arasında kıskandırmadan
mütekabil azimlerinin artacağından ya da komşu çocuğu ile
kıyaslandığında daha iyiye yöneleceğini sanmak yanlıştır.
Onu kendi yapısı ve kişiliği ile kabul ediniz. hiçkimse bir
başkası olmak istemez, herkes bir başkası gibi olmak için
çalışsaydı; hiçkimse olmazdı.
* Çocuğunuzun okul yaşantısı ile ilgileniniz. Anlattıklarını
büyük bir sabırla dinlemeye çalışınız. Mutluluklarını veya
mutsualuklarını onunla paylaşınız. Son olarak; çocuğunuz sürekli
bir büyüme ve gelişme içinde olduğunu unutmayınız. Sizin çocuğunuz
olsada; sizden farklı bir kişilik geliştirmekte. Onlara karşı
sabırlı, soğokkanlı ve anlayışlı olunuz. Deneme ve yanılma
yolu ile öğreneceklerdir. Kusurları ve olumsuz hareketleri
olacaktır. Çocuklarımızın, bizim gibi düşünüp bizimgibi hareket
ve tavırları göstermiş olsalardı, ailede ve okulda eğitime
gerek kalmazdı.
Okuldaki eğitm ve öğretim çalışmalarının ailedeki eğitim
ve öğretim çalışmaları ile desteklenmesi gerektiğini, çocuğunuzun
başarısında sizinde çok önemli katkılarınızın olabileceğini
kabul etmeniz ve ona gereken yardımları yapmanızın başarısını
olumlu yönde etkileyebileceğini kabul etmeniz gerekiyor. Ancak
bu mantıkla yola çıktığınızda onlara istediklerini verebilir
ve onlardan istediklerimizi alabiliriz.
UNUTMAYIN; SİZİN ÇOCUĞUNUZ OLARAK DOĞMAK ONLARIN ELİNDE DEĞİLDİ,
ANCAK SEÇME HAKLARI OLSAYDI, SİZDEN BAŞKA KİMSENİN ÇOCUĞU
OLMAK İSTEMEZLERDİ...
Sayfa başı |