Ana Sayfa Öğrenciİşleri Site Haritası Telefonlar Gazetemiz Kurslar
Öğretmenler İdariYapı Rehberlik Duyurular Mesajlar Albümümüz
Etkinlikler Okulumuz Dosyaİndir AtaKöşesi Dersler Yönetici

 PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK NEDİR?

 REHBERLİĞİN AMACI

REHBERLİĞİN İLKELERİ

ÇALIŞMA PROGRAMI HAZIRLAMA TEKNİKLERİ

EĞİTİMİN ÖNEMİ, MOTİVASYON VE ÖZGÜVEN

ERGENLİK PSİKOLOJİSİ

OKUL VELİ İŞBİRLİĞİ

SAYIN VELİ;


PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK NEDİR?

Hızla değişen dünyamızda, meydana gelen bilimsel ve teknolojik yenilikler, toplumsal yasamı da daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Bunun sonucunda, yeni neslin en iyi yetiştirilmesi, yeteneklerinin israf edilmemesi, hızla değişen dünyaya ve karmaşık toplum yapısına uyumunun en iyi şekilde sağlanması zorunlu hale gelmiştir. Bunun sonucunda PDR hizmetlerinin önemi kavranmış ve tüm dünyada yayılma hızını artırmıştır.
Rehberlik öğrenci kişilik hizmetleri bünyesinde düşünülen ve bireyin, yaşamının çeşitli aşamalarında, gelişimine ve uyumuna etki eden faktörlerin bilinmesi ve onun yerinde kararlar veren dengeli bir kişi olması amacını güden hizmetler bütünüdür. Rehberlik kavram ve bir hizmet olarak bireyin gelişimine, bugünkü ve gelecekteki toplumun uyumuna yönelmiştir.
PDR kuskusuz bir psikolojik yardim hizmetidir. Prof. Dr. Muharrem KEPÇEOGLU Psikolojik Danışma ile Rehberliği birbirinden ayirmakla beraber, rehberliğin psikolojik danışmayı içerdiğini savunur ve “Rehberliği, bireyin kendini anlaması, problemlerini çözmesi, gerçekçi kararlar alması, kapasitelerini kendine en uygun düzeyde geliştirilmesi, çevresine dengeli ve sağlıklı bir uyum yapması ve böylece kendini gerçekleştirmesi için uzman kişilerce, bireye verilen psikolojik yardim” olarak tanımlar.
Yönetmeliklerde Rehber Öğretmen ; “Asil görevi öğrencilere yönelik rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri olan öğretmen” olarak tarif edilmiştir.
Rehberliği Zorunlu Kılan Faktörler?
Toplumumuz sürekli olarak hızla değişmekte ve değişmektedir. Teknik ve bilim alanındaki değişme ve gelişmeler sosyal kurumlarda ve bu kurumların fonksiyonlarında da değişme meydana getirmiştir. Politik, sosyal, kültürel devrimler farklı değerler, eski ve yeni normlar bütün bireyleri etkilemekte onları korumasız, güç durumda bırakmaktadır. Böyle bir sosyal ortamda bireyin uyum sağlayabilmesi için yardıma ihtiyacı vardır.
Nüfus hızla artmakta, kırsal bölgelerden şehirlere göç, gecekondu mahallelerini meydana getirmektedir. Bu semtlerde oturan halk, şayisiz geçim ve uyum problemleri ile karsı karsıya bulunduklarından geçim şartlarının değiştirilmesi ve uyumlarının sağlanmasında rehberliğe ihtiyaç vardır. Çağımızda kadının çalışması, evini yönetmesi, çocuklarını yetiştirmesi kanunen tanınan haklardan yararlanması, onu bazı problemlerle karsı karsıya getirmiştir. Bunun sonucunda ortaya çıkan uyuşmazlıkların giderilmesinde rehberliğe ihtiyaç vardır.
Genç kuşakta görülen sağlık ve istiklal kaygısı, okuma sorunu, ev-aile sosyal ilişkiler ve is hayatındaki bunalım, onların bu konularda aydınlanmalarını zorunlu kılmıştır. Bütün dünyada suç isleme eğilimi, uyuşturucu madde alışkanlığı günden güne artmaktadır. Bütün bu durumları azaltmak için gerekli rehberliğin yapılması zorunludur .
Toplumlarda vasıflı insan gücüne ihtiyaç vardır. Bireylerin kabiliyetlerine uygun iºlebde çalıştırılmaları gerektiğinden onların çok iyi tanınması gerekir. Nüfus artıºi ve sosyal hayatin dediºmeçi sürekli olarak eğitim düzenini etkilemektedir. Eğitim üzerinde yapılan dediºikilikler, kalabalık sınıflardaki öğrencilerin durumları rehberliği zorunlu hale getirmeºtir. Psikolojik araºtırmalar, bireylerin fiziksel yapı ve psikolojik nitelikleri birbirinden çok farklı olduğunu ortaya çikarmiºtir. İnsan gücünden en üstün derecede yararlanmak gereklidir. Bu da bireylerin her yönüyle tanınmasıyla mümkündür.
Rehberliğin Amerikandaki Gelişimi?
1-Öğrencileri iº olanaklarından haberdar etmek anlamında ilk rehberlik denemesi 1895 yıllarında beºlatilmiºtir.
2- 1908 yılında Boston’ da Frank Parsana ilk mesleki büroyu kurcuºtur.
3- 1909/ 1915 yılları arasında rehberlik uygulamalarının yaygınlaºtığı görülmektedir. 1915’te öğrencilere, öğretmenlere ve velilere meslekler hakkında bilgi vermek üzere “Baston Enformasyon Dairesin” den sonra 1915’te “Boston Mesleki Rehberlik Dairesi” kurulmaºtur.
4- İlk mesleki rehberlik kongresi 1910’da Boston da toplanmıştır. Ulusal düzeyde mesleki bir örgüt kurmanın ilk adımları atılmış ardından “Ulusal Mesleki Rehberlik Derneği “ kurulmuştur.
5-1958’de kabul edilen “Ulusal Savunma Eğitim Yasası” ile P.D.R. hizmetleri parasal desteğe kavuşmuştur.
6-1952 yılında ülke içinde etkinlik gösteren dernekler arasında bütünlük sağlanmış , kişilik ve rehberlik hizmetleri bünyesinde toplayan “Amerikan Kişisel ve Rehberlik Derneği “kurulmuştur.

Rehberlik Anlayışını Oluşturan ilkeler?
1-Rehberlikte insana ve onun kendine ilişkin konularda karar verme hakkına saygı esastır.
2-Rehberlik hizmetleri eğitimin ayrılmaz ve tamamlayan bir parçasıdır.
3-Etkili rehberlik, bireysellikleri dikkate alan eğitimde gerçekleşir.
4-Rehberlik tüm bireylere yöneliktir.
5-rehberliğin amacı, bireylerin bir bütün olarak gelişmesine yardımdır.
6-Rehberlik hizmetlerinde süreklilik esastır.
7-Rehberlik hizmetlerinde gönüllük esastır.
8-Rehberlik okulun ihtiyaç duyduğu alanlarda yoğunlaştırılır.
9-Rehberlik, planlı, programlı, örgütlenmiş, profesyonel bir düzeyde uygulanmalıdır.
Psikolojik Danışmanlık Ve Rehberliğin Önemi
P.D.R’nin öneminin en iyi şekilde anlaşılabilmesi için amacının kavranması gereklidir. Yani P.D.R’nin önemi amacında gizlidir. Psikolojik danışmanın en önemli amacı, bireyin kendini gerçekleştirilmesine yardim etmektir. Kendini gerçekleştirmekte olan bireyin taşıdığı özellikler aslında, psikolojik sağlığı yerinde olan çağdaş insanda bulunması gerekli özelliklerdir. Kendini gerçekleştiren bir insanin özelliklerini bazılarını su şekilde sıralayabiliriz; Kendini gerçekleştirmekte olan insan, kim olduğunu gerçekçi bir gözle algıladığı gibi kim olabileceği hakkında daha tutarlı bir görüşe sahiptir. İnsan değerlerine saygı duyar,onları benimser ve geliştirir. Zamanı iyi kullanır, değişmeye ve yeni yaşantılara açıktır....
P.D.R, ayrıca bireylerin kendini anlamasını, problemini çözebilmesini, kendine en uygun seçimleri yaparak gerçekçi kararlar alabilmesini , kendi kapasitelerini en uygun bir düzeyde geliştirilmesini, çevresine dengeli ve sağlıklı bir yapabilmesini amaçlar.
Yönetmenliklerdeki Genel Durum
M.E.B’den gönderilen 2201 şayili tebliğler dergisi, Talim ve Terbiye Kurulu tarafından okullara tebliğ edilen yönetmeliklere göre P.D.R uzmanları ile eğitim Yöneticilerinin görevleri genel olarak aşağıda belirtilmiştir.

REHBERLİĞİN AMACI

Sayfa başı

“Rehberliğin amacını; bireyin, kendini gerçekleştirmesine yardım etmektir” şeklinde tanımlayabiliriz. Bundan yola çıkarak rehberliğin amacı ile ilgili şu maddeler sıralanabilir :


1.Kendini tanıması,

2.Çevrede kendisine açık olan fırsatları öğrenmesi,

3.Gizil güçlerini geliştirmesi,

4.Çevresine uyum sağlaması.


Belirtilen bu amaçların ilk ikisi, bireyin çevresi ve kendisi hakkında doğru ve ayrıntılı bilgi edinmesi gereğini vurgulamaktadır. Kendini tanıması ile, beden ve zihin yetenekleri, hoşlandığı ve hoşlanmadığın faaliyetleri, psikolojik ihtiyaçlarını, hayattan neler beklediğini, tutum ve değerlerini tanıması kastedilmektedir. Kişinin kendini tanımasına yardımcı olmak rehberliğin birinci işlevidir.

Bireye toplumda açık gelişme olanakları ve uyması gereken kurallar hakkında bilgi verme rehberliğin diğer işlevidir.

Bilgi Verme : Öğrenciyi; yetenek ve ilgilerine uygun okullar, programlar ve meslekler hakkında aydınlatma, ona görgü ve disiplin kuralları hakkında bilgi verme gibi faaliyetleri kapsar.

Yardım : Yardım kavramı ile kastedilen; tavsiye vermek, akıl öğretmek, bireyi doğru olduğu var sayılan bir hareket tarzını benimsemeye ve uygulamaya zorlamak olmayıp, ona çeşitli seçenekleri tanıtmak ve en uygun olanı seçmesi için gerekli değerlendirmeyi yapabilecek hale gelmesine çalışmaktır.

Yol Gösterme : Yol gösterme değil, yollar göstermedir. Çeşitli yolların avantajlı ve dezavantajlı yönleri tartışıp kendisine uygun olanı seçebilmede bireye yardımcı olmaktır.

Bu açıklamalardan yola çıkarak rehberliğin amacı olarak belirtilen “ Kendini gerçekleştirme” nin tanımını yapabiliriz.

Kendini Gerçekleştirme : Bireyin, kendini anlaması, problemlerini çözebilmesi, kendine uygun seçimler yaparak gerçekçi kararlar alabilmesi, kendi kapasitelerini en uygun bir düzeyde geliştirebilmesi, çevresine dengeli ve sağlıklı bir uyum yapabilmesi, v.b. psikolojik danışma ve rehberlik yardımının esasını oluşturan ve bireyin kendini gerçekleştirme düzeyini geliştiren belirgin sonuçlarındandır.



Kendini Gerçekleştirmekte Olan Bireyin Özellikleri : Kendini gerçekleştirmekte olan birey daha yeterli bir kişiliğe sahiptir; daha verimlidir. Kim olduğunu gerçekçi bir gözle algıladığı gibi kim olabileceği hakkında da ha tutarlı bir görüşe sahiptir. Kendini gerçekleştirmekte olan birey hem kendisi hem de başkaları hakkında iyi düşüncelere sahiptir; insan değerlerine saygı duyar, onları benimser ve geliştirir. Kendini gerçekleştirmekte olan birey zamanının iyi kullanır; geçmişten çok geleceğe dönüktür; yaratıcıdır. Kendine saygı duyar ve kendini olduğu gibi kabul eder; duygularını açığa vurmaktan kaçınmaz. Kendini gerçekleştirmekte olan birey değişmeye ve yeni yaşantılara açıktır. Kendini değişmekte olan bu gerçek dünyanın yine değişmekte olan bir parçası gibi görür.



Kendini gerçekleştirme, birey için, kuşkusuz yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Her bireyin belli bir dönemde belirli bir gerçekleşim düzeyi vardır. Bu gerçekleşim düzeyinin zaman içinde olumlu yönde gelişmesi beklenir. İşte, psikolojik danışma ve rehberlik yardımının amacı da yukarıda sıralanan özellikler bakımından bireyin bu gerçekleşim düzeyini geliştirmek ve en uygun seviyeye gelmesini sağlamaktır...!

REHBERLİĞİN İLKELERİ

Sayfa başı

1.Rehberliğin temelinde insan hak ve sorumlulukları ile ilgili demokratik ve insancıl bir anlayış vardır :
a.Sosyal durumu ile psikolojik uyumu ne olursa olsun her birey değerlidir.
b.Rehberlik demokratik toplumun değerlerinden ve bireylerin ihtiyaçlarından doğmaktadır.
c.Kendini yönetme hak ve sorumluluğu bireye bırakılmalıdır.
d.Rehberlik kişisel tecrübelerin aktarılması biçiminde verilen bir tavsiye değildir.
e.Rehberlikte gerek yardım edenin, gerekse yardım edilen bireyim gönüllülüğü esastır.

2.Rehberlik uygulamalarında öğrenci ile ilgili herkesin anlayış ve işbirliği içinde çalışması gerekir :
a.Rehberlik okulun tüm eğitim programının ayrılmaz ve tamamlayıcı bir yanını oluşturur.
b.Rehberlik çalışmaları iyi bir lidere ihtiyaç gösterir.
c.Rehberlik çalışmalarında okulun tüm yönetici, uzman ve öğretim personelinin yüklenecekleri görev ve sorumluluklar vardır.
d.Veliler, ana ve babalar çocukları hakkında her zaman okuldan yeterli bilgileri alabilmelidirler.
e.Rehberlik görevini yerine getirirken okul yöneticileri, uzmanlar ve öğretmenler kendi yetki sınırlarının bilincinde olmalıdırlar.
f.Yeteri kadar uzmanı bulunan okullarda bile yöneticiler ve öğretmenler rehberlik personeli sayılırlar.

3.Rehberlik anlayışı, her türlü çalışması ile öğrenciyi merkez alan bir eğitim sistemini öngörür :
a.Rehberlik anlayışından hız alan bir eğitimde okul programlarının öğrencilerin ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarına en uygun bir biçimde düzenlenmesi gerekir.
b.Okulda öğrencilerin kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerini belirtmelerine izin verilmelidir.
c.Her öğrencinin rehberliğe ihtiyacı olabilir.
d.Öğrencilerin türlü problemleri onların başarılarını geniş ölçüde etkiler.

4.Rehberlik yardımını esası, öğrencilerin kendi kişiliklerini daha iyi anlamalarını, problemlerine çözüm yolları bulmada onların kendi kendilerine yeter bir duruma gelmelerini sağlamaktır :
a.Bütünü ile eğitim öğrencilerin kendi kendilerini anlamalarına yardım etmelidir.
b.Aynı yaşta da olsalar öğrencilerin karşılaştığı uyum güçlüğü bir birine benzemez.
c.Bazı bireyler yaşamları boyunca rehberlik yardımına ihtiyaç duyabilirler.
d.Bireyler kendilerine yardım edildiği taktirde problemlerine çözüm yolu bulabilme gücüne sahiptirler.
5.Rehberlik bedensel, zihinsel, sosyal ve duygusal olan bütün kapasitelerini kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda en uygun bir düzeyde geliştirmesi için öğrencilere yardım etmelidir :
a.Her yönü ile gelişme süreklidir.
b.Rehberlik öğrencinin bütün yönleri ile gelişmesini esas alır.
c.Eğitim, öğrencilere kendi yeteneklerini geliştirme fırsat ve ortamını sağlamalıdır.
d.Her öğrencide geliştirilebilecek bir kapasite vardır.
e.Rehberlik çalışmalarının okuldaki bütün öğrencileri kapsaması gerekir.

6.Öğrencilere rehberlik yardımı verirken onları türlü yönleri ile tanımak gerekir :
a.Öğrencilerin gelişme özellikleri bir birbirinden ayrıdır.
b.Öğrenciler hakkında toplanan bilgiler objektif ve güvenilir olmalıdır.
c.Her davranışın arkasında bir neden vardır.
d.Rehberlik yardımından yararlanabilmesi için bireyin kendini iyi tanıması gerekir.
e.Öğrenciyi tanımada bazı bilimsel tanıma tekniklerinden yaralanılması gerekir.
7.Rehberlik uygulamaları her okulun amaç ve ihtiyaçlarına uygun olan alanlarda yoğunlaştırılmalıdır :
a.Her okulda rehberlik çalışmalarına gerek vardır.
b.Rehberlik etkinlikleri bireysel olduğu kadar grup çalışmaları biçiminde de düzenlenmelidir.
c.Her okulda öğrencilere okulu ve olanaklarını tanıtmaya gerek vardır.
d.Her okuldaki rehberlik uygulamaları öğrenci ihtiyaçları ve problemleri üzerine daha önceden yapılmış inceleme ve gözlem sonuçlarına göre planlanmalıdır.

8.Rehberlik hizmetleri planlı, programlı, örgütlenmiş bir biçimde ve profesyonel bir düzeyde sunulmalıdır :
a.Okul müdürleri okuldaki rehberlik çalışmaları ile yakından ilgilenmelidir.
b.Rehberlik bu alanda yetişmiş uzman personel kullanmayı gerektirir.
c.Etkili Rehberlik uygulamaları Bu iş için okulda yer ve zaman ayırmayı, araç ve gereç kullanmayı gerektirir.

REHBERLİK VE EĞİTİM

 Günümüzde psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinden yoksun bir eğitim süreci tam sayılmamaktadır. Eğitim, bireyi tüm yönleri ile bir bütün olarak ele alma ve geliştirme durumundadır. Günümüzde eğitim bireyin zihinsel gelişimi kadar kişisel-sosyal gelişimi ile de ilgilenmek zorundadır. Bireyin her yönü ile bir bütün olarak gelişmesinin önemi karşısında, eğitimde program kavramı da yeni boyutlar kazanmıştır. Geleneksel olarak “konu-alanlarından hız alan” eğitim programları, günümüzde “öğrenciden-hız alan” program modellerine dönüşmektedir. İşte bu anlayışla psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri ve öteki kişilik hizmetleri eğitim programının içinde ve onun ayrılmaz ve tamamlayıcı bir yanı olarak benimsenmektedir.
 Eğitim sürecinin tamamlayıcı bir yanı olarak psikolojik danışma ve rehberlik, eğitimin amaçlarının gerçekleştirilmesine yardım etmektedir. Buna göre rehberlik ile eğitimin amaçları aynıdır. Ancak, psikolojik danışma ve rehberlik ile eğitimin erişilmek istenen bir sonuç olarak aynı amaçlara dönük olması, kuşkusuz bunların aynı anlama geldiği biçiminde yorumlanamaz. Nitekim eğitim sürecinin öteki boyutlarındaki hizmetler ile, psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri arasında türlü yönlerden ayrılıklar bulunmaktadır. Örneğin; eğitimin öteki boyutlarındaki hizmetlerde denetim, disiplin, yargılama, bilgi aktarma, sınav, not verme, değerlendirme, v.b. gibi işlemler ve uygulamalar vardır. Psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinde ise bu işlem ve uygulamaların yeri yoktur. Yine, eğitimin öteki boyutlarında benimsenen yaklaşım biçimleri ve teknikler rehberlik hizmetlerinde kullanılan yaklaşım biçimleri ve tekniklerden önemli ölçüde ayrılıklar gösterir. Yöneticiler ve öğretmenler ile, uzman personel mesleğe hazırlanışları bakımından da ayrı programlardan geçmek durumundadırlar.

 

ÇALIŞMA PROGRAMI HAZIRLAMA TEKNİKLERİ

Sayfa başı

Soru: Kendime Uygun Program Hazırlamak İstiyorum Ama Bunu Nasıl Yapacağımı Bilemiyorum Bana Yardımcı Olabilir Misiniz?

YANIT: Gerçekten güzel bir soru... Soruda kişilerin yaşam koşulları, kapasiteleri ve performansları dikkate alınarak kendilerine en uygun programın yapılması gerektiği gerçeği yatıyor.Fakat sorunuz hakkında önerilerimize geçmeden önce bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Sorunuz “nasılı” araştırmaya yönelik, oysa nasıllardan önce “neden”leri belirlemek gerekir. Yani kendinize neden çalışma programı yapmanız gerekiyor ya da neden ders çalışmanız gerekiyor? Niçin üniversiteyi kazanmalısınız ve niçin üniversiteyi kazanmak için çalışmalısınız? Bu sorunun yanıtı üzerinde düşünmeli ve yanıtınızı bir dosya kağıdı üzerine yazmalısınız. Nedenleriniz o kadar gerçekçi ve çok olmalıdır ki, ders çalışma isteğinizi kaybettiğiniz anlarda bu yazdığınız nedenleri okuyup sizi harekete geçirmelidir. Nedenleriniz hem mantığınıza hem de duygularınıza hitap etmelidir ki, sizi gevşediğiniz anlarda motive etsin... Neden”lerinizi belirledikten sonra elinize farklı bir kağıt alarak kendinize en uygun programı yapmak için kolları sıvamalısınız. Biz hedef odaklı çalışma programı öneriyoruz. Çünkü hedefler motive edicidir. Bu nedenle öncelikle kendinize günlük hedefler veriniz.

Günlük hedefleri;
• günlük soru çözümü,
• günlük ders çalışma saat,
• günlük kitap okuma,
• günlük konu anlatımı,
• ve günlük konu tekrarı olmak üzere 5 kategoride yapabilirsiniz.

Günlük Soru Çözümü: Soru çözümü, ÖSS hazırlıkta soruların hızlı çözümüne ve test tekniğine alışmada önemli unsurlardandır. Fakat sorular kaliteli ve ÖSS”ye uygun kaynaklardan belirlenmelidir. Bir test bittikten sonra mutlaka yanıtları değerlendirilmeli, yanlışlar gözden geçirilmeli ve çözülemeyen ve anlaşılamayan sorular kesinlikle bir bilene sorulmalıdır. Öğrenci kendini bizden daha iyi bilmektedir. Bu nedenle konu eksiği olan arkadaşlarımızın daha çok konu anlatımına, konu eksiği az olan arkadaşlarımızın da daha çok test çözümüne vakit ayırmalarını öneriyoruz. Başlangıç için arkadaşımızın performansına göre 80-125 aralığını tavsiye ediyoruz. Çalışırken bu hedef aşılmaya çalışılmalı ve haftalık ya da aylık ortalama alınarak devam edilen günlerde bulunan ortalama yeni hedef olmalıdır. Örneğin; hedefim günde 100 soru idi, 4 gün 120, 3 gün de 110 soru çözdüm. Haftalık ortalamam; 4x120+3x110 / 7= 115,7 edecektir. Buna göre bir sonraki hafta için soru çözümü hedefimi 115 olarak belirleyebilirim (Bu hesaplama aylık olarak da yapılabilir). Soru çözümünü de kendi arasında, örneğin eşit ağırlık öğrencisi için günde; 30 matematik, 30 Türkçe 15 Sosyal Bilgiler ve 10 da Fen Bilgisi olarak bölünebilir. Dikkatinizi çekmişse bu dağılım bir eşit ağırlık öğrencisi için ÖSS”deki gerekliliğine göre bölünmüştür. Başlangıç için olan bu değerler zaten süreç içerisinde artış gösterecektir. Son birkaç ayda 400 günlük hedefine çıkmış olmak iyi bir tempodur.

Günlük Ders Çalışma Saati: Ders çalışma saati, gün içerisinde kaç saatimizi test çözü mü de dahil olmak üzere ders çalışarak geçireceğimizi belirleyecektir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi konu eksiği fazla olan arkadaşlarım bu vaktin çoğunu konu anlatımına, konu eksiği az olan arkadaşlarımız da bu vaktin çoğunu test çözümüne ayırabilir. Başlangıç için günlük ders çalışma saati, dershane ya da okula devam edenler için 2-4, dershane yada okula devam etmeyenler ve devam edenlerinse devam etmediği günler için 5-8 saat idealdir. Bir iki ay içinde bu rakamlar, dershane ya da okula devam edenler için 3-5, dershane yada okula devam etmeyenler ve devam edenlerinse devam etmediği günler için 7-8 saate ulaşmalıdır. Bu performansa ayak uyduramayacak arkadaşlarım biraz daha düşük gidebilirle fakat hedeflerinin büyüklüğüne göre gayretleri de büyük olmalıdır.... Ders .alışma süreleri 45-50 dakikayı geçmemeli ve 45-50 dakika sonra mutlaka 10-15 dakika ara verilmelidir. Aralarsa 15 dakikayı kesinlikle geçmemelidir. Konsantrasyonu çok erken dağılan arkadaşlarım 30 dk. Ders 10 dk. Dinlenme şeklinde kısa aralarla devam edebilirler. Günlük ders çalışma vaktinin hepsi ard arda olmamalı ve 2-3 ya da 4 oturumdan sonra mutlaka 1-2 saatlik ara verilmelidir. Bu aralar fiziksel hareket yağabileceğimiz gezi, sosyal ve basit sportif etkinliklerle değerlendirilebilir. İleride bu vaktin saatlere dağılımını anlatacağız.

Günlük Kitap Okuma: ÖSS”de sayısal sorular dahil bir çok soru verilen bilgilerden faydalanarak istenene ulaşma, verilen bilgileri iyi okuma ve kullanma ve yorumlamaya dayalı sorulardan oluşmaktadır. Bu nedenle bu süreç içerisinde kitap okumanın önemi göz ardı edilmemelidir. Bir ÖSS hazırlık öğrencisinin programında en az 20 en çok 45 dakika kitap okuma vakti olmalı ve günlük sayfa hedefi koyulmalıdır. 45 dakikayı geçerek abartıya kaçılmamalıdır. Sayfa hedefini okuma hızına göre belirlediğimiz vakti de dikkate alarak, başlangıç için günlük 15 ile 30 aralığında koyabiliriz. Gün geçtikçe okuma hızımızı artırıcı çalışmalar yapmalı ve vakti fazla artırmadan günlük 30-50 sayfaya ulaşmalıyız. ÖSS”de sadece soruların yanıtlanması değil, soruların verilen sürede yanıtlanması istenmektedir. Dolayısıyla hız önemli bir faktördür ve artırılmalıdır. Hızlı okuma konusunda sitemizde birçok kaynak mevcuttur ve araştırılmalıdır.

Günlük Konu Anlatımı: Konu anlatımı çalışabilmeniz için elinizde kaliteli bir konu anlatım kitabı ya da takip ettiğiniz bir ÖSS Hazırlık dergisi olmalıdır. Tabii ikisinden de edinmenizde hiçbir sakınca olmadığı gibi fayda vardır. Konu tekrarını günlük 4-6 konu çalışacağım şeklinde hedeflendirilebileceği gibi alanımıza göre örneğin eşit ağırlık; bugün 2 matematik, 2 türkçe 1 de sosyal bilgiler konusu çalışacağım şeklinde de hedeflendirilebilir. Burada önemli olan bir diğer husus konu anlatımından hemen sonra o konuyla ilgili en az15-20 sorunun çözülmesi ve böylece konunun tekrar gözden geçirilmesidir. Örneğin bir ders saatinin ilk 25 dakikası konu anlatımına, sonraki 20 dakikası da soru çözümüne ayrılabilir. Konu hedefleri çalışılacak konuların uzun ya da kısalığına göre de farklılık gösterecektir.

Günlük Konu Tekrarı: Günlük konu tekrarı, gün içerisinde çalışılan konuların gözden geçirilmesidir. Okul ve dershaneye devam eden öğrenciler eve geldiklerinde verdikleri aradan sonra ilk çalışmaları tekrar olabileceği gibi yatmadan önceki yarım saat de tekrar vakti olabilir. Kolay unutan arkadaşlarımıza akşamki ev programına tekrarla başlamalarını öneriyoruz. Hafızam iyidir diyenlere ise yatmadan yarım saat öncesini tekrarla geçirmelerini tavsiye ediyoruz. Zira beyin uyumadan önceki bilgileri gece boyunca düzenlemekte ve tekrarlamaktadır. Sağlamcı arkadaşlarımız ve çok çabuk unutan arkadaşlarımız önerdiğimiz her iki vakitte de gözden geçirme yapabilirler. Tekrar önemli bir husustur, zira öğrendiklerimizin %70”ini ilk bir saat, %80” ini de bir gün içinde unutmaktayız. Mutlaka günlük tekrara yapılmalı hatta hafta sonu programımızda haftalık tekrar yer almalıdır. Ayrıca ayda bir aylık tekrar yapmak da unutmamızı azaltacağı gibi konuları özümsememizi artıracaktır. Hedeflerimizi ve kategorilerimize belirlediğimize göre şimdi sıra belirlediklerimizin günlük dağılımını yapmaya geldi. Unutulmamalıdır ki verimli ve planlı çalışma çok ya da hep çalışma değildir.Planlı ve programlı çalışma ne zaman ne yi ve ne kadar yapacağımızı bilmek demektir. İyi bir program öğrencinin bütün ihtiyaçlarına belirli oranlarda vakit ayırmalıdır. Programımızda spor ve sosyal etkinlikler için , tv ya da bilgisayar içinde vakit olmalı fakat aşırıya kaçılmamalıdır. Günlük dağılımı yapmak için bir kağıt üzerine 09-10 gibi saat saat vakitleri yazarak karşılarına aktiviteyi yazmak kaldı. İşte ne zaman ne yaptığınızı en iyi siz bildiğiniz için bu dağılımı da en iyi siz yapabilirsiniz. Az önce de belirttiğim gibi günlük takip ettiğiniz dizi programları olabileceği gibi bilgisayar oyunu için de vakita ayırmanızda bir mahsur yoktur fakat bunlarda aşırıya kaçmamalı ve tv ya da bilgisayar başına oturduğunuzda orada çakılıp kalmamalısınız. Şimdi size örnek bir dağılım yapacağım.

Burada örnek olması açısından bir hafta sonu gününü ve hedefleri büyük bir öğrenciyi dikkate alarak yerleştirme yapacağım.

08-09=== Kalkış ve Kahvaltı
09-10=== 1. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
10-11=== 2. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
11-12=== 3. Ders Çalışma + 15 dk Dinlenme
12-13=== Dinlenme + Öğle Yemeği + Tv.
13-14=== Sosyal Aktivite (Gezi, Piknik, Sportif Aktivite vs.)
14-15=== Sosyal Aktivite (Gezi, Piknik, Sportif Aktivite vs.)
15-16=== Bilgisayar ya da yetenek geliştirme(Resim, müzik vs..)
16-17=== Kitap Okuma + 15 dk. Dinlenme
17-18=== 4. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
18-19=== 5. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
19-20=== Akşam Yemeği + Tv 20-21===Tv
21-22=== 6. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
22-23=== Haftalık Tekrar + 15 dk. Dinlenme (Hafta içi 30dk. Günlük Tekrar)
23----=== Kesin Yatış

Bu vakitlerin yerleri sizin şartlarınıza göre değiştirilebilir. Burada 9 saat uyku verilmiştir. Bu vakit 8”e de indirilebilir. Ders Çalışma vakitlerinin içeriği konu anlatımı çalışma ve test çözümüdür. Son olarak programınızı anne ve babanızla paylaşmalı onların da fikirlerini almalı ve programınızın sürekliliği konusunda onlardan yardım istemelisiniz. Kendi başımıza kaldığımızda programımızı delme ihtimalimiz daha fazla olduğundan yaptığımız programı anne ya da babamıza izah ederek kendinizin takip ve kontrol edilmenizi sağlamanız faydalı olabilir. Bu konuda bir öğretmeninizden de yardım isteyerek çalışmalarınızın değerlendirilmesi ve takip konusunda destek alabilirsiniz.

“UNUTMAYINIZ Kİ; KENDİLERİYLE İLGİLİ PLANLARI OLMAYANLAR BAŞKALARININ PLANLARINA DAHİL OLURLAR...

YAPTIĞI PROGRAMA UYMAYAN KİŞİ HEDEF SAHİBİ DEĞİL, HAYAL SAHİBİ KİŞİDİR...

YOKUŞTA AKMAYAN TER, ÇUKURDA AKAN GÖZYAŞINA DÖNÜŞÜR...”

Şimdi sıra uygulamaya geldi. Şimdi değilse ne zaman...

Başarılar dileklerimle üç şeyden asla vazgeçmeyin; SEVMEKTEN, GÜLÜMSEMEKTEN ve de HEDEFLERİNİZDEN...
 
EĞİTİMİN ÖNEMİ, MOTİVASYON VE ÖZGÜVEN

Sayfa başı


“Eğitim işlerinde ne olursa olsun başarı kazanılmalıdır. Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu yolla olur.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

Birçok kişi elde ettigi imkan ve başariyi egitime borçludur. Egitim yoluyla insanin sahip olacagi meslek çok kere kişiyi ruhsal açidan doyurur ve maddi olarak rahatlatir. Bu durumun saglayacagi imkanlar kişinin hayattan daha fazla zevk almasini mümkün kilar.

İyi bir eğitim hayat standardını yükseltir. Yüksek öğretim hayattaki çeşitli olaylar arasındaki gerçekleri, bağlantıları ve ilkeleri görmek ve anlamak becerisini kazandırır. İyi bir eğitim aynı zamanda kişide yeni ilgi alanlarının gelişmesine yardım ederek hayatı daha zevkli ve ilginç kılar.

Eğitim insanın bilerek düşünce üretmesine ve yaratıcılığa yönelmesine imkan verir. İnsanın kafasındaki kalıpları kırmasına ve dünyaya daha esnek ve geniş açıdan bakmasına imkân verir. Eğitim olmaksızın insan bildikleriyle sınırlı kalır, dünyanın zenginliliğini ve çeşitliliğini mutlaka kendi kafasındaki kalıplara oturtmak için çaba harcar. Buna "Yüzeysellik" denir. Yüzeyselliği aşmak ancak eğitimle, okumakla ve okuduğunu özümlemekle mümkün olur. Bilgi farklılık yaratan farktır.

Eğitim hayatın inceliklerini görmeyi sağlar. Hayatın zevki çeşitliliğindedir. Ayrıca yüksek öğretim görmenin önemli avantajlarından biri de kişiye farklı ilgilere, becerilere, görüş ve inançlara sahip insanlarla bir araya gelme imkanı vermesidir. Böylece insanın kendi ufkunu genişletmesi, yeni sentez ve yorumlara gitmesi mümkün olur.

“ Kuyunun dibinde yaşayan bir kurbaga asla gökyüzünün sinirsizligini anlayamaz.”
           
Böylesine farklı insanlarla bir araya gelmek, kişiye aynı zamanda dünyanın sonsuz çeşitliliğini algılama fırsatı verir. Eğitim yoluyla insan, bireysel farklılıkları anlamayı, hoş görmeyi ve bundan yeni sentezler yaparak, yaşamın tadına varmayı öğrenir. Eğitim, yaşamı kontrol etmeyi kolaylaştırır. Yüksek öğretime başlamak kişiye daha büyük bir güven ve sorumluluk kazandırır. Kişiye bağımsız düşünme becerisini geliştirmek için yardımcı olur. Genç birey problemleri kendisinin de çözebileceği konusunda güven kazanır.

Böylece daha evvel yapılmış ve söylenmiş olanlara sadece karşı çıkmak veya onları körü körüne kabullenmek yerine, genç birey kendi çözümlerini geliştirme şansına sahip olur.

Üniversite eğitimi yapmakla kişinin amacı; zihinsel açıdan zevk verecek ve ekonomik açıdan imkan sağlayacak bir işe girmek, aylık gelirini ve toplumsal statüsünü yükseltecek yeni bir hayata geçmek, iyi eğitilmiş bir insan olmak, yeni şeyler öğrenmek, zihinsel açıdan beslenmek, kendine güvenini artırmak, ufuklarını genişletmek v.b olmalıdır. Amaçsızlık, sadece anne ve baba istediği için okumuş olmak, arkadaşlar gidiyor diye üniversiteye gitmek istemek kişinin yanlış amaçlar peşinde olduğunu gösterir.

Eğitimin başarısı, hayat ve iş başarısını tam olarak temsil etmese de, bir yönetici eleman seçerken seçime, eğitim hayatındaki notları yüksek olanların başvurularını bir yana ayırarak başlar ve sözlü görüşmeye bunları çağırır. Çalışmaya başladıktan sonra kişinin kurum içindeki statüsü ve gelişimi kendi performansına bağlıdır. Ancak işe kabulde iyi notlar, çeşitli sertifikalar ve parlak bir eğitim geçmişi, temel belirleyicidir.

Eğitim döneminde olan gençlerin, hayatlarının bütününü gerçekten anlamlı yaşayabilmeleri için "öğrenmenin", “bilgilenmenin” ve bunların sonucu ulaşılacak olan "donanımın”, hayatında ne iş yaparsa yapsın, onu sevmesini ve ondan zevk almasını sağlayacak olan esas faktör olduğuna inanmaları gerekir.

Düşünme ufkunu genişletmek için iyi bir egitim, okumak ve daha çok bilmek bugüne kadar keşfedilmiş tek yoldur. Topluma katkida bulunabilmek için de bireyin kendisinin olgunlaşmasi gerekir. Olgunlaşmadan insan ancak canini vererek topluma katkida bulunabilir. Oysa artik günümüzde canini degil, beynini adayarak topluma katkida bulunacak gençlere ihtiyaç vardir. Kahramanlara ihtiyaç göstermeyen bir toplum yaratmak, iyi egitim görmüş gençlerin çabalariyla mümkün olacaktir.

“İnsan bir şeyi ciddi olarak istemeye görsün; hiçbir şey aşılamayacak kadar yüksekte değildir.”    
Anderson

Kişinin her şeyden önce kendisine güvenmesi gerekmektedir. Çiçero kekeme oldugu halde, agzina çakil taşlari doldurarak sahil boyunca dolaşip, denize karşi bitmez tükenmez nutuk eksersizleri yapmiş ve sonunda tüm zamanlarin en iyi hatiplerinden biri olmayi başarmiştir.

Ünlü Fransız romancı Balzac, ilk edebi ürünlerini bir dostu aracılığıyla, devrin önde gelen yazarlarından birine takdim ederek düşüncelerini öğrenmek istiyor. Yazar okumasını bitirdikten sonra üzgün, ümitsiz, acıyan ama içten bir edayla “Azizim”, diyor, “siz her işle meşgul olabilir, şansınızı her alanda deneyebilirsiniz. Ancak edebiyatla boşuna uğraşıp zaman kaybetmeyin.” Sonra neler olduğunu, Balzac”ın, edebiyatın hangi doruklarına tırmandığını bilenler bilir. Özellikle de Goriot Baba”yı okuyanlar...

Plautus”da “Bilge kendi mutluluğunun ustasıdır.” demiştir. ”Bütün umudum kendimde” diyen Terentlus da aynı kervana katılıyor. Suyun sabrının mermeri erittiğini de gözden ırak etmemek gerekmektedir.

“Zor kapıdan girince öküz bacadan çıkar.” demiş atalarımız. Umutsuzluk ve karamsarlık uzunca bir tatile çıkmalı, hatta emekli bile olmalıdır. İçinizdeki aslanı uyandırın bakalım. Thomas Edison der ki: “Dehanın %99’ u ter % 1‘i ilhamdır.”

Birisi sizi ders çalışmaya zorlayabilir; ama o dersi çalışmak istemeye kesinlikle zorlayamaz. İstemek için gereken arzu içinizden gelir ve motivasyon da içten zevk almamızı sağlayan, içten gelen en büyük güçtür. Kendini iyi hissetme ve verimlilik birbiriyle sıkı sıkıyla ilişkilidir. Şimdi kendimize söz vermeye hazır mıyız? Hedeflerimizi saptayıp, bunlara varmak için kendimizi adamaya hazır mıyız? Yoksa kendimizi sıkıntı içinde saate bakıp söylenirken mi bulacağız?

“ Üzerine düşeni yapmayanlarin, hayatlarinin degişmesini beklemeye hakki yoktur...”

Rıchard Bach’ ın Martı adlı romanından özet olarak alınan aşağıdaki cümlelere bir göz atalım:

“Martıların çoğu, karınlarını doyurmak için gerekli olandan fazlasını öğrenmeye çabalamazlar. Uçuşun tek anlamı vardır onlar için: yiyeceğe ulaşıp kıyıya dönmek. Onların amacı uçuş değil, karın doyurmaktır. Ama martı Jonathan Livingston için önemli olan yemek değil, uçmaktı. O, her şeyin ötesinde uçmaya gönül vermişti. “

“Öğrenmem gereken öyle çok şey var ki...”

Martı Jonathan öğrendiklerine her gün yeni şeyler ekliyordu.”

“Yüce bir yaşamin amacini, anlamini görüp onun peşinden koşan bir martidan daha sorumlu biri var midir? Binlerce yildan beri artik balik kafalarin peşinde sürüklendik. Oysa şimdi, yaşamak için başka bir amacimiz var:” Ögrenmek, yeniliklere kucak açmak, özgür olmak. Bir şans taniyin bana; bulduklarimi, ögrendiklerimi sizlerle paylaşayim.”

“Martı Jonathan; korku, bezginlik ve hırsın bir martının yaşamını kısaltan etkenler olduğunu çoktan öğrenmişti. O bunlardan arınmıştı ve uzun, güzel bir yaşam sürüyordu.”

“Bir şeyler ögrenmezsek, gelecekteki dünyamiz da şimdikinin bir eşi olur. Hep duragan, sinirli, tek düze bir yaşam; kurşun agirligindaki o anlamsiz sorumluluklar... hep ayni.”

“Düşündügün bir amaca hizla ulaşabilmek için, daha şimdiden oraya ulaştigina inandirmalisin kendini. Ne istedigini bildigin sürece başarirsin. Başardiktan sonra da elde ettiklerini kullanmalisin”

“Öğrenmekten, öğrendiklerini uygulamaktan vazgeçmemeli, yaşamın o görünmeyen yetkinliğini sabırla, bilinçle anlamaya çalışmalıyız. Sevgi üzerinde çalışmaya devam etmeliyiz.

“En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir.”

Aynı yazarın “Mavi Tüy” adlı romanından özet olarak alınan aşağıdaki cümlelere de bir göz atalım:

“Hepimizin içinde bizi hem sağlığa, hem hastalığa hem zenginliğe, hem yoksulluğa, hem özgürlüğe hem köleliğe sevk edecek güç vardır eşit olarak. Bunları kontrol eden biziz, başka bir şey değil”

“ Bir şeyin olmasini ne kadar çok istersek, o iş bizim için o kadar iş olmaktan çikar”
Kazananlar ve Kaybedenler

Kazanan her zaman çözümün bir parçasıdır,
kaybeden her zaman problemin bir parçasıdır.

Kazananın her zaman bir programı vardır,
kaybedenin her zaman bir özürü vardır.

Kazanan "Bu işi senin için yaparim" der,
kaybeden "Bu benim işim degil ki" der.

Kazanan her sorunda bir çözüm görür,
kaybeden her çözümde bir sorun görür.

Kazanan "Uzak ama yolu biliyorum" der,
kaybeden "Yakın ama yolu bilmiyorum" der.

Kazanan çakılların yanındaki çimeni görür,
kaybeden çimenin yanındaki çakılları görür.
Kazanan "Zor olabilir ama mümkün " der,
kaybeden "Mümkün ama çok zor" der.

“Kaybetmeyi göze alsanız da,kaybetmemektir bütün sorun. Siz kazanan olun.”

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ
Sayfa başı
Öğrenciler, zamanlarının büyük kısmını, okula ve ders çalışmaya ayırdıkları halde, çoğu kez çabalarının başarılı olmalarına yetmediğini; veliler de çocuklarının ders çalışmaya yeterince zaman ayırdıkları halde başarılı olmakta zorlandıklarını belirtmektedirler.

Bunun sonucu, öğrencilerin ders çalışırken kullandıkları becerilerin ve yöntemlerin etkililiği ve yeterliliği konusu sık sık gündeme gelmektedir. Öğretmenler ise sadece kendi alanları ile ilgili bilgi ve beceriler yanında öğrencilerine “nasıl çalışılması” gerektiği konusunda da yardımcı olmayı istediklerini ve bunu gerekli gördüklerini sık sık dile getirmektedirler.

Çok çalışmasına rağmen çalışma yöntemini bilmeyen öğrenciler umutsuzluğa kapılmaktadırlar. Bu öğrenciler sınıf düzeyleri yükseldikçe kendilerini öğrenmeye motive etme, öğrenme süreçlerini planlama ve değerlendirme konularında yetersiz kalmaktadırlar. Bu durum öğrencilerin okuldaki başarılarını ve buna bağlı olarak okul sonrası yaşamlarını da olumsuz yönde etkilemektedir.

Ana, baba ve öğretmenlerin öğrenciden genel beklentisi, onların "derslerine çok çalışıp, başarılı olmaları" yönündedir. Beklenti böyle olunca başarısızlığın nedeni, "yeterince çalışmamak" olarak görülmekte ve öğrenciden sürekli daha çok çalışması istenmektedir. Oysa gerekli olan "bilinçsizce çok çalışmak" değil; verimli ders çalışma yollarını iyi bilerek ve bunlardan gereğince yararlanarak etkili çalışmak”tır. Ayrıca başarıya öğretmen, öğrenci ve veli üçgeninin dayanışması ile ulaşılabilineceği unutulmamalıdır.
Öğrenci başarısını engelleyen ( olumsuz ) veya artıran ( olumlu ) özelliklerinin farkında olmalıdır. İzmir öğrenci yönlendirme Merkezinde geliştirdiğim “ Verimli Çalışma ve Öğrenme Ölçeği “ ile bir öğrencinin başarılarını etkileyen 15 özellik ölçülebilmektedir. Bu Ölçek ülke genelinde bir çok özel okul ve dershane tarafından da halen iznimiz dahilinde kullanılmaktadır.

Verimli ders çalışma yollarını öğrenmek isteyen öğrencinin, önce bu yönde olumlu alışkanlıklar kazanmaya kararlı ve niyetli olması gerekir. Buna karar verdikten sonra ders çalışmasını aksatan ya da kolaylaştıran alışkanlıklarının bir listesini yapmalıdır. Bir yandan listede yer alan olumsuz alışkanlıklarını bırakmaya çalışırken öbür yandan da olumlu alışkanlıklarını pekiştirmek için çaba göstermelidir. Çalışma ve denemeler, olumsuz alışkanlıklar atılıncaya, olumlu alışkanlıklar iyice yerleşinceye kadar sürdürülmelidir.

“Daha fazla güç, yetenek veya daha büyük fırsata ihtiyacımız yok. İhtiyaç duyduğumuz şey sahip olduğumuzu iyi kullanmaktır.
S. WALSH

“Aradığınız altın fırsat içinizdedir. Çevrenizde, şansta, tesadüfte veya başkalarının yardımında değildir, sadece içinizdedir.”
Orıson Swett MARDEN

“En başarili insanlar bu ayricaliklarini, farkli bir yetenege sahip olduklari veya kendilerine bir firsat sunuldugu için elde etmemişlerdir. Elde olan firsati kullanmişlardir.”
      BARTON

Uzun süre yurt dışında kalmış bir asker, ülkesine dönerken, hava alanında nişanlısı tarafından karşılanır. İkisi birlikte askerin bavullarını beklerken yanlarından bir hostes geçer. Asker şen bir sesle :”A! Miss Tracy bu!” der. Nişanlısı öfkeyle “Adını nereden biliyorsun?” diye çıkışır. Askerin cevabı mantıklıdır: ”Uçağın baş tarafında, kabin kapısında, pilotun ve yardımcısının adları yazılıydı!” Nişanlısı bu mantıklı cevabı daha da mantıklı, aynı zamanda da alaylı bir soruyla karşılar. “Ya! Öyle mi? Peki pilotun adı neydi?” Zavallı askerin düştüğü trajikomik durumu hayal edebiliyor musunuz? Ya bir de pilot yardımcısının adı sorulsaydı....O zaman vaziyet kötüden betere dönüşürdü kuşkunuz olmasın.

Bu fıkra hafıza ile, öğrenme ve hatırlama ile ilgili sürecin veciz bir özetidir aslında. Asker doğru söylemektedir; doğru ama eksik. Hostesin adını gerçekten de kabin kapısında görmüş ve oradan öğrenmiştir. Büyük ihtimalle pilotun ve yardımcısının isimlerini de okumuştur aynı yerde. Ama sonuç ortadadır işte; aklında kalan sadece hostesin adıdır. Dolayısıyla askerin cevabı hostesin adını nereden bildiğini açıklamaya yeter ama neden ve nasıl bildiğini, daha doğrusu hatırladığını açıklamaya yetmez. Doğru ve tam cevap hostesin karşı cinsten ve alımlı oluşunu da içermeliydi. “Merak düğmesinin neye yaradığını bilmeyenler, mutluluk melodisini dinleyemezler.
 
Hafızamızda kalan ve kolayca hatırlanan şey ilgimizi çeken şeydir. Bir şey ne kadar ilgimizi çekiyorsa, ne kadar sıra dışı ise onu o kadar kolay ezberler, o kadar iyi hatırlarız. Bize yumruk atanı tokat atandan; tokat atanı itekleyenden, itekleyeni azarlayandan; azarlayanı kaşını çatandan daha kolay hatırlarız.

 Dr.Joyce Brothers”in verdiği bir başka örnek daha var: Bir kadın başka bir kadının üzerindeki giysileri tıpa tıp hatırlar, ayrıntıları ile tarif eder. Yüzündeki kırışıklara ve çillere, gözünün altındaki minicik lekeye kadar her şeyi sayıp dökebilir. Aynı şeyi bir erkeğin yapabilmesi çok zordur. Sebep hafıza farkı değil ilgi farkıdır.

 Demek ki hafızayı biçimlendirip yönlendiren en önemli etkenlerden birisi “İLGİ”dir. Buradan hafızanın ilk prensibini çıkarabiliriz. Madem ki ilgimizi çeken şeyi hatırlıyoruz o halde hatırlamak istediğiniz şeyin ilginizi uyandırmasını sağlamalı, sempatik, olmazsa antipatik ama ille de ilgi çekici bir tarafını bulmalıyız. Diyelim ki öyle ilginç bir tarafını bulamadık, o zaman kendimize bir takım uygun ilginçlikler icat etmemiz gerekiyor. Arşiv istiaremize dönersek, arşivde örneğin bir kitabı bulmak istediğinizde ona ya yazar ismine ya da kitap ismine göre hazırlanmış alfabetik sıralı ve numaralı kartlar kullanarak ulaşırsınız.

İşte bir bilgiyi ilginç kılmak, hatırlanmasını kolaylaştırmak için ona iliştirdiğiniz, eklediğiniz yeni unsurlar arşivdeki bu numaralı kartlara benzer. İyi de bu ilginç kılma işi nasıl yapılacak? Bu herkesin özel yetenek, donanım,bilgi ve görgüsüne göre değişir. Bir şeye benzetmek, karikatürize etmek, bildiğimiz başka şeylerle ilişkilendirmek gibi yollara başvurarak sıradan bir bilgiyi sıra dışı hale getirmemiz mümkündür.
 
Thomas De Quincey, ”Bindirilen yük ne kadar şiddetli ise hafiza da o kadar güçlü olur.” diyor. Bu ne demek? Örneğin sınav arifesinde, sınava yakın dönemlerde ders çalışmak daha verimlidir ve bu esnada öğrenilen bilgilerin hatırlanma oranı da diğer zamanlardakinden daha yüksektir. Başka zaman beş kez okuyup öğrenemediğiniz bir bilgiyi sınav arifesinde iki-üç kez okumakla öğrenir ve daha kolay hatırlarsınız. Zekanız ve hafızanız aynı kalmakla birlikte öğrenme ve hatırlama “gerekçeniz “in şiddeti artmaktadır çünkü.

Bir şempanze uzun süre aç birakildiktan sonra bulundugu kafese içi üzüm dolu otomatik bir makine konmuş, birkaç da madeni para. Bu paralar makineye atildigi takdirde makine üzüm veriyormuş. Açligin tahrik ettigi hayvan araliksiz sinamalar sonunda makineden üzüm almayi başarmiş. Sonra deney farkli renkte paralarla denenmeye başlanmiş. Her rengin makineden çıkardığı üzüm sayısı farklıymış. Beyaza bir, maviye iki, kırmızıya üç vb. Şempanze bu doğal problemi daha kısa sürede çözerek azami sayıda üzüm yemeyi de başarmış.
 
Şempanzenin dogal güdüsü olan açlik, hafizasini uyarmiş; böylece şempanze normal zamanlarda ögrenemeyecegi veya uzun sürede ögrenebilecegi bir beceriyi daha kisa sürede ögrenmiş ve üstelik ikinci deneyde birinci deneyde ögrendiklerini kolayca hatirlamiştir.

Şempanzenin başarisi sirf tekrara baglanamaz. Gerekçeniz ve ilginiz yetersizse istediginiz kadar tekrarlayin; ögrenemez ve hatirlayamazsiniz. Bu o kadar dogrudur ki gündelik hayata şöyle bir bakmamiz onu onaylamamiza yeterli veriyi saglar.

Örneğin her gün defalarca kullandığımız telefonunuzun tuşları nasıl sıralanmıştır. Sağdan sola mı, yukarıdan aşağıya mı? Her gün alışveriş yaptığınız marketin vitrin çerçeveleri ne renktir? Camları kaç bölmelidir? Okulunuzun her gün çıktığınız giriş merdivenleri kaç basamaklı? Apartmanınızın asansör lambası normal ampul mü, florasan mı? Bütün bunların hepsini bir solukta doğru olarak cevaplayacak kaç kişi çıkar acaba?
 
Gördüğünüz gibi etkin bir öğrenme ve hatırlama için tekrar gerekli ama yeterli değildir. İşte yukarıda sorulan sorular her gün tekrar ettiğimiz olgulara ilişkindir ama yinede cevaplarını bilmiyoruz. Öğrenme ve hatırlama için gerekçe,ilgi ve tekrar bir arada bulunmak zorundadır.

Gece yatmadan önce yapılan kısa bir tekrar uyku sırasında salgılanan bir takım hormonal maddeler sayesinde yeni öğrenilmiş olan bu bilgileri hafızaya yerleştirme konusunda etkilidir.

Kurt Lewin isimli bir araştirmacinin “gerilim teorisi”ne göre kişi belli bir hedefe (örnegin Fen Lisesi ya da ÖSS’yi kazanmaya) yönelmişse hafiza çok daha iyi çalişmaktadir .Bu konuda ilginç bir deney yapilmiş: Bir grup ögrenciye belli bir zaman diliminde belirli işleri yapip tamamlamalari söylenmiş; kilden bir heykel yapmak, kibrit çöpleriyle çeşitli figürler oluşturmak, belli bir rakamdan geriye dogru üçer üçer saymak gibi... Ancak süre dolmadan ve işler tamamlanmadan birdenbire ellerindeki işi birakip başka işlere başlamalari söylenmiş. Bu işlem bir kaç sefer tekrarlanmiş ve bazi işler tamamlanirken yarim kalmiş. Denekler deney süreci ve işlerini yarim birakma gerekçeleri konusunda hiç bir ön bilgiye sahip degillermiş.

Deney sonunda deneklerden kendilerine verilen görevleri saymaları istendiğinde görülmüş ki denekler yarım bıraktıkları işleri tamamladıklarından daha iyi hatırlıyorlar ve ayrıca bu işleri tamamlama arzusunun verdiği bir gerilim içinde bulunuyorlar.

Buraya kadar söylediklerimizden çıkan sonuç şöyle özetlenebilir: İyi bir hafıza güçlü gerekçelerle, belirli bir hedefe yönelerek, ilgi duyarak ve bol bol tekrar yaparak elde edilir. Bilim adamları, öğrenmenin ilk ve olmazsa olmaz koşulu dikkat ve etkin dinleme demektedirler.
 
“Kare büyüdükçe fotoğrafın anlamı da değişir; intihar eden adam basit bir dublöre; ağlayan bir genç kız, soğan doğrayan bir ev hanımına dönüşebilir.”

Belli bir konuyu çalışmak için masanızın başına oturduğunuzda; derginizi, kitabınızı önünüze açtığınızda okuyacağınız, öğreneceğiniz konu-genellikle bir bütündür. Her zaman olmasa bile kendi içinde organik bir bütünlüğe sahiptir. Çeşitli bölümler, parçalar, birbirleriyle ilintili, bağlantılı olabilir. Biri anlaşılmadan öteki, öteki anlaşılmadan beriki anlaşılamayabilir.

Bazen konunun başindaki bir bilgi, sonundaki bir bilgi kirintisiyla yakindan ilişkilidir. O kirinti olmaksizin bilmeceyi çözmek olanaksizdir. Eksik harf yerine konmadan sihirli kelime ortaya çikmaz. Söz konusu kirintiya ulaşmak için adim adim ilerleme yolunu seçerseniz, ona vardiginizda baştaki bilgiyi unutmuş olabilirsiniz. Bu durumda tekrar geriye dönmeniz gerekecek. Ne yapmali?

Kuşkusuz konunun tümünü birden, altini, üstünü, ortasini ayni anda görerek çalişmak olanaksiz. Ama olanaksiz olan, bu işi ayrintili yapmaktir. Oysa konuyu - bütünlük arz etmiyorsa kendi içinde uygun bütünlüklere bölerek - kuşbakişi bir göz gezdirmeyle taramak; hizli bir okumayla ana hatlarini kavramak; önemli noktalarindan haberdar olmak; kilit cümleleri belirlemek olanaksiz degildir.

Ayrıntılara inmeksizin, tamamını anlayıp ezberlemeye kalkışmaksızın, böyle bir kuşbakışı tarama size konunun bir haritasını sağlar. Kuşbakışı tarama, hücum edeceğiniz savaş bölgesine düzenlediğiniz bir keşif uçuşuna da benzetilebilir. Böylece, daha sonra ayrıntılı çalışırken, attığınız her adımın sizi nereye götürdüğünü, bir sonraki adımda sizi nelerin beklediğini bilmenin güven ve rahatlığını yaşarsınız.

Anlatmak istediğim şeyi hayli aydınlatacak bir örnek var: Lego (yap-boz) oyuncakları. Çeşitli ve görünüşte anlamsız, birbirine benzer, çok sayıda parça birleştirilir ve sonuçta anlamlı şekiller çıkar ortaya (ev, tren, tabanca vs.) Hemen hemen bütün Lego kutularında, içindeki parçalarla nelerin yapılabileceğine dair resimler vardır. Bir kere kutunun üzerindeki resmi gördükten sonra elinizdeki parçaları bu resme göre birleştirmek ve sonuca ulaşmak çok hızlı ve kolay olur. Böyle bir resme sahip değilseniz sonuca ulaşmak çok zaman alır ve sizi çok yorar. Ders çalışırken konuyu hızlı gözden geçirmek, kuşbakışı taramak da bize lego kutusundaki resmi görmeye benzeyen bir avantaj sağlayacaktır. Lütfen bu avantajı göz ardı etmeyin.

Kaynakların seçilmesine özen gösterilmelidir. Çünkü yanlış bir bilginin üzerine doğru bilgiyi öğrenmek oldukça zordur.

Nasrettin Hoca’ya iki çocuğu ile bir adam gelmiş ve “Hocam bu çocukları okutmanı istiyorum, büyük olan biraz bilir, küçük olan hiç bilmez. Ücret olarak ne alacaksın?” diye sormuş. Hoca da “Biraz bilenden iki, hiç bilmeyenden bir akçe alırım.“ yanıtını verince hayretle nedenini öğrenmek istemiş. Hoca da “Eee...hiç bilmeyene sadece doğruyu öğreteceğim. Bir iş. Oysa biraz bilene önce bildiği yanlışları unutturup sonra doğruyu öğreteceğim. İki iş. Bunun için iki akçe” cevabını vermişti.

Hatırlamak mı zor unutmak mı?

Hasta bir adam son çare gitmiş Hoca’ya. Anlatmış derdini derman olur diye. Hoca, kolay, demiş,derdinin çaresi bende: Dişi tilkinin kuyruğunu asla getirmeyeceksin aklına. Adam bunda ne var, diye düşünmüş. Buldu ya basitçe çareyi sevinmiş aklinca.

Ama bir hafta sonra düşmüş Hoca’nin kapisina. “Aman Hocam! Hiç aklımda yoktu. Nereden soktun aklıma dişi tilkinin kuyruğunu? Bir türlü çıkmıyor aklımdan.” Şimdi siz söyleyin. Bilim adamları, öğrendiklerinizi, kurduğunuz fantazilerle ilişkilendirin. Fantazileriniz ne kadar çılgın, abartılı ve uçuk olursa, unutmanız o kadar zor, hatırlamanız o kadar kolay olur, derken yanlış mı söylemişler? Varın siz karar verin.

Yanlış Çalışma Alışkanlıkları nelerdir ?

Çalışmaya başlarken belli bir amaç taşımamak, plansız ve programsız çalışmak, evin değişik yerlerinde ders çalışmak, çoğu zaman yatarak-uzanarak ders çalışmak, televizyon karşısında veya müzik dinleyerek çalışmak, sınav öncesi ezberlemeye çalışmak, farklı kaynaklardan yararlanmamak, anlaşılamayan, korkulan veya sevilmeyen derslerin daha az çalışılması, dersin öğretmeninin sevilmemesi nedeni ile o dersi sevmemek veya çalışmamak gibi yanlış çalışma alışkanlıkları öğrencilerin başarısız olmalarına neden olmaktadır.

Verimli Ders Çalışma Yolları Nelerdir?

I- Amaçlarınızı Belirleyiniz

“Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalişmaktan da zevk almazlar”

E.Raux

Her çalışma bir amaca yönelik olmalıdır. Bu amaçlar, bir problemin çözümünü öğrenmek, bir yazıdaki ana düşünceyi bulabilmek vs. olabilir. Bunları iyi belirleyerek çalışmaya başlayan kişiler, bu yakın amaçlara ulaşa ulaşa sınıfını geçmek, okulunu bitirmek ve sınavı kazanmak biçiminde özetlenen uzaktaki amaçlarına da ulaşmaktadırlar. Başarı insanın düşlediklerini gerçekleştirmesidir. Bunu yapabilen her kişi başarılıdır. Düşlemek bilinçli bir eylemdir. Düşlerimizin yürekten gerçekleşmesini ister ve ona ulaşmak için yola çıkarsak, bu uğurda inancımızı ve kararlılığımızı bir an bile yitirmezsek amacımıza ulaşırız.

Çabalamadan hayal kurmak ise miskinlerin, bedavacıların işidir. Çalışmadan kazanamayız. Unutmamak gerekir ki başarı için “yüzde elli yürek, yüzde elli kürek” gerekir. Başarılı insanların tümü şans faktörünü işin başında dışlar. İşi şansa bırakmayın. Şans, rastlantı ya da başkasının yardımı gibi faktörlerin başarıda ki yeri % 1 bile değildir.

“Talih nedir? Sadece şans degildir. Talih; firsati yaratmak, orada oldugunda farketmek ve geldiginde almaktir.”

Natasha JOSEFOWITZ

“Ne kadar çok çalışırsanız, o kadar talihli olursunuz.”

R. Davıd THOMAS

“Kendi fırsatlarınızı yaratmalısınız.”

      John B. GOUGH

“İnsanı kendisiyle yüz yüze getiren bazı sorular: "Belirli bir zamanda nerede olmak istiyorum?" "Oraya nasıl gideceğim?" "Kendimi bulduğum yerden, olmak istediğim yere götürmek için ne yapmalıyım?" "Harekete geçmem için atmam gereken ilk küçük adım nedir?"





“Bir yanda seyahat edenler; diğer yanda bir yerlere gidenler vardır. Bunlar hem birbirlerinden farklı , hem de birbirlerinin aynıdırlar. Başarılı olanların rakiplerine üstünlüğü şudur: Başarılı olanlar, nereye gittiklerini bilenlerdir.”

Mark CAINE

Amaçsız bir çalışma dümensiz bir gemi ile okyanusa açılmaya benzer. Rüzgâr nereye sürüklerse oraya gidersiniz. Gemi yol alır gibi görünür ama büyük bir olasılıkla kayalara çarpar. Amacınızı belirlerken, ona ulaştığınızda çok mutlu olacağınıza inandığınız ve yolculuğundan zevk alacağınız bir amaç olmasına özen gösterin. Bir insanın sevmediği bir işi yapması ve buna katlanmak zorunda kalması yaşamı boyunca mutsuz olmasına yol açacaktır.

Colombia Üniversitesinden psikolog Robert S. Woodwart, somut bir hedef belirlemenin kişideki gizli potansiyeli nasil açiga çikardigi ve hatta arttirdigini ortaya koymak için “yüksek atlama” örneginden faydalanmiş. Yüksek atlama konusunda kendini hiç denememiş ve zora koşmamiş bir insan ilk denemesinde belli bir yüksekligi aşabiliyor. Başka bir deneme yaptiginda da bu yükseklik degişmiyor. Ama kendisine yüksek atlamada bir hedef belirlemiş bir kişi her seferinde çitayi biraz daha yükselterek agir agir yetenegini geliştiriyor ve hedefine ulaşiyor. Ara hedeflerden geçerek, başlangiçta başarilamaz görünen başarilabiliyor.

Aynı çerçevede daha ilginç bir test de yapılmış. Testte katılanlar önce iki guruba ayrılıyorlar. Birinci guruba daha önce bir başka grubun - ki bu gerçekte var olmayan uydurma bir grup - aynı denemeyi az önce başardığı ve x metre yükseklikten aşabildiği söyleniyor.

Söz konusu uydurma grubun aldığı sonuçlar (!) yüksek sesle okunarak deney başlatılıyor. Güçlerini -gerçekte var olmayan- rakipleri ile kıyaslayarak atlama yapan denekler, rekabet duygusuyla kızıştıkları için üstün bir performans sergiliyorlar. Öte yandan ikinci gruba deneyin başında hiç bir şey söylenmiyor. Önlerine aynı yükseklik sınırları konuyor. Ancak bu grubun elde ettiği sonuçlar birinci gruba göre çok çok kötü bulunuyor.

Fiziki olarak birinciye benzer özellikler taşimasina ragmen ikinci grubun, motivasyon (güdüleme) eksikligi nedeniyle birinci grubun gerisinde kalişi, gerçek gücünü ve becerisini ortaya koyamayişi size bir şeyler söylemiyor mu?

Açıkça Tanımlanmış Hedefler

Ne istediğinizi bilmelisiniz. Enerjiniz, bilginiz ve azminiz bir amaca yönelmeli ve bu amaç açık, somut ve kesin olmalıdır. Hem iyimser hem de gerçekçi olmalıdır. Bunlar gerçekleştikten sonra, amacınıza ulaşmak için bazı şeyler yapmanız gerekir.

Öngörü, karanlıkta kalmış bir yolu aydınlatan ışıkla karşılaştırılabilecek bir tür hedeftir. Hedefinizi somutlaştırmayı ve onu olmasını istediğiniz sonuç olarak ifade etmeyi başardığınızda, bu ışık yoğun bir lazer ışınına dönecek ve bir duvarı delip geçecek kadar güçlü olacaktır. Önünüzdeki hedefi açık bir şekilde gördüğünüzde ve bu hedefi tüm kalbinizle kendinizle özdeşleştirdiğinizde, doğru kararları kendiliğinden verebileceksiniz.

Konunun özüne inmeye çalışın. Gerçekten istediğiniz şey ne? Gereksiz ve yararsız olanları bir kenara attığınızda geriye ne kalıyor? En öncelikli sorun ne? Sizin için gerçekten önemli olan şey ne? Amaciniza ulaşmak için neye gereksiniminiz var? Aslinda tamamen başka bir şeyin peşindeyken, kendimizi sik sik ilgisiz bir şey için çabalarken bulabiliyoruz.

Bununla ilgili olarak şu örnekleri verebiliriz: Genç bir kadin kalkinma programinda çalişmak üzere Afrika”ya gitmek istiyordu. Kendisine yukaridaki sorulari sordugunda, asil istedigi şeyin insanlarla daha fazla ilişkide bulunmak oldugunu keşfetti. Diger insanlarin dikkatini çekmek ve minnettarliklarini kazanmak için özel bir şeyler (fakirlere yardim etmek gibi ) yapmasi gerektigini düşünmüştü. Girmesi gereken mücadele, başkalarina yardim etmek üzere çekip gitmek yerine, o anda ve bulundugu yerdeki insanlarla olan ilişkileri üzerinde çalişmakti. Bu şekilde, her şeyden önce, insiyatifi ele alma riskine girebilecek ve terslenme korkusunu yenebilecekti.

Bir kadın avukat, kapısının üzerine, meşgul olduğu zamanlarda bunu gösterecek kırmızı bir ışık istiyordu. Kendi kendine bu isteğinin altında ne yattığını sorduğunda, asıl istediği şeyin, kapılarının üzerinde kırmızı ışık bulunan tüm diğer erkek meslektaşları gibi saygı görmek ve onlarla eşit konumda görülmek olduğunu keşfetti. İyi bir çalışma ortamı kırmızı ışıklar kullanılmadan da sağlanabilir ve böylece kabul edilme gereksinimi tatmin edebilirdi.

Influencing with Integrity adlı kitabında Enie Z. Laborde iletişimi bir yolculuğa benzetir. Önce nereye gitmek istediğinize kara verirsiniz. Sonra, oraya nasıl gideceğinize ve size eşlik etmesi için kimi davet edeceğinizi düşünürsünüz. Eğer Londra’dan Edinburgh’a gitmek istiyorsanız, bunu uçakla, otomobille veya trenle yapabilirsiniz. Yolda giderken doğru yöne gidip gitmediğinizi anlayacağınız işaretlere gereksinmeniz olacaktır. Eğer yol arkadaşlarınız farklı bir yere gideceklerse, nerede sizin yanınızdan ayrılıp kendi başlarına devam edeceklerini bulmak zorundadırlar.

Sonunda Edinburgh’a vardığınızda ise, burasının gerçekten ziyaret etmek istediğiniz yer olup olmadığını anlamalısınız. İstediğinizi elde edebileceğiniz yer gerçekten burası mı?

Gidilecek yerin belirlenmesiyle başlayan yolculuk gibi, ulaşilmak istenen sonuçlarin ortaya çikmasiyla da bir iletişim süreci başlar. Hedefinizi zihninizde tam olarak belirlemeden iletişim kurmak, nereye gittigine bakmadan bir trene binmek gibidir.

Strateji

Amacınızı açık seçik ortaya koyduktan sonra bir strateji hazırlamaya başlayabilirsiniz. Ama eğer işlem uygulanamayacak bir durumdaysa, en iyi strateji bile hiç bir işe yaramaz. Bazen çok kolay başarılabilecek bir olay için yanlış strateji seçilerek uzun zaman harcayabiliriz.

Günlerden bir gün, bir hintli ermişin yanina, koşa koşa, ögrencilerinden biri gelir. "Ustam," der. "Ben de erdim. Irmağın bir kıyısından öbürüne sulara değmeden geçebiliyorum." Bilge kişi aldırmaz pek. "Ben daha ermeden geçebiliyordum bir kıyıdan öbürüne sulara değmeden," der. "Sandala binerek”

“Başkalarinin sizin için istedigi şeyi degil, gerçekten kendi istediginiz şeyi tasarladiginizdan emin olun.”

“Planlama geleceği şimdiki zamana getirmektir, böylece gelecek hakkında şimdiden bir şey yapabilirsiniz.”

LAKEIN

“Zekice hazırlanmış bir plan başarının ilk adımıdır. Plan yapan kişi nereye gittiğini, nasıl bir ilerleme yaptığını bilir ve ne zaman hedefe varacağı konusunda oldukça iyi bir fikri vardır.”
S. WALSH

Yoğunlaşma ve Esneklik

Amacınıza ulaşmak için, eylemleriniz o amaç üzerinde yoğunlaşmış olmalıdır. Zihninizde bir resim çizerek ne istediğinizi şekillendirir ve tüm dikkatinizi buna verirsiniz. Bunu ,başka bir şey yaparken bile zihninizin bir köşesinde tutun. Bu, sizin uyanık olmanızı ve karşınıza çıkan fırsatları değerlendirmenizi sağlayacaktır.

Eğer bir öncelik sıralamanız yoksa,her şeyi bir seferde yapmaya çalışıp sonra da hiç bir şey yapamama tehlikesiyle karşı karşıyasınız demektir.
“Başarinin geregi, arzunuzun tamamen saplanti, düşünce ve amaçlarinizin koordineli ve enerjinizin gevşemeden konsantre olmasi ve uygulanmasidir.”
Claude M. BRISTOL

İrade Gücü

Hedefinize ulaşmak için irade gücü ve azim göstermeniz gerekir. Hedefinize ve ona ulaşmak için seçtiginiz yola inanmalisiniz. Sizden istenen işi yapmaktan zevk almalisiniz. Ileriye dönük mücadele isteginiz, enerjinizi amaciniz üzerinde yogunlaştiracaktir.

Hedefle ve gerçek arasında derin bir ayrılık bulunduğunda, sabırsızlaşma eğilimi gösteririz. Sanki tüm dünya bize karşı elbirliği etmiş gibi görünür. Herkes rüzgâr gibi eserken biz ağır ağır yürümek zorunda kalmışızdır. Bu hiç de adil değildir! Mevcut durumla istenen sonuç arasındaki boşluğa yaratıcı gerginlik denir. Kendinize acıyacağınıza, bunu sizi hedefinize biraz daha yaklaştıran bir şeyler başarmaya sevk eden bir enerji kaynağı olarak görün.

Aksilikler arka arkaya gelse bile kendinize inanmayı sürdürün. Yenilginin bir bozgun olmasına izin vermeyin, aksine bunu öğrenmek için bir şans olarak algılayın: Yanlış giden neydi? Niye böyle oldu? Bir daha ki sefere bunun olmaması için ne yapabilirim? Başarı ve bozgun arasındaki fark azimdir.

“Ben bir işte nasil muvaffak olacagimi düşünmem, o işe neler mani olacak diye düşünürüm. Engelleri kaldirdin mi iş kendi kendine yürür.”

    Mustafa Kemal ATATÜRK

Engeller ve direnç sizi güçlendirir ve kendi yeteneklerinize güvenmeye sevk eder. .Engellerin üstesinden gelerek kendinize güveninizi pekiştirirsiniz. Başa çikilmaz bir engelmiş gibi görünen şeyler bazen yeni ve kolay yollar bulmanizi saglayabilir. Girdiginiz yarişma karşi karşiya geldiginiz zorluklarin sizi stratejinizi yeniden düşünmeye mi sevk edecegini , yoksa bu zorluklarin sizi amaciniza götüren yolda daha mi güçlü kildigini belirlemektedir.

“Yaşamin garip karmaşasinda başimiza ne gelebilecegini bilemeyiz. Ancak kendimizin ne yapacagina, bu olayi nasil karşilayacagimiza, olayla nasil başa çikacagimiza karar verebiliriz. Sonuçta gerçekten önemli olan da budur. Yaşamin hammaddesini almak ve onu degerli ve güzel bir şey haline getirmek; işte bu hayat sinavidir.”

Joseph Ford NEWTON

“ Üşenme ! Erteleme ! Vazgeçme ! “

“ Bekleme; "Doğru zaman" asla gelmeyecektir. Bulunduğun yerden başla ve senin emrinde olabilecek her türlü araçla çalış. Gideceğiniz yol üzerinde daha iyi aletler bulunacaktır.”
Napoleon HILL

“ Başarisizlik insani hayal kirikligina ugratabilir ama denememek yok olmaya mahkűm edecektir.”
Beverly Hills

“Bir amaç için uğraştığınızda işler ters gittiğinde, sendelediğinizde veya düştüğünüzde utanmamalı, tekrar denemek için gereken cesareti toplamalısınız.”

Dünya çapında 30 milyar marklık satış hacmi olan Sony şirketinin patronu Akio Morita, Der Spiegel”de yayınlanan bir söyleşisinde, başarısının sırrını şöyle açıklar:”En gerekli olan şey insanlara bir amaç verebilmektir. Her şey yaratıcılıkla ilgilidir. Yıllar boyunca yaratıcı bir işletmenin hizmetinde bulundum ve yaratıcı insanların nasıl motive edileceğini biliyorum. Onlara asla neyi yapıp neyi yapmayacaklarını söylemem.”

“Olağanüstü fırsatlar beklemeyin. Olağan durumlara el koyun ve onları olağanüstü hale getirin. Zayıf insanlar fırsat bekler, güçlüler kendileri yaratır.
Orıson Swett MARDEN
“Başari, zahmet ve sebatin çocugudur. Dil dökerek veya rüşvet vererek elde edemezsiniz, ancak fiyatini ödediginizde sizin olur.”
Orıson Swett MARDEN

“Kayda değer hiçbir şey kolay elde edilemez. Çalışmak, sürekli çalışmak; sonunda sizi istenen sonuca götürecek tek yol budur.”
Hamılton HOLT

“Yaşam, siz başka planlar yaparken olup biten şeylerin toplamidir.” Planlama bir başlangiçtir, plan yapani hiç bir yere götürmez. Yaşam bir şeyler yapmaktir. Peki siz ne yapacaksiniz?

Zamanınızı ve yaşamınızın kontrolünü elinizde tutun.
Gün bugündür
Yer burasıdır
Yaşam sizin yaşaminizdir
Geleceğinizi etkileme fırsatına sahipsiniz
Günü yakalayın
Bu anı kullanın
Şimdi harekete geçiniz.

“Bilginin efendisi olabilmek için çalışmanın uşağı olmak şarttır.”
                 BALZAC  
“İçinizde öyle güçler vardır ki, keşfedip kullanabilseydiniz, olmayı hayal ettiğiniz veya tasarladığınız her şey olabilirdiniz.”
Orıson Swett MARDEN

“Başarmanin ilk adimi, önce yapabilecegimize inanmaktir.”

Mıchael KORDA

“Başarinin ilk kurali - konsantrasyon - bütün enerjileri bir noktaya yönlendirmek ve ne sola, ne de saga bakmadan dogrudan o noktaya yönelmektir.”
Wıllıam MATHEWS
“Başari; sahip oldugunuz bütün güçlerin, tek bir arzunun başarilmasi üzerine yogunlaştirilmasidir.”

Wılferd A. PETERSON

“Bütün düşüncelerinizi elinizdeki işe yogunlaştirin. Güneş işinlari odaklanmadiklari sürece yakamazlar.”    

Alexander Graham BELL

“Engeller vahşi hayvanlar gibidir. Aslinda korkaktirlar, ama yapabilirse size blöf yaparlar. Eger kendilerinden korktugunuzu görürlerse, üzerinize atlamaya hazirdirlar. Ama ta gözlerinin içine bakarsaniz yavaşça çekilip giderler.”
Orıson Swett MARDEN

“Kuşkularimiz bizim düşmanlarimizdir; bizleri girişimde bulunmaktan alikoyarlar, elde edebilecegimiz iyi şeyleri yitirmemize neden olurlar.”
  Wıllıam SHAKESPEARE

“İnsanın en büyük keşfi ve şaşırtıcı duygusu, yapamayacığından korktuğu şeyleri yapabildiğini anlamasıdır.”   
Henry FORD

“Kaç kişi, biraz daha çaba ve sabrin başariyi getirecegi anda birden vazgeçmiştir?”
Ross PERO

“Bir sonucun elde edilmeye değer olduğuna tam olarak karar verdiğim zaman, üzerine giderim ve sonuç alıncaya kadar deneme üstüne deneme yaparım.”

Thomas A. EDISON

“Bilerek başlayanlar, sebatla yürürler. Güçlüklere rağmen vazgeçmezler. Azmederler ve sonunda ödüllerini toplarlar.”

Charles E. POPPLESTONE


“Denemekten vazgeçmek gibi başka bir başarisizlik yoktur. Insanin içindeki yenilgiden başka yenilgi yoktur. Kendi içimizdeki amaç zayifligindan başka, gerçekten aşilmaz bir engel yoktur.”

Elbert HUBBARD

“Sanırım kendimizi uzun bir yolda gibi düşünmek yararlı olur: Önemli olan inancını korumak, dayanmak, düştüğümüzde veya yorulduğumuzda birbirimize yardım etmek, gözyaşı ve düş kırıklığına rağmen yola devam etmektir.”

Mary Carolıne RICHARDS

 Planlı Çalışma

Geri getirilmesi olanaksız olan tek şey zamandır. Zaman hızlı ve coşkun akan bir ırmağa benzer. Zaman ancak planlı bir çalışmayla değerlendirilebilir. Zamanı programlarken kendinize 5 yıl sonra, 1 yıl sonra, 3 ay sonra, 1 ay sonra , 1 hafta sonra, yarın neleri başarmak isterdim sorularını kendinize sorun.

Telefon arkadaşlarinizla uzun konuşmayarak, arkadaşlariniz her çagirdiginda koşa koşa gitmeyerek, kantinde - kafeteryada her gün uzun zamanlar harcamayarak, evde oradan oraya amaçsiz dolaşmayarak, televizyona esir olmayarak, evdeki sohbetlerin tümüne katilmayarak zamandan tasarruf yapip sizi mutlu kilacak eglence - kültür ve sanat gibi faaliyetlere de zaman artirabilirsiniz. Bu günün işini yarina birakmayin.

ABD’de 18 yaşina gelinceye dek bir ögrenci 12 bin saatini okulda, 15 bin saatini TV karşisinda geçirmektedir. Bir Amerikali çocuk günde ortalama 3 saat, Japon çocugu 5 - 6 saat TV izlemektedir. TV’ ye “ Aptal kutusu “, bütün gününü TV karşisinda geçirenlere de “ TV aliklari “ denmesi boşuna degildir.

Zamanı boşa geçirmek, hayatı boşa geçirmek demektir. Zamanı kontrol etmek de hayatı kontrol etmek demektir. Öğrenciler, ders çalışmanın gerekliliğini bilmekte fakat nasıl ve ne kadar çalışmak gerektiğini bilmemektedir. Diğer yandan öğrencilerin ders çalışma motivasyonu da çalışma davranışını etkilemektedir. Nasıl ve ne kadar çalışacağını bilemeyen öğrenciler bu nedenle çalışma motivasyonu da oluşturamamaktadır. Kişiye özel öğrenci ders çalışma programının gerekliliği herkes tarafından kabul edilmektedir.

Birden çok iş ya da ders üzerinde ayni günde çalişmaniz gerektiginde hangisinden işe başlayacaginizi bilemediginiz ya da çalişmaya başlamak için karar veremediginiz anlar oluyor mu? Bu soruya yanitiniz "evet" ise, sizin planli çalişmayi bilmediginizi kolayca söyleyebiliriz. Bu tür bir durumla, yani ayni zamanda birden çok dersi çalişmayla yüz yüze geldiginizde, derslerden her birinin üzerinizde yarattigi ruhsal baski, bunlardan herhangi birine kendinizi tümüyle vermenizi engelleyerek ve verimsiz biçimde işlerden birini birakip ötekine atilmaniza neden olacaktir. Birden fazla amaci bir arada gerçekleştirebilmek mümkün degildir.

Bu tür kararsızlık ve karışıklık ancak hangi dersi ne zaman yapacağınızı belirli bir sıraya koymakla yani "Karar Vermekle" ortadan kalkar. İşte çalışmada plan; "nasıl", "ne zaman" ve "nerede" çalışacağınıza karar vermek demektir.

Öğrenciler günlük ve haftalık bölümleri de olan
aylık çalışma planlarında;

• Hangi derslere, haftanın hangi günleri çalışacaklarını,
• Geçmiş konularin tekrarina ne zaman yer vereceklerini,
• Sınav tarihlerini,
• Hazırlayacakları ödevlerin neler olduğunu ve zamanını,
• Planlarına aldıkları, ancak çeşitli nedenlerden ötürü zamanında yapamadıkları çalışmalarını ne zaman tamamlayacaklarını,
• Dinlenme, müzik dinleme, televizyon izleme, spor yapma sinema ve tiyatroya gitme gibi ders dışı etkinliklere ne zaman yer vereceklerini göstermelidirler.
• Günlük çalışma çizelgelerinde; okulda geçen saatler, ders çalışma, eğlenme, dinlenme, ev işlerine yardım ve uyku saatleri gösterilmiş olmalıdır.

İzmir öğrenci yönlendirme Merkezinde geliştirdiğim “ Öğrenci Ders Çalışma Programı “ ile ( bilgisayar programı ) kişiye özel ders çalışma programı hazırlanabilmektedir. Bu program ülke genelinde bir çok özel okul ve dershane tarafından da halen iznimiz dahilinde kullanılmaktadır.

Çalışmaya başlayacağı zaman kendini yorgun ve isteksiz hisseden öğrenci çalışma saatlerini yanlış seçmiş demektir. Beklemeden günlük çalışma çizelgesinde gerekli değişikliği yapmalıdır.

Planlı çalışarak her işe gerektiği kadar zaman ayırabilir, yapmak isteyip de yapamadıklarınıza zaman kalmasını sağlayabilirsiniz. Daha huzurlu olur ne yapacağımızı düşünerek yitirdiğiniz zamanı kazanabilirsiniz. Bir dersi bırakıp diğerine geçmez, her derse gerektiği kadar zaman ayırmış olursunuz. Günü gününe çalıştığınız için sınavlar öncesinde aşırı çalışmaya gerek kalmaz. Çok fazla sınav paniği yaşamazsınız. Çalışma veriminiz artar, öğrendikleriniz daha kalıcı ve etkili olur. Bu nedenlerle ortaya çıkan anne ve babalarımız ile yaptığımız tartışmalarda ortadan kalkar. “ İyi at kendisine kamçı vurdurmaz”.

“Yenilgiyi, planlarınızın sağlam olmadığına bir işaret olarak kabul ediniz. Planları yeniden kurup, yeniden hedeflediğiniz noktaya doğru yol alınız.”

Napoleon HILL

“İnsanların çoğu, başarısızlığa uğrayan planların yerine yeni planlar yaratma azimleri olmadığı için başarısızlığa uğrarlar.”

Napolyon HILL



Zamanı Verimli Kullanma

“Gününü faydalı bir şekilde kullanmasını bilen bir insan için asıl mutluluk akşam vaktinde gelir.”
                Corneille

Öğrenciler bedensel, zihinsel, duygusal yapıları, ilgileri ve yetenekleri bakımından birbirlerinden farklıdırlar. Bir öğrencinin isteyerek çalıştığı ve hemen öğrendiği bir dersi bir başka öğrenci zor öğrenebilir. Bir başka öğrenciyse çabuk yorulabilir ya da çalışmak istemeyebilir. Bu nedenle bir ders ya da konu içinde ayrılacak süre öğrenciden öğrenciye değişir. Her öğrenci zamanı kendine göre ayarlamalıdır.

Bir saat çalıştıktan sonra araya 5-10 dakikalık dinlenme koymak yararlı olur. Bu sayede bir saatlik çalışma sonunda dağılan dikkat ve azalan verim tekrar kazanılır.

Ders çalışmak için gerekli gücün toplanabilmesi bakımından eğlenmeye ve spora da zaman ayrılmalıdır. Ancak bu süre gereğinden fazla olmamalıdır.

Verimi Azaltıcı Etkenleri Ortadan Kaldırma

Harcadığınız gayretin değil elde ettiğiniz sonuçların üzerinde durun. Çalışmaya başlamadan önce, yorgunluk, uykusuzluk, ağrı, sızı, elem duygusu, korku, öfke, aşırı kaygı, fazla heyecan, endişe, açlık, aşırı tokluk, aile dertleri, normalin altında ve üstündeki fiziki şartlar (çok sıcak, çok soğuk gibi) acelecilik, telaş, araç ve gereç noksanlığı gibi etkenlerin elden geldiğince giderilmesi gerekir. Zorlandığınız derslere bir not hesabıyla yaklaşmayın. Kendinizi zorlayın ve o dersleri de sevin. Yaşam bir bütündür. Bu derslerin tamamını yaşamınızın bir uzantısında göreceğinizi unutmayın. O derslerden de kolayca öğrenebileceğiniz konular vardır. Anlayabileceğiniz konuları öncelikle seçerek bu konuların üzerine gidin. Bu konularla ilgili daha fazla sorular çözerek yetkinleşmeye çalışın.

Ruh ve bedenin bir bütün oluşturdugu bilimsel olarak ispatlanmaktadir. Amerikali araştirmacilar, dolaysiz bir bilgi degişikliginin sinirler ve vücudun bagişiklik sisteminden sorumlu hücreler tarafindan algilandigini ortaya koymuşlardir. Duygusal durumumuz saglik durumumuzu etkilemektedir. Duygusal olarak uyumlu ve bunu göstermeye hazir olan kişi, sadece kendi sagligi için iyi bir şey yapmiş olmakla kalmaz, ayni zamanda başari düzeyinin artmasini saglar.

“Başari size gelmez, siz ona gidersiniz.”

Marya COLLINS

Uygun Bir Çalışma Ortamı Seçme

Çalışma yerinin seçimi çok önemlidir. Çalışma yeri derli toplu, yalın, elden geldiğince sabit ve sakin olmalı; ayrıca ışık, ısı gibi fiziksel sorunları da çözümlenmiş olmalıdır. Ayrı bir yerin sağlanamaması çalışmadan kaçmanın bir nedeni olmamalı, elverişsiz koşullarda da ders çalışmaya alışmalıdır.

Yatakta, koltukta ve divanda uzanarak çalışmak, dikkatin toplanmasını güçleştirecek, öğrencinin çalışmak için daha çok zaman yitirmesine neden olacaktır.

Dikkati Uyanık Tutma

İnsanda dikkat her an vardır, önemli olan bunun çalışılan konu üzerinde toplanabilmesidir. Sevilen ve ilgi duyulan bir konu, dikkatin uyanık tutulmasına yardım eder. Daima belirli yerlerde çalışmak, gürültünün bulunmadığı ortamlarda çalışmak, sandalyede oturarak çalışmak, masada gerekli araçlar dışında başka şeyler bulundurmamak, çalışma yerini 18-20 derece sıcaklıkta tutmak, işleri sıraya koymak, işleri bitirmede kendinizle yarış kararı almak, her seferinde bir çeşit işle çalışmak dikkatin dağılmasını önleyici yöntemlerdir.

Derse Hazırlıklı Gelme

Başarili olmanin yollarindan biri de derslerin işlenmesine etkin olarak katilmaktir. Derslerde sürekli edilgin durumda kalan ögrencilerin işlenen konulari anlamalari zordur. Ögrenciler okula gelmeden önce, o gün işleyecekleri konulari gözden geçirmelidirler. Bu sayede hem derslerin işlenişine katilmak için gerekli güveni kazanirlar, hem de ögretmenin anlattiklarini daha kolay anlarlar.

Gerek işlenecek konulara hazirlanirken, gerekse işlenen konular gözden geçirilirken, anlamakta zorluk çekilen yerler belirlenmeli, bu konularla ilgili sorular hazirlanip, derste ögretmene sorulmalidir. Ögretmenlerin derse hazirlikli gelen, soru soran, derse kalkan ögrencileri daha çok sevdikleri de unutulmamalidir.

“ En etkin öğrenme sınıfta sağlanır “. Bazen öğrencilerin sınavlar öncesinde okula ya da dershaneye bir kaç gün gitmeyerek, evde kampa çekilmeleri ve ders çalışmaları yarardan çok zarar sağlamaktadır. Gitmedikleri gün sınıfta çok önemli konular anlatılabilir. Evde zorlanılan sorularda yardımcı olacak kimse yoktur. Dikkati dağıtacak bir sürü olay gerçekleşebilir. Kapı zili, telefon, kapıcının bir kaç kez uğraması, küçük kardeşin verdiği rahatsızlık, radyonun sesi, televizyon vs.

Oysa okulda veya dershanede olsaydı; arkadaşları ile birlikte öğrenme olgusunun içine aktif olarak girecek, tartışacak, sorular sorup yanıtlar alacak, testler çözecek ve yeni bilgiler öğrenecekti. Bu bilgilerden bazıları başarınızda oldukça etkili olabilecektir.

Öğretmenler, genelde sanatçı ruhlu, idealist, duyarlı insanlardır. Öğretmen karşısında sakız çiğneyen, kola içen, bir şeyler yiyen öğrenciler olursa dersini güzel anlatamaz ve sinirlenir.



Etkili Dinleme ve not tutma

Dinleme bir beceridir. Ve bu beceri birtakım ilke ve yöntemlerle çok daha etkili bir şekilde kullanılabilir. İnsan iletişiminin yaklaşık %90’ı sözel olarak yapılmaktadır. Bu iletişinin ancak yarısı kısa bir süre sonra hatırlanabilir. Aradan daha fazla zaman geçtiğinde ise %20-25’ini bile zor hatırlarız. Bütün bu nedenlerden dolayı etkili dinleme ilke ve yöntemlerini öğrenmek ve bunları uygulamak daha da önem kazanmaktadır.

Etkili dinleme sadece söylenilenleri duymak değil, aynı zamanda bu söylenenleri önemli bulmak, kavramak ve değerlendirmektir. Ayrıca etkin dinleme aktif bir süreçtir.

Olaya bir de başka bir boyuttan bakalim. Etkin dinleme ögretmen-ögrenci ilişkilerini de olumlu bir yönde etkiler. Ögretmen genellikle kendini dinleyen ve dinledigini çeşitli biçimlerde belli eden ögrencilere daha fazla ilgi gösterir ve onlara dönerek konuşur. Öğretmen dersi anlatırken dinleyicilere gereksinim duyar. Bu nedenle başını sallayan, not tutan, dikkatini yoğunlaştıran aktif öğrencilere daha fazla ilgi gösterir.

Öğretmenin sınıf içindeki en önemli görevlerinden biri öğrenciye bilgi aktarmaktır ve bunu öğretmen genellikle anlatarak gerçekleştirir Öğrenci ise öğretmenin bu anlattıklarını anlamak amacıyla dinlemektedir. İşte önemli olan da öğrencinin bu dinleme işlevini nasıl yaparsa daha başarılı olacağıdır.

 Etkin bir dinleyici olmak için "İFİKAN" adlı bir yöntemi uygulayabiliriz.

Bu yöntem;

İ - İleriye
F - Fikirler
İ - İşaretler
K - Katıl
A - Araştir
N - Not tut
olmak üzere 6 basamaktan oluşmaktadir.

Bu basamakları kısaca açıklayalım.

Öncelikle ileriye bak basamağından başlayalım. Öğrenci sınıfta öğretmenini dinlerken, öğretmenin anlattıklarından yola çıkarak daha sonra neler söyleyebileceğini tahmin etmeye çalışmalıdır. Bu da öğrencinin dikkatinin dağılmasını engeller ve öğrenciyi devamlı uyanık tutar. Hatta öğrencinin aktif olarak katılmasını sağlar. Öğrenci daha önceden o günkü konuları okuyarak sınıfa gelirse hem anlatılanlara yabancı kalmamış olur hem de dersteki tahminlerini daha kolay bir şekilde yapar. Bu yöntemle öğrenci derste anlatılanları daha önce okuduğu için daha kolay bir şekilde hatırlar.

İkinci olarak fikirler basamağı karşımıza çıkıyor. Bu basamak bize önemli fikir ve düşüncelere önem vermemiz gerektiğini ve bunları göz ardı etmememiz gerektiğini anlatmaktadır. Öğrenci öğretmenin bir ders boyunca anlattıklarının ana fikrini bulmaya çalışmalıdır. Ders boyunca kendi kendine, “Bu konunun ana fikri nedir? Burada anlatılmak istenen nedir?” gibi sorular sorması gerekir. Bu sorular öğrencinin ana fikir ve kavramları bulmasına yardımcı olur.

Üçüncü olarak işaretler basamagina bakalim. Ögrenci sinif içinde devamli uyanik olmak zorundadir. Ögretmenin hiçbir dedigini kaçirmamalidir. Ögretmenin işaretlerine karşi dikkatli ve uyanik olmalidir. Bir ögretmen konuyu anlatirken mutlaka ufak ipuçlari verir. Bazi konularin üzerinde israrla durur. Örnegin bir konunun önemli bir bölümünü anlatirken belirli kelimeler kullanir, ses tonunda farkliliklar yaratarak çeşitli ipuçlari verir. Ögretmenler seslerini yükselterek ya da "burasi önemli", "dikkat ederseniz" gibi sözel vurgularla önemli noktalara işaret ederler. Bir ögretmen hiçbir zaman, bu bir sinav sorusudur, demez; ama çeşitli ipuçlariyla bunu belli eder. Bu ipuçlarindan birkaçina örnek verirsek: önemli, başlica, can alici, burada esas fikir, şunu unutmayin ki, sonuç olarak, bu sebeple, özetle vb. ...Bu ipuçlarina dikkat edildigi taktirde ögrenci sinavda sorulabilecek sorulari tahmin edebilir.

Bir başka basamak ise "katil" basamagidir. Ögrenci sinif içinde devamli aktif olmalidir. Pasif bir ögrenci hiçbir zaman başarili olamaz. Ögrenci derse her firsatta katilmalidir. Öncelikle derse zamaninda gelmeli, sinifta oturacagi yeri iyi seçmeli; görebilecegi, duyabilecegi bir yere oturmalidir. Ve ders sirasinda ögretmenin söylediklerine gülümseyerek, kaşlarini çatarak, başini sallayarak olumlu ya da olumsuz tepki göstermelidir.

Böylece öğretmen de anlaşılan ya da anlaşılmayan yerleri çok daha iyi bir şekilde görebilir. Ayrıca bu öğretmeni de memnun eder. Onun motivasyonunu artırır, onu cesaretlendirir. Öğretmen dinlenildiğinin farkına varır. Tersine, anlattıklarına karşı hiçbir tepki göstermeyen, donuk, pasif öğrenciler karşısında öğretmen de bir şeyler anlatmak istemez. Öğretmene sözlü ve bedensel mesajlar göndererek dersin kalitesini yükseltmek de öğrencilerin elindedir.

Beşinci olarak karşimiza "araştir" basamagi çikiyor. Ögrenciler nedense ders sirasinda soru sormaktan çok çekinmektedirler. Ve fikirlerini, görüşlerini rahatça söyleyememektedirler. Oysaki bu çok yanliştir. Ders sirasinda anlaşilmayan bir yer varsa ya da merak edilen bir konu varsa bu soru rahatlikla sorulmalidir. Hiçbir şekilde çekinilecek bir durum söz konusu degildir. Sorulara verilen cevap anlaşilmadiysa ve açiklamalar yeterli degilse, yeni sorular sorulmali ve açiklama yapilmasi istenilmelidir. Eger ders içerisinde zaman yetmediyse, ders bittikten sonra ögretmene ya da diger ögrencilere de sorulabilir.

“ Deneyimli bir insana soru sormak, genellikle deneyim kazanmanın ilk adımıdır.”   

            Alman atasözü

“Aptalca soru diye bir şey yoktur, sadece aptalca yanitlar vardir.”
Bilbo smith

“Başkalarinin bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklimizla akilli olabiliriz.”       
Montaigne

“Benim altı sadık hizmetkârım var,
Her şeyi bana ögreten işte onlar.
Adlarıysa - Ne - Neden - Ne Zaman
- Nasıl - Nerede ve Kim”

          Rudyard Kipling

En son basamak ise " Not Tutma" basamağıdır. Dinleme yoluyla öğrenilen bilgiler çok uzun süreler hafızada duramaz. Öğrenilenlerin zaman zaman tekrar edilmesi gerekir. Bir öğrenci ders sonunda, o derste dinlediğinin ancak %55’ini hatırlayabilir. Tekrar yapılmadığı sürece bu oran bir hafta sonra %17’lere düşer. Bu yüzden not tutmanın çok büyük bir önemi vardır. Not tutmanın iki önemli yararı vardır. Bunlarda birincisi eğitimin temel şartı olan "Aktif katılım”ı sağlar. Öğrenci derste pasif durumdan aktif duruma geçer. Not tutma sayesinde derste devamlı uyanık olur, dikkatini derse yoğunlaştırır ve dikkatinin dağılmasını engeller. İkinci önemli yararı ise unutmayı engellemesidir.

Unutkanlık düşmanını bizim avantajımıza çevirerek en önemli girişim not tutmaktır. Özellikle alınan notlar eve gelince bir de temize çekilirse hafızaya daha iyi yerleşir.

Not tutulurken dikkat edilmesi gereken
bazı noktalar bulunmaktadır.

Öncelikle not tutulan kağıt konusunda cömert olmamız gerekir. İleride okuduğumuz zaman anlayabileceğimiz şekilde, boşluklar bırakılarak not tutmamız da yarar vardır. Hiçbir zaman küçük bir kağıda sıkışık bir şekilde not tutulmamalıdır. Hatta not tutmak için bir defter olursa daha düzenli not tutulur. Ve de sayfanın altında, üstünde, yan taraflarında boşluk bırakılırsa buralara eksik kalan bilgileri daha sonra yazabiliriz.

Not tutmaya ilk günden başlanilmasi gerekir. Ve düzenli olarak not tutulmasi çok önemlidir.

Dinleme ile not tutma arasında bir denge oluşturmak gerekir. Tüm dikkati dinlemeye ayırırsak, verimli bir şekilde not tutamayız. Aynı şekilde çok ayrıntılı not almaya kalkışırsak bu sefer de anlatılanları anlamamız güçleşir ve bu da dinlemeyi olumsuz etkiler. Dolayısıyla dinleme ve not tutma arasındaki dengeyi çok iyi ayarlamamız gerekir.

Derste not tutarken ana fikirleri, önemli noktaları not etmek çok önemlidir. Not alırken seçici olmakta yarar vardır. Önemli noktaları belilerken öğretmen bize çeşitli ipuçları verir. "Burası önemli.", "Burada esas olan...", "Dikkat ederseniz..." vb. ipuçlarıyla bu bölümlerin önemini vurgular. Bu bölümler mutlaka not alınmalı ve önemli olduğunu belirtmek için de yanına * işareti konmalı ya da altı çizilmelidir.

Not tutarken zamandan tasarruf etmek ve geri kalmamak için, öğrenci kendi anlayabileceği şekilde çeşitli kısaltmalar kullanmalıdır. Bu kısaltmalardan bazılarına örnek verirsek:

-ve: &
-gibi: .
-örneğin: ör.
-sonuç olarak: son. ol.
-kadar: =
-matematik: mat
-yüzyıl: yy
-birbirine: 11
-buna ek olarak: +
-açısından: ?

Not tutarken öğrenci kendi cümleleriyle not almalıdır. Bu şekilde hem öğrenci öğretmenin anlattıklarını özetleme imkanı bulur, hem de anladığı biçimde not alma imkanı bulur. Bazı durumlarda anlatılanların aynı şekilde not alınması gerekebilir. Ya da tahtada yazılanları aynı şekilde kaydetmek gerekebilir. Bu durumda anlatılanlar ya da yazılanlar aynı şekilde not alınmalıdır.

Öğrenci not tutarken aklına takılan yerleri ya da anlayamadığı bölümleri öğretmene sormaktan çekinmemelidir. Böylece not alırken hem eksik not alınmamış olunur hem de anlayarak not alınır.

Öğrenci hafızasına çok güvense bile mutlaka sınıfta öğretmen tarafından söylenen ve önemli gördüğü her şeyi not etmelidir. Böylece unutkanlık sonucu doğabilecek olumsuz sonuçları engellemiş olur.

Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri de tutulan notların mutlaka temize geçirilmesidir. Öğrenci tuttuğu notları temize geçirirken bir kez daha tekrar etmiş olur ve bu da unutmasını engeller. Eğer mümkünse tutulan notlar o gece ya da bir sonraki dersten önce temize geçirilmelidir. Fakat öğrenci ÖSS gibi bir sınava hazırlanıyorsa notları temize çekme yerine o konu ile ilgili sorular çözmek daha yerinde bir davranıştır.

İyi dinlemek ve not tutmak sadece eğitimin değil, hayat başarısının da en önemli unsurudur. İyi bir dinleyici olmanın temel kuralı iyi not tutmak, iyi not tutmanın yolu da iyi bir dinleyici olmaktır. Bu anlamda iyi not tutmak ve iyi bir dinleyici olmak birbirleriyle bağlantılı iki kavramdır.

Teorikte anlatılan bu hususlar, pratikte uygulandığında öğrenciye birçok yararlar sağlar. Çok ufakmış gibi görünen ayrıntılar ileride büyük farklar yaratacaktır. Bunu sizler de yaşayıp görebilirsiniz

Öğrencilerin büyük bir kısmı not tutma tekniğini bilmemektedir.
Özetle Not tutarken;

• Anlatılanlar öğretmenin ağzından çıktığı gibi değil, anlaşıldığı gibi yazılmalıdır.
• Öğretmenin anlattığı konunun ana fikri ve anlamları kavranıncaya kadar beklenilmelidir
• Zamanın çoğu yazmakla değil, dinlemekle, fikirleri kavramaya çalışmakla geçmelidir.
• Konu; grafik, şekil, istatistik vb. bilgilere dayali olarak anlatiliyorsa notlar arasina bunlar da alinmalidir.
• Önemli fikir ve paragrafların aynen yazılmasında fayda vardır.
• Yazıların düzgün ve okunaklı olmasına önem verilmelidir.
• Önce müsvedde yapma, sonra temize çekilme yoluna gidilmemelidir. Böyle zaman harcamak yerine bol bol soru çözmelerinde yarar vardır.

Araç - Gereç ve Kaynaklardan Yararlanma

Öğrenci, herhangi bir konunun öğrenilmesinde, basılı araçlara ne kadar baş vurursa, öğrenme ilgisi ve zihinsel yetileri de o kadar çok genişleyecektir.

Basılı öğrenme araçlarından yararlanmada çizelge grafik, harita ve resimlerin özel bir önemi vardır. Bunlar sayfalarca anlatılan bilgileri topluca ve bir arada vererek o konunun kavranmasına yardımcı olmaktadırlar.

Verimli Okuma

Okuma, öğrenmenin en temel yoludur. Öğrenmede hızlı okuma önemli ve gereklidir. Hızlı okumayla hem okunanlar daha iyi anlaşılır, hem de zamandan kazanılır. Okuma hızı lise öğrencileri için yaklaşık 200 - 250 sözcüktür. Bu hız okunulan yazının niteliğine ve okumanın amacına göre ayarlanmalıdır. Vakit geçirmek amacıyla bir hikaye veya roman okurken okuma hızı oldukça yüksek olabilir. Ama okuma yorum yapma, eleştirme özet çıkarmak için yapılıyorsa okuma hızı yavaş olmalıdır.
Konuları ezberlemeye çalışmayıp yorum gücümüzü geliştirmeye çalışmalıyız. Sözel derslerde konuyu önce geriye dönüşler yapmadan okumak, sonra yeniden başa dönerek tanımların, olayların nedenlerinin, sonuçlarının altını çizmek, ana başlıklar ve alt başlıklara göre şemalar çizmek, konu ile ilgili soruları şemaya bakarak yanıtlamak gibi bir yol izleyerek ezber yerine öğrenmiş olursunuz. Konuyu ezberlerseniz aklınızda en fazla bir gün kalacaktı.

Hızlı okumanın en önemli yolu sesiz okumadır. Sessiz okuma hızı arttırdığı gibi anlamayı da kolaylaştırır. Hızlı ve anlamlı okuma becerisi kazanabilmek için bol bol okuma çalışmaları yapılmalıdır. Önce gazete, öykü ve roman gibi şeylerle işe başlamalı, giderek boş zamanları okuyarak değerlendirme alışkanlığı kazanılmalıdır.

Çalıştığınız konuyu öğrenip öğrenmediğinizi anlamak için bir test çözerek boşları ve yanlışları yakalamak ve yeniden konuya dönerek ilgili bölümü tekrar okumak gerekir. Halen anlaşılamıyorsa ilgili dersin öğretmenlerinden yararlanılmalıdır. Gerektikçe ve zaman buldukça değişik kaynaklardan çalışmakta oldukça yararlıdır. Ancak kaynak seçiminde de titiz davranmakta yarar vardır.

Aralıklı Tekrarlar Yaparak Unutmayı Önleme

Öğrenilenler zamanla unutulabilir. Unutmayı önlemenin iki yolu vardır: Bunlardan birincisi öğrenilen bilgileri yeri geldikçe kullanmak, diğeri de aralıklı olarak tekrar etmektir. Öğrenciler öğrendiklerini yeri geldikçe kullanırken hem bunların işe yaradığını görecekler, hem de yeni bilgiler edinmeye motive olacaklardır.

Aralıklı olarak yapacakları tekrarlar sayesinde ise bir taraftan eski öğrendiklerini hatırlarken diğer yandan da sınavlara her an hazır durumda olacaklardır.

Sınavdan Önce Yapılacak Hazırlıklar

Sınavlarla ilgili olarak dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, sınav merkezine tam bir hazırlıkla gitmektir. Sınava giderken hangi belgelerin yanınızda bulunması gerektiği Kılavuzlarda tek tek sayılmıştır. Sınava gireceğiniz yere hareket etmeden önce bunlara bir daha göz atmanız ve gerekli tüm belgelerin yanınızda olup olmadığını kontrol etmeniz yararlı olur. Son anda farkına varacağınız bir eksiği zamanında tamamlama olanağı bulamayabilir; böyle bir eksik yüzünden haklarınızı yitirebilirsiniz.

Sınava giderken yanınızda bulundurmanız gereken kalem, silgi, kalemtıraş gibi araçlar Kılavuzlarda açıkça belirtilmiştir. Yola çıkmadan önce bu hazırlıklarınızı da gözden geçirmeniz yararlı olur.

Sınava gireceğiniz bina ve salonu önceden görmeniz; tuvalet vb. yerlerin nerede olduğunu öğrenmeniz sizin için iyi olur. Sınav yerini önceden görmeniz, sınav sabahı beklenmedik bir durumla karşılaşmanızı önleyebilir; sınav sabahı gereksiz yere gerginliğe neden olabilecek etkenleri ortadan kaldırabilir.

Sınava çok az bir zaman kaldığı halde bazı bilgileri ezberleme, önceden öğrenilenleri tekrarlayarak tazeleme gibi nedenlerle telaş içinde çalışmaya devam etmek size beklenen yararı sağlamayabilir. Sınav saatine kadar uzanan bu gibi yüklemeler genellikle beklenen yararı sağlamadığı gibi, sınav heyecanınızın artmasına, sınava yorgun ve bitkin girmenize, dolayısıyla sınavdaki başarınızın düşmesine neden olabilir.

Herkeste, bir ölçüde sınav heyecanı olması doğaldır. Ama bunu aşırı telaş, tedirginlik, korkuya kapılarak daha da tırmandırmaktan kaçınmaya çalışmalısınız. Sınav gününü bir "hesaplaşma" günü olmaktan çok, "öğrendiklerini gösterme" günü olarak düşünmeye çalışmanız yararlı olabilir.

“Gerçek başari, başarisiz olma korkusunu yenebilmektir.”
Paul SWEENEY

Kadın korkunç bir kabus görmektedir. Devasa bir goril tehditkâr bir tavırla penceresine tırmanır .

-“Ne istiyorsun!” diye bağırır dehşet içindeki kadın.
-“Ben nereden bileyim,” der goril sakince, ”bu senin rüyan.”

Özellikle sınav gününden önceki bir veya birkaç günü dinlenerek geçirmeniz iyi olur. Sınav gününden önce olanak varsa duş almanız ve olabildiği kadar rahat bir uyku uyumanız da sınavda iyi sonuç almanıza yardımcı olabilir.

Sınav sabahı, sınav yerine, sınav salonuna alınma saatinden biraz önce ulaşmanız iyi olur. Nefes nefese girilen sınavlarda başarı düşebilir. Ayrıca, özellikle büyük şehirlerde yolda trafik aksamaları sınava geç kalınmasına yol açabilir.

Sınav Sırasında Göz Önünde Tutulacak Noktalar

a:Sınava Başlarken
b:Sınav Süresince
c:Çoktan Seçmeli Soruların Cevaplanması ile İlgili Olarak
d:Çoktan Seçmeli Sorularda Cevabın Tahmini

Sınav Sırasında Göz önünde Tutulacak Noktalar

a. Sınava Başlarken

Sınavda göz önünde tutulması gereken önemli noktalardan biri, sınav başlarken size verilen cevap kâğıdının sizin için hazırlanmış, üzerine isminiz ve numaranız yazılmış cevap kâğıdı olup olmadığını kontrol etmenizdir. Cevap kâğıdı sizin için hazırlanmamış, üzerinde başkasının ismi ve numarası yazılı ise, salon başkanına haber vererek bunun düzeltilmesini istemelisiniz.
Sınavda göz önünde tutulması gereken önemli noktalardan bir başkası, sınav başlarken size verilen soru kitapçığının türünü gösteren harf ve rakam çiftini, cevap kâğıdınızda ayrılan yere doğru olarak işaretlemenizdir. Soru kitapçıklarının cevap anahtarları farklı olduğundan hangi türden soru kitapçığını aldığınızın bilinmesi çok önemlidir.

b. Çoktan Seçmeli Soruların Cevaplanması
ile İlgili Olarak

Sınavlarda, çoktan seçmeli sorulardan oluşan testler kullanıldığı için bu tür soruların cevaplanması ile ilgili bazı noktaları da gözden kaçırmamanız gerekir.

Seçmeli soruları tanıtmaya çalışan bölümü bir daha gözden geçirerek hangi çeşitten seçmeli sorunun nasıl düzenlendiğini iyice öğrenmeye çalışmalısınız. Cevaplamada bu noktaları göz önünde tutarak hareket etmeye hazırlanmalısınız. Örneğin, "en doğru cevap isteyen" bir soruda her seçeneğin bir dereceye kadar doğru olacağını; ancak bunlar arasından en doğru olanı bulmanız gerektiğini unutmamalısınız. Birleşik doğru cevaplı sorularda, doğru olan cevapları birlikte veren seçeneği bulmanız gerektiğini gözden kaçırmamalısınız.

Çoktan seçmeli soruları cevaplarken izlemeniz gereken yol özetle şöyledir: Bir soruyu cevaplamaya çalışırken yapmanız gereken şey, (1) sorunun kökünde neyin sorulmakta olduğunu dikkatle okuyarak anlamaya çalışmak, (2) sorulan sorunun cevabını düşünerek bulmak, (3) bulduğunuz cevabın hangi seçenekte verildiğini belirlemek ve (4) bu seçeneği cevap kâğıdında işaretlemektir. Cevap kâğıdına işaretleme sırasında yapılacak iş, o soruya ayrılan yerde, aynı seçeneğin yazılı olduğu yuvarlağın içini, dışarıya taşırmadan karalamaktan ibarettir.

"Kökteki soruyu oku, cevabı düşünüp bul, bulduğun cevabın verildiği seçeneği belirle, bu seçeneği cevap kâğıdında işaretle" şeklinde özetlenebilecek bu yol en iyi yoldur. Bu yol zaman bakımından ekonomiktir; cevaplamada hız kazandırır.

Bir soruda, kökü okuyunca neyin sorulduğuna anlıyor fakat cevabın ne olduğunu hemen düşünüp bulamıyorsanız, seçeneklere şöyle bir göz atıp hemen köke dönebilirsiniz. Seçeneklerden elde ettiğiniz bilgiler ışığında kökteki sorunun cevabını bulmaya çalışabilirsiniz. Bu ikinci yol yukarıdaki ilk yol kadar iyi değildir. Bu yola gittiğinizde cevaplama hızınız biraz düşebilir. Verilen cevapların doğruluğunda da aksama olabilir.

Yukarıdaki ikinci yoldan da sorunun cevabını bulamıyorsanız, soru kitapçığında bu soruya bir işaret koyunuz ve zamanınız kalırsa ona bir daha dönmek üzere hemen sonraki soruya geçiniz. Hiçbir zaman gücünüzü aşan sorularla boğuşmaya kalkmayınız! Bu size hem zaman hem de puan kaybettirecektir.

Bu şekilde testteki tüm sorulari birer kere deneme olanagi bulmuş olmaniz çok önemlidir. Daha sonra, zamaniniz kalirsa cevaplamadan geçtiginiz sorulara dönünüz. Böyle sorularda, kökü bir daha okuyarak neyin sorulmakta oldugunu daha iyi anlamaya, sonra da seçenekleri tek tek ele alarak "dogru olabilecek olani yakalamaya" ya da "dogru olamayacaklari eleyerek" dogru olana ulaşmaya çalişabilirsiniz. Bu yol çok zaman kaybettiren ve bu yüzden, cevaplama hizini düşüren bir yoldur. Ama, diger yollarla cevaplayabildiginiz sorulari cevapladiktan sonra, geriye kalan zamaninizi bu yolla harcayabilirsiniz. Dogru cevaplarinizi, sinav süresinin sonuna kadar bu yolla artirmaya çalişabilirsiniz.

 

ERGENLİK PSİKOLOJİSİ

 Sayfa başı

Ergenlik dönemi, bireyin biyolojik ve duygusal süreçlerindeki değişikliklerle başlayan, cinsel ve psikososyal olgunluğa doğru gelişmesi ile sürerek bireyin bağımsızlığını ve sosyal üretkenliğini kazandığı belirlenmemiş bir zamanda sona eren kronolojik bir dönemdir. Bu döneme hızlı fiziksel ve sosyal değişiklikler eşlik eder. Genelleme, tümdengelim, tümevarım gibi zihinsel işlemler yapılır. Hipotezler kurularak, doğrulukları kontrol edilir. Soyut düşünce yetisi geliştiği için, soyut kavramlar kullanılarak üzerlerinde fikir yürütülür.

Bu dönemde meydana gelen fiziksel değişimler kız ve erkeklerde bazı farklılıklarla temelde aynı olan bir süreçtir. Kızlarda cinsel organların büyümesi (meme, vulva) aksiller ve pubik kıllanmanın başlaması, pelvisin gelişmesi ve östrogen, progesteron gibi cinsiyet hormonlarının etkisiyle kalçanın yuvarlaklaşması, yağ dokusunun artması ve sonuçta yaklaşık 12-13 yaşlarında ilk adetin olmasıyla cinsiyet karakterleri kendini gösterir.

Erkeklerde ise bütün vücutta çoğunlukla aksiller ve pubik bölgede kıllanmanın başlaması, sesin kalınlaşması, burnun büyümesi, penis ve skrotumun büyümesi, skrotumun renginin koyulaşması, ereksiyon ve ejekülasyonun başlaması dolayısıyla ilk boşalma ile cinsel gelişim kendini gösterir.

Ergen; İçe dönüktür, duygusaldır, içte kaynayan öfke vardır, gruplaşmak ister, antisosyal işler yapar, kabadır, asidir, isyancıdır, uyuşturuculara eğilimi vardır, korkuları vardır, dostluk kurmak ister, arkadaşlığa çok önem verir, umutsuz aşkları vardır, sever, sevilmek ister, emin olamama duygusu yaşar, sosyal güvensizlik hisseder, okul hayatını düşünür, sosyal sorunlarla ilgilenir, savaşa karşıdır, ünlü olmak ister, karşı cinsle ilişki kurmak ister, kısıtlamalara karşıdır, moral standartlar geliştirir, kariyer planı yapar, iş hazırlığında bulunur, işsizliğe karşıdır, iş bulma çabası gösterir, uysal olmak ister, uygun davranmak ister, uyumsuzdur, bağımsızlık ister, konut sorununu halletmek ister, beslenme ile ilgilenir, ekonomik düzen kurmak ister, aile kurmak ister, gelenek ve göreneklerle ilgilenir, cinselliği öğrenir, tatmin olmak ister, özerklik ister, sorumluluk duygusu geliştirir, suçluluk hissettiği konuları düşünür, suç işler, intihar eğilimi vardır. Ergenler pragmatiktirler, mesleklerinde ya da yetişkinliğe yaklaşmalarında işe yaramayacak şeyleri reddetmeye hazırdırlar. Tekrarlar, basitleştirmeler, özetler onları sıkar ya da isyan ettirir.

Ergenler grup halinde çalışmaya yatkındırlar, bu da onların pek çok derin isteklerine yanıt sağlar; kendini arkadaşlarına kanıtlamak, onlar tarafından tanınmak, başkalarının tutumlarını ve düşüncelerini tanımak, kendi düşüncelerini bir diyalog içinde yeniden kurmak, yararlı olmak.

Grup çalışmasında, birbirini çok iyi tanıyan kişilerin oluşturduğu bir ekibin yönlendirdiği bir toplumsallaşma ergeni çeker. Kızlarda kız dostlarla ilişkiler 12-13 yaşlarına doğru yoğunlaşır. Rekabet ve eleştiriler aşılır. 15 yaşına doğru dostluk, ailenin, genel olarak yetişkinlerin ya da bencilliklerini ortaya seren kendi arkadaşlarının eksiklikleri, yetersizlikleri karşısında gösterilen protestolarla kurulabilir. Dost, ergene cesaret verir, çünkü yaşamını, acılarını ve sevinçlerini paylaşır, aynı zamanda aşka yakın bir duyguyu yaşatır. Erkek çocuklarda 11-12 yaşlarının oyun arkadaşı, duygusal destek rolünden çok bilgi verici rolü oynayan arkadaşa dönüşür. Arkadaş çocukluktan çıkmayı, toplum ve bireyler üzerine genel yargılar vermeyi sağlamak zorundadır. Çift oluşturan erkek ergenler arkadaşlarının ve özellikle yetişkinlerin kanılarını keşfetmeye çalışırlar. Amaçları onlara karşı çıkmak ve mücadele etmektir. Bu dostluk ilişkilerinde saldırganlık eksik değildir, paylaşmaktan coşku duyulan bir saldırganlıktır bu. Bu eğilimin aşırı örneği "çete"dir. Gençler çeteye kendilerini onaylama araçlarını başka yerde bulamadıkları için girerler; gösteriş için suç işleme arayışı da buradan gelir. Bu içsel dışsal değişimler oluşurken, ergen, çocukluk dönemindeki yeteneklerini, becerilerini ve özdeşimlerini ''kimlik'' olarak adlandırılan yeni, tutarlı bir çerçeve ya da yapı içerisinde yeniden değerlendirmeye ve düzenlemeye zorlanmaktadır. Kimlik gelişimi sürecinde, ergen, kuvvetli ve zayıf olduğu yanlar hakkında daha çok farkındalık kazanmaktadır. Diğer insanlarla benzer yanlarının yanı sıra, ayrıcalığı ile ilgili farkındalıkta da artış olmaktadır. Ergen için kimlik, "güçlenen aynılığın ve sürekliliğin öznel bir duyumudur".

Ortaöğretim yıllarına denk gelen ergenlik döneminde dengeli, uyumlu ilköğretim okulu çocuğu gider, yerine oldukça tedirgin, güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir genç gelir. Duyguları hızlı iniş çıkışlar gösterir. Derslere ilgisi azalmış, çalışma düzeni bozulmuştur. Kendine tanınan hakları yetersiz bulur. Evdeki kuralların çokluğundan ve sıklığından yakınır. Dağınık ve savruk olur. İlgileri artmış, gelgeç hevesleri çoğalmıştır. Süse, giyime düşkünlük gösterir. Gizliliğe önem verir. Günlük tutmaya, şiir-öykü yazmaya başlar. Toplumsal olaylara, politikaya ilgi duyar. Ergen bir yandan büyümek için sabırsızlanmakta, öte yandan çocuksu davranışlardan sıyrılamamaktadır. Bu çağ ergenin yeni arayışlar içinde olduğu bir çağdır. Ergen her şeyden önce kendini aramaktadır. "Ben kimim, neyim? Ne olacağım? Toplumdaki yerim neresi?" sorularını bilinçli ve bilinçsiz olarak kendi kendisine sorar. Kendi kişiliğine çeki düzen vermeye çalışır. Bu dönemde bütün çocukluk dönemini yeniden yaşıyor gibidir. Kendi kimliğine kavuşabilmesi için, genç, önce ana - baba etkisinden sıyrılmaya çalışır. Kişiliğinin oluştuğuna kendini inandırmak için ise, işe yadsımakla başlar.

Kuşkusuz gençlik çağında ortaya çıkan değişikliklerin tümü olumsuz değildir. Gencin düşünme yeteneğinde önemli bir sıçrama olur. Soyut kavramları daha iyi anlar ve kullanır. İlgi alanı genişler ve çeşitlilik kazanır. İleride seçeceği meslekle ilgili konulara eğilir. Başarılı olma eğilimi çok yüksektir.

Ergenlikteki ana - baba - çocuk ilişkilerine genelde bakıldığında önemli olan konunun "kontrol" olduğu görülür. Çocuk bir yandan özerklik kazanma, yani kendi benliğini bulup, ana - baba kontrolünden çıkma çabasında iken, öte yandan ana - baba da çocuğun üzerindeki kontrollerini yitirmenin kaygısını yaşamaktadırlar. Bu konuda güncel konularda gençlerle karşı karşıya gelen; genellikle, anne zorlanmaktadır. Araştırmalara göre gencin benlik ve özerklik gelişimleri sırasında aileden duygusal açıdan kopması gerekmemekte, hatta ileride de aileye duygusal bağlılığın sürmesi, gencin benliğinin gelişmesine ve kendisi ile ilgili olumlu duygular kazanmasına yardımcı olmaktadır.

Tek anahtar, ailenin sınırlarının belli olmasıdır. Katı sınırlar çizilirse iletişim olmaz. Roller iyi belirlenmeli, paylaşma sağlanmalıdır. Ne "çocuk merkezli" ne de "ebeveyn merkezli aile" olunmamalıdır. En güzeli "aile merkezli aile" olmalıdır.

Gençlik döneminin kuramcıların deyimi ile "fırtınalı ve stresli" bir dönem olduğunu gözönünde tutmakta yarar vardır. Gencin iniş çıkışları ve bocalamaları karşısında soğukkanlı kalabilmek gerekir. Kendi kendisiyle de savaşan bir gence en iyi yaklaşım, olanak ölçüsünde tutarlı davranmaktır. Kendi gibi durmadan değişen kararsız bir ana - baba, gencin bocalamasını ancak artırır. Doğru iletişim dilini bulmak, ergeni ne olursa olsun sonuna dek dinlemek, nasihat etmek yerine, ne hissettiğimizi onun olumlu ve güzel davranışlarından yola çıkarak anlatmaya çalışmak bu sancılı ve zor dönemde en iyi iletişim yolu olacaktır. Bazen ergenler ebeveynlerini çileden çıkarmak için nihilist ve sıradışı söylemlerde bulunabilirler ancak burada unutulmaması gereken şey, önemli olan ergenlerin söylediklerinden çok gösterdikleri davranışlardır. Ebeveynlerin denetim altına almak istediği ergenlerin tüm yaşantıları boyunca düzeltilemeyecek problemli yetişkinler olarak toplumda yaşayacaklarını bilincinde olmak ve bu sebeple bilinçle yetiştirilecek ergenlerin yarının bilinçli yetişkinleri ve yine ergenlerle baş etmek zorunda olan ebeveynler olacağını bilip bu sürekli döngünün içinde doğru yerde durmak gerekmektedir.

 

        ERGENLİK DÖNEMİNDE

BEDENSEL BÜYÜME VE GELİŞME

Sayfa başı

Çocukluk döneminde göreceli olarak yavaşlayan bedensel büyüme ve gelişme , ergenlik döneminde yeniden hızlanarak , bu dönem sonunda yetişkinlikteki yapısına ulaşır.Genç için hızlı bir gelişim sürecine giren ergenlik dönemi, oldukça çalkantılı bir dönemdir. Gençler ne –yetişkin- ne de –çocuk- olarak kabul edildikleri bu geçiş dönemine uyum sağlamakta güçlük çekerler. 11-12 ile 17-18 yaşları arasında kaplayan ergenlik döneminde fizyolojik ve hormonal değişiklikler kendini gösterir. Cinsiyet hormonların salgılamaya başladığı ve bu hormonların vücuttaki öteki hormonlarla birleşmesi , kemik ve kaslardaki büyümeyi hızlandırır. Kızlarda ergenlik dönemine girildiğinin belirtisi, adet kanamasının görülmesidir. Bu duruma göğüslerdeki büyüme de eşlik eder. Erkeklerde ise kızlardaki gibi ergenlik döneminin başlamasının açık bir belirtisi bulunmamaktadır. Ancak vücutta kıllanmanın , cinsel organlarda büyüme ve sperm üretiminin başlaması , ergenlik çağına geçiş işaretleri olarak kabul edilmektedir. Ortalama olarak , ergenlik dönemine kızların 11-13 , erkeklerin 13-15 yaşları arasında girdikleri kabul edilmekle birlikte , bu dönemin kesin sınırları yoktur. Kuramsal  olarak dönemin ortalarına gelindiğinde kızların hemen hepsi , erkeklerin ise büyük bir kısmı ergenliğe ulaşırlar. Ergenliğe ulaşma yaşına bağlı olarak bedensel görünüm de değişikliğe uğramaktadır. Ergenlik öncesi çocuk görünümündeki bedensel yapı ergenlik sonrası bir yetişkin görünümüne sahip olur. Kızlar , genel olarak erkeklerden daha önce ergenlik dönemine girdiklerinden , 11-12 yaşlarında boyca ve kiloca erkekleri geçerler. Ancak 16 yaşlarına varıldığında , durum yine eski haline döner ve erkekler kızlardan daha uzun ve ağır olur.

Geç ya da Erken Olgunlaşma

Ergenlik çağında oldukça  hızlı olan bedensel gelişim hızı bazı bireysel farklılıklar gösterir ve aynı yaşlardaki gençlerin fiziksel görünüşlerinden büyük farklılıklara yol açabilir. Bu dönemde gençlerin dış görünüşleri , benlik algılarını büyük ölçüde etkiler. Özellikle orta son , lise birinci sınıflardaki öğrencilerin fiziksel yapıları arasında büyük farklılıklar göze çarpar. Aynı yaşlardaki öğrencilerin bazıları uzun boyları , gelişmiş yapılarıyla bir yetişkin görünümün delerken ; bazıları çelimsiz yapıları , kısa boyları ile bir ilkokul öğrencisi görünüşündedirler. Gerçekten de ortaöğretim kurumlarının dışında hiçbir okulda , aynı yaşlardaki öğrenciler arasında , böylesine çarpıcı farklılıklar dikkati çekmez.Aynı yaşlardaki gençlerin , fiziksel gelişme açısından birbirinden büyük farklılıklar göstermeleri onları nasıl etkilemektedir. ?Bu soru birçok psikoloğun  dikkatini çekmiş ve araştırma konusu olmuştur. Bu konuda yapılan araştırmalardan elde edilen genel bulgu, -beden imgesi-nin yani bireyin kendi bedenini algılama biçiminin , geç yada erken olgunlaşmaya bağlı olarak , kızları ve erkekleri farklı biçimlerde etkilediğini göstermektedir. Söz konusu araştırmalar ile ilgili bulgular şöyle özetlenebilir. ( Biehler ve Snowman 1983; Sprinthall ve Sprinthall, 1977)Erken olgunlaşanlar (EO) ile geç genç olgunlaşanlar (GO) arasında zeka bölümü ve sosyal ekonomik düzey açısından anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Bununla birlikte üst sosya ekonomik düzeyden gelen ve yüksek zeka bölümüne sahip çocukların daha erken olgunlaştıklarını gösteren bazı araştırma bulguları da bulunmaktadır.EO erkek çocuklar , akranları tarafından  daha çok ilgi görmekte ve lider olarak kabul edilmektedirler. Daha dışa dönüktürler, karşı cinsle daha fazla ilgilidirler ve kültürel normlara daha kolay uym sağlarlar. ( Ancak bu özellikler alt sosyal ekonomik düzeyde , orta ve üst sosyo ekonomik düzeye oranla daha yaygındır. )GO erkek çocukları yaşıtları arasından pek popiler değillerdir. Ancak daha enerjik ve hareketlidirler. Dikkatleri üzerine toplayacak türden davranışları da daha sık gösterirler.EO kız çocuklarını , yetişkinlik dönemlerinde yaşıtları ile karşılaştırdıklarında daha çekingen oldukları gözlenmiştir. Sosyal ve kişisel özellikleri açısından da ortalama düzeyin altında bir görünüm sergilemektedirler. Ancak orta ve üst sosyo ekonomik düzeyden gelenlerin , alt sosyo ekonomik düzeydekilere oranla kendilerine olan güvenleri daha fazladır.GO kız çocukları kendilerine daha güvenli , daha dışa dönük ve yaşıtları arasında daha fazla benzerlik göstermektedirler.

1-Bedensel Yapıların Ergenler Üzerindeki Etkileri

Ergenlik çağındaki gençlerin yaşadıkları evlerin  çoğunda dikkati çeken tartışma konularından biri , gençlerin ayna önünde geçirdikleri zamandır. Sürekli dış görünüşü inceleyerek saatlerce saçına şekil vermeye çalışan , yüzündeki sivilceyi örtmek için uğraşan gençlerin benzer davranışları , ailenin diğer üyelerinin zaman zaman sabırlarını taşırarak öfkelenmelerine neden olur.Ergenlik döneminde ortaya çıkan düşünce sisteminde ve duygusal yapıdaki değişikliklere bağlı olarak gençler dikkatlerini kendi üstlerine , öteki dönemlere oranla çok daha fazla yoğunlaştırırlar. Çevrelerindeki hemen herkesin de kendileriyle ilgilendiklerine inanırlar. Onlara göre giysilerindeki bir uygunsuzluk , görünüşlerindeki bir değişiklik çevrelerin hemen dikkatini çekecektir. Ergenlik çağına has bu -ben merkezci- düşünce yapısı beraberin, ergenlik çağındaki gençlerin az ya da çok hemen hepsinde gözlenen , dış görünüşlerinin yeterince iyi olmadığına ilişkin kaygıları da getirir. Önceki gelişim dönemlerinde pek şikayetçi olmadıkları boyları , kiloları ciltlerindeki bozukluklar gibi birçok şeyden yakınmaya başlarlar. Ergenlik döneminde , çocukluk dönemlerinde rastlanmayan bir hızla beden yapısındaki oranlarda , dış görünümünde değişiklikler ortaya çıkar. Ana-babaları , öğretmenleri kendilerine karşı uygun tutumlar gösteren ergenlik çağındaki gençler , kendilerinde olan değişmeleri kolayca kabullenebilirler. Ancak gençlerin hepsi çevrelerindeki yetişkinlerden destek almaya aynı şansa sahip değillerdir ve bedenlerindeki hızlı değişme ayak uydurmakta güçlük çekerler. Bazıları - çevre tarafından kabul edilebilmek için, en önemli şey dış görünüştür- gibi hatalı düşüncelere kapılırlar. Kabul görmek için , dış görünüşlerini , reklamlarda , filmlerde , gençlik dergilerinde gördükleri yada akranları arasında popüler olduklarını düşündüklerini modellere benzetmeye çalışırlar. Bununla birlikte bu çaba genellikle geçicidir; gençlerin çoğu ergenlik dönemlerinin sonlarına doğru ben merkezci düşünceden de sıyrılmalarına bağlı olarak ve göreceli olarak daha bağımsız ve daha tutarlı bir dış görünüşü benimsemeye başlarlar.Olumlu bir beden imgesi geliştirmek oldukça uzun bir zaman ve deneyim gerektirmektedir. Ergen , değişik kalıp ve tutumları deneye deneye , çocuklardaki kimliğinden daha farklı bir benlik kavramı geliştirmeye başlar.-Bireyin kendisi, fiziksel ve sosyal çevresiyle olan etkileşimleri sonucu sahip olduğu kendine ait birtakım duygu, değer ve kavramlar sistemi- olarak tanımlanabilecek benlik kavramının, birey tarafından olumlu olarak algılanmasının ve algılanan benliğin kabul edilmesinin ruh sağlığı üzerindeki önemli büyüktür.( Kılıçcı, 1989 ) Olumlu bir benlik kavramına sahip olmada beden imgesinin olumlu olmasının da önemi büyüktür.Yapılan araştırmalar kızlarda fiziksel olrak çekici olma ; erkelerde atletik bir vücut tapısı ile olumlu benlik algısına sahip olma arasında olumlu ilişki olduğunu göstermektedir. ( Lerner ve Karabenick, 1974 ) Olumsuz  bir beden imgesine sahip olan , örneğin çok kilolu ergenler , olumlu bir benlik geliştirmede sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Olumsuz bir beden imgesi , yani gencin kendini güzel / yakışıklı olarak algılamaması , benlik kavramının da olumsuzluğuna yol açmaktadır.?

Bu soruya verilebilecek bir yanıt - bu durumun nedeni gençlerin dış görünüşünden değil, davranışlarının niteliğinden kaynaklanmaktadır.- Biçiminde başlayabilir. Gençlerin dış görünüşlerinden değil, davranışlarının niteliğinden kaynaklanmaktadır- biçiminde başlayabilir. Gençlerin dış görünüşlerini beğenmemeleri dış görünüşleri yüzünden -alay edilecekleri- korkusuyla arkadaş gruplarına katılmaktan kaçınmaları, bir süre sonra onların  arkadaş grupları tarafından da unutulmaya başlamalarına yol açabilir.Ancak genç artık aranmamaya başlanmasını, davranışlarına değil de dış görünüşüne bağlayabilir. -Dış görünüşüm nedeniyle hiç kimse benden hoşlanmıyor, bu yüzden beni aramıyorlar- biçimindeki mantıkdışı / irrasyonel bir düşünce biçimi, beraberinde başka bir mantık dışı düşünceyi getirebilir. Genç -hiç kimse benden hoşlanmıyor, beni sevmiyor , o halde ben sevilmeye değer bir insan değilim..- biçimindeki yanlış sonuçlara varabilir. Böyle hatalı bir mantık işleyişi , bireyin kendini değersiz olarak görmesi sonucuna yol açabilir. Böylece de benlik kavramının olumlu olması güçleşir. Aslında temelde olumsuz beden algısından kaynaklanan -reddedilme korkusu- bazen çok ciddi boyutlara ulaşarak , gencin tamamiyle içine kapanıp , bütün sosyal etkinliklerden kaçınmasına kadar uzanabilir.Her gelişim döneminin beraberinde getirdiği , organizmanın  uyum sağlamasını ve özümsemesini gerektiren değişiklikler vardır. Uyum sağlanması gereken değişiklikler , ergenlik döneminde en üst düzeye ulaşır. Bu dönemde gencin gencin çevresindekilerden destek sağlanmaması kendisinde oluşan değişiklikleri özümlemesini zorlaştırır.

ERGENLİK III

Ergenlik döneminde fiziksel değişme ve gelişmelerin hızlı olduğu vücut hatlarının netleşmeye başladığı ,yine vücudun kıllanmaya  başladığı, duygusal yaşantıların yoğunlaştığı  bir ara dönemdir. Kendi kendine ben kimim, kime benzemeliyim, başkalarına nasıl görünmeliyim gibi sorular sorduğu dönemdir.

Ergenlik döneminde başarılması gereken gelişim görevleri:   

1)  Cinsel rolü kabullenme : ona göre davranışlar geliştirme

2) Duygusal bağımsızlığını kazanma , kendi başına karar verebilme

3) Arkadaşlık yeteneklerini geliştirebilmesi

4) Çatışan değerleri uzlaştırma

5) meslek seçimini yapabilme

6) öz kimliğine ulaşabilme ve bunu kabullenme                                       

Ergenliğin ilk yıllarında birey ne çocuktur nede gençtir. Ergenliğin ilk yıllarında kişi çelişkili tutarsız davranışlar ortaya koyarken  ergenliğin son yıllarında  daha tutarlı ve belirgin davranış örüntüleri geliştirmeye başlamıştır. Eğer bir kimse bebeklik çağından başlayarak ergenlik yıllarına kadar getirdiği kişilik yapısında temel güven duygusu yerine suçluluk, başarı yerine yetersizlik duygusuyla yoğrulmuş bir benlik geliştirdiyse bu yapı ergenlik çağının doğal bunalımları sırasında çok fazla zorlanacaktır. Ergenliğin ilk yıllarında anne ve baba çocukları hakkında genellikle şöyle konuştukları görülmüştür. Asi ve hırçın, evde huysuz, durgun ,dalgın, sorumsuz, kendi başına buyruk, alıngan, karamsar  vs.    Bu olumsuz davranışlar benlik yapısının bir zorlama karşısında bulunduğunu göstermektedir.

Bu zorlanmaların daha çok bağımsızlığa duyulan gereksinmenin artışından ve cinsel uyanıştan kaynaklandığı söylenebilir. Vücut enerjisinin büyük bir kısmını cinsel büyüme ve olgunlaşmaya sarf ettiğinden ergenin büyük bir kısmını cinsel büyüme ve olgunlaşmaya sarf ettiğinden  ergenin dengeli beslenmesi gerekir. Ergende açlık dürtüleri sık hissedildiğinden bunu bastırmak için abur cubur yeme eğilimi artmaktadır.   Bazı çocuklarda ergenliğin ilk yıllarında yüz ve bedenin bazı kısımlarının simetrisini kaybetme görünümünün geçici  olacağı konusunda çocukların kaygısı giderilmelidir. Ergen yıllarında görülen ve çocukların çok şikayet ettikleri terlemelerin sağlıksız işareti olmadığın ama beden temizliği yönünden özen ve itina isteyen bir durum olduğu konusunda onlar bilinçlendirilmelidir. Bazı ergenlerin gelişen bedenlerinin utanç veya psikolojik rahatsızlık duymaları mümkündür. Bunun sonucu onlarda sakarlık artmakta, kambur oturma, kartal yürüme gibi  alışkanlıkları gelişmektedir.Kimlik duygusu genç yetişkinlik yıllarında şu gelişim  görevlerinin etkisi altında bireyde yerleşme olanağı bulabilmektedir.

1)  aileden bağımsız olma duygusunun yerleşmesi

2) duygusal çelişkileri kabul edebilmeyi öğrenme

3) oterite ile ilgili ilişkileri düzenleyebilme

4) cinsellikle ilgili psikolojik olgunlaşmaya ulaşma

5) kendini güvende hissetme

Topluma  ters düştüğü halde ona yabancılaşmayan yada topluma baş kaldıran gençler alkol ve uyuşturucu madde alışkanlığı içinde ya güçsüz benliğinin kendine verdiği acıyı unutmaya çalışmakta yada aşırı bireyselleşme çabası içine düşmektedirler.

Bedensel gelişmede değişiklikler:  

Boy uzaması, ağırlığın artması, yüzde sivilcelerin olması, hormonların yoğun çalışmasına bağlı olarak:sık terleme, keskin koku, ses değişmesi. kızlarda melodili bir hal alır. Erkeklerde ses çatallaşır.

ERGENİN KİŞİLİK GELİŞİMİ

Bağımsızlık arayışı içindedir.  Grubun beğenisini kazanmak önemlidir. Kimlik arayışı içindedir. İlgi çekmek ister.

Duygusal Gelişimi: Bencildir hem de fedakardır. Bir lidere körü körüne boyun eğerken diğer yandan yetişkinlere isyan eder. Karşı cins tarafından beğenilmek ister.

ERGENLİK  DÖNEMİDE KARŞILAŞILABİLECEK SORUNLAR

Ergenlerin en hassas olduğu nokta güç kullanarak hükmedilmeye çalışılmasıdır. Ergen anne ve babalarından büyüdüğünü kabul etmelerini ne bu konuda tutarlı davranmalarını bekler. Böyle durumlarda ergen kendini anlaşılmamış ve engellenmiş hisseder. Bu dönem yoğun bir eleştirme, inceleme, karşılaştırma dönemidir. Kardeşler arası çatışma yaşar. Kardeşlerinden kendilerini anlamalarını büyüdüklerini fark ederek saygı göstermelerini beklerler.  Anne babalar ergenlik döneminde çocuklarının kendilerinden uzaklaştıklarını hissederler ve üzülürler.  Aslında ebeveynlerine her zamankinden daha fazla bağlıdır.

Başarı ergenlik döneminde düşebilir. Nedeni  dağılan bilgiyi toparlayamamak , ders çalışmak için gerekli motivasyonu sağlayamamaktır. Sürekli hayal kurmaktan, kendilerini verememekten şikayet ederler. Ancak nedenini anlayamazlar. Ergenler ilgi odağı olmaktan hoşlanırlar. Ergenler heyecanlı ve acelecidirler.  Öğretmenlerde kişilik ve bilgi birikimine dikkat ederler.      

        ÇOCUK NEYİ ÖĞRENİR?

Sayfa başı

Eğer bir çocuk kınanarak yaşarsa
suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk düşmanca davranışlar
içinde yaşarsa kavga etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk alay edilerek yaşarsa
sıkılganlığı öğrenir.
Eğer bir çocuk utanç içinde yaşarsa
suçluluk duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk hoşgörüyle yaşarsa
sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk teşvik edilerek yaşarsa
güvenmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk değer verilerek yaşarsa
saygı duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk eşitlik ortamında
yaşarsa adaleti öğrenir.
Eğer bir çocuk güven duygusu içinde
yaşarsa inanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk beğenilerek yaşarsa
kendisinden hoşlanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kabul ve dostluk içinde yaşarsa
dünyada sevgi aramayı öğrenir.
Eğer bir çocuk düşmanlıklar içinde büyürse
saldırganlığı öğrenir.
Eğer bir çocuk sevgi içinde büyürse
güvenmeyi öğrenir.
Çocuk ailenin, aile de toplumun ürünüdür;
çocuk yaşadığını öğrenir.

                 ÇOCUKLARI TANIYOR MUSUNUZ?

Sayfa başı

Newsweek dergisinin 10 Mayıs’99 tarihli sayısının kapağındaki soru buydu. Amerikan toplumuna sorulan bu soru, “ana babaların çocuklarını ne denli tanıdığını” sorguluyordu. Amerika’da yaşanan şiddet olaylarını yaratan çocukların anne babaları, “onların böyle bir şey yapacaklarının akıllarının ucundan geçmediğini” söylemişlerdi. Pek çok anne baba için de durum hemen hemen aynıdır: “Benim çocuğum mu yapmış? Olamaz böyle şey. Benim çocuğum bunu yapmış olamaz.”
 Ergenlerin sorunlarının çoğu kez ortaya çıkan bir olayla patlak verdiğini açıklayan araştırmalar, anne babaların önce bir şok yaşadıklarını da belirtiyor. O zaman da yukarıdaki sorunun önemi çok büyük: “Çocuklarınızı tanıyor musunuz? Ne ölçüde tanıyorsunuz? İç dünyalarını biliyor musunuz? Sizinle paylaştığı şeyleri var mı? Çocuğunuzun arkadaşlarıyla neler konuştuğunu merak ediyor musunuz? Çocuğunuzla arkadaş mısınız?
 Bunu sorduğum her anne babanın önce tepkiyle karşılayıp, “Bilmez olur muyum, elbette tanırım, o benim çocuğum” dedikten sonra düşünmeye başladığını gördüm. Bir süre sonra “Tanıdığımı sanıyorum, ama belki de tam olarak tanımıyorum” dediklerini duydum. Hepimiz “çocuklarımızı tanıdığımızı” sanırız, ama nelerini tanırız, nelerini biliriz? Bir anne, çocuğunun hangi yemekleri sevdiğini, hangilerini sevmediğini çok iyi bilir de “çocuğunun hayal kırıklıklarını” bilir mi? Bir baba, çocuğunun okuldaki derslerinin hangilerinde daha başarılı olduğunu bilir, ama gelecekten neler beklediğini bilir mi?
 “Çocuklarımızın nelerini bildiğimizi” şöyle aklımızdan bir bir geçirirsek, “tutkularını, özlemlerini, korkularını, kaygılarını, kendisi hakkında neler hissettiğini” bilip bilmediğimizi sorgulayabiliriz. Böyle bir sorgulamayı gerçekten içtenlikle yaptığımız zaman, gerçekte çocuğumuzun iç dünyasındaki çok az şeyi bildiğimizi hayretle görürüz.
 Aslında “kendimizi yeterince tanıyıp tanımadığımızı” sorduğumuz zaman da bizi çok şaşırtan sonuçlara varabiliriz.
 Bu durumun çok önemli nedenleri var. Özetle görürsek:
• Yeni teknolojilerve eğlence endüstrisi aile yapısını
Değiştiriyor, ergen çağındaki gençler daha çok yalnızlık içinde kalıyor. Evlerimizdeki televizyonlar, radyolar, bilgisayarlar, İnternet, giderek “evdeki konuşma ortamı”nı kaldırıyor, bunun yerini, herkesin kendi algısına, kendi değerlendirmesine dayalı “tekil uğraşlar” alıyor. Bu durumun giderek artan oranda “yalnızlaşma”ya, “birbirine yabancılaşma”ya yol açtığı görülmektedir. Artık bir ev içindeki insanlar birbiriyle ancak günlük gereksinmeler için konuşmakta, duygu ve düşünce paylaşımı ortadan kalkmakta, böylece ortak yaşam değerleri de silinmektedir.
• İletişim ve bilgi teknolojilerinin, yaygınlaşması
yanında “pazar ekonomisi değerlerini” oluşturmakta yaygın biçimde kullanılması da sosyal değerlerde büyük bir değişime yol açmaktadır. Bu durum “çocuklar üzerindeki aile etkisini azaltmakta”, çevre etkisini arttırmaktadır. Bu çevre etkisinin de başında “yaşıtların etkisi” gelmektedir. Pazar ekonomisi değerleri ise “marka düşkünlüğü” ile, “moda ilgiler”i uyarmakla, “araba tutkunluğu” ile, “iyi yaşamayı harcanan para miktarı”yla ölçmeyle kendini göstermektedir. Bunların ruhsal ve sosyal doyum sağlayacak ölçüde elde edilememesi şiddet davranışları için altyapı oluşturmaktadır.
• Gençlerin “özdeşleşim modelleri” büyük ölçüde
değişmektedir. Toplumların olumlu örnekleri olan “bilim öncüleri”, “büyük sanatçılar”, “adalet savaşçıları”, “güçlü politik liderler” artık özdeşleşim örnekleri olmamakta, yeni örnekler “çıkar dünyasının”, “şiddet ortamlarının”, “hızlı zenginlerin” içinde aranmaktadır.
• Gençlerin sosyal değerlerini, inançlarını çevreleri
oluşturmaktadır. Bu yeni çevre de “yakın arkadaşlar”, “İnternet’ten bulunan gruplar”, TV ve sinemanın imajları olmaktadır. Buralardan gelen yoğun etkiler gençlerin “yeni sosyal değerleri”ni oluşturmaktadır. Bu değerlerle ailelerin geçmişten gelen değerleri arasındaki fark çok büyümektedir.
 Geçmişten gelen “arkadaşlık, dostluk, dayanışma” değerleri, günümüzün “rekabetçi yarışma ortamı”nda yitip gitmekte, yerini, ne yolla olursa olsun “üstün olma” değeri almaktadır. Gene “dürüst olma, hak ettiğini kazanma, kendi kazandığına sahip olma” değerleri de değişmekte, “ne yolla olursa olsun, kimin olursa olsun sahip çıkma” düşüncesi yeni fırsatçı yaklaşımın değeri olarak ortaya çıkmaktadır.
 Bütün bu etkenler birlikte düşünüldüğü zaman, yalnızlık duygusu, bunu gidermek için sanal dünyadan arkadaş bulma isteği (ve kolaylığı), bu yolla aktarılan yeni dünya düzeni değerleri, 12-19 yaş arası gençlerini büyük ölçüde değiştirmektedir.

OKUL VELİ İŞBİRLİĞİ

Sayfa başı


Çocuklarımızın ruhsal, bedensel, sosyal, zihinsel v.b. gelişmelerinin sağlıklı olabilmesi için çeşitli kurumlara büyük görevler düşmektedir. Bu kurumların başında aile ve okul gelmektedir. Okulumuzun üzerine düşen görevleri gerçekleştirebilmesi için sizin desteğinize ihtiyacı vardır.
Okul - öğrenci - aile işbirliği için:


1. Okul idaresi ile görüşmeniz gereken konular için öncelikle müdür yardımcısı ile iletişim kurunuz.

2. Çocuğunuzun sağlık durumu hakkında revir ve okul idaresi ile iletişim içinde olunuz.

3. Çocuğunuzun sosyal, bilişsel, duygusal gelişimleri ile ilgili her türlü bilgi için bağlı bulunduğunuz rehberlik servisi ile iletişim kurunuz. Çocuğunuzun okul içindeki durumu hakkında bilgi alabilmeniz için veli toplantılarına mutlaka katılınız.

4. Çocuğunuzu sabah kahvaltısı yapmadan okula göndermemeye çalışınız.

5. Çocuğunuzun kılık kıyafetine ve giysilerinin okul kurallarına uymasına özen gösteriniz. Çocuğunuzun okul giysilerine öğrencinin ad, soyad ve sınıfını işleyiniz. Eşyaların okulda unutulmaması için gerekli uyarıları yapınız.

6. Çocuğunuzun zamanında yatmasına ve bu arada sistemli ders çalışma alışkanlığı kazanmasına yardımcı olunuz.

7. Belirlenen alışveriş gününün dışında çocuklarınıza para vermeyiniz. Para gününde belirlenen miktarı geçmeyiniz. Kapı önündeki satıcılardan çocuğunuza hiçbir şey almayınız ve çocuğunuzu da almaması konusunda uyarınız.

8. Çocuğunuzun zamanında derse gelmesini sağlayınız, geç kalma alışkanlığını önleyiniz. Geç kaldığınızda ilgili müdür yardımcınızdan geç kağıdı almayı unutmayınız.

9. Çocuğunuzun çantasında, haftalık ders programına göre o gün için gerekli olan kitap-defter, araç ve gereci bulundurmasına dikkat ediniz.

10. Çocuğunuzun ders araç ve gereçlerine, defter ve kitaplarının kaplanarak etiketlenmesini sağlayınız. (kendisine ait olan ya da olmayan araç ve gereçleri yıpratmadan, temiz ve düzenli kullanması alışkanlığını kazanmasına yardımcı olunuz.)

11. Okul idaresi tarafından gönderilen duyuru ve formların okunup imzalanarak, gerekli bölümlerinin doldurulup en geç iki gün içerisinde sınıf öğretmenine ulaşmasını sağlayınız.
12. Servislerle ilgili konularınızın öncelikle servis bürosundaki görevlilere iletiniz, gerekirse idareye başvurunuz.
13. Okulumuz otomatik santrale bağlıdır. Birim telefonlarını kodlayarak ulaşmak istediğiniz birime daha çabuk ulaşacağınızı unutmayınız.
     

                  

SAYIN VELİ;

Sayfa başı

 

 Yaşamda herkesin başkalarının yardımına ihtiyac duyduğu dönemler vardır. Bunu çekinilecek bir olay ya da olumsuz bir durum olarak kabul etmemek gerekir. Güvensizlik, arkadaşlık, cinsiyet, ruh sağlığı gibi durumlar insanı zaman zaman rahatsız eder. Bunlara benzer başka sorunlarda eklenebilir. Bütün bunlar insanı mutsuz kılar, verimli çalışmayı engeller, yaşamın temellerini eksik oluşturur. Okul çağında, özellikle de çocuğunuzun birden bire değiştiği ortaöğretim çağında bu gibi durumlarla sıklıkla rastlayabilirsiniz. Yaptığımız test ve anketlerde, öğrencilerimizin genel görüş bildirimlerinden elde ettiğimiz sonuçlar bizi bu noktalarda siz sayın velilere bazı öneriler getirme fikrini oluşturdu.
 Bu dönemdeki çocuklarımızın arkadaşlarına ve öğretmenlerine olduğu kadar siz sayın velilerden de yadım ve destek ihtiyaçları vardır. Gerek aile ve gerek okul eğitimi için gereken en önemli ilke SEVGİ dir. Çocuğa karşı gerçek ilgi ve sevgi göstermek iyi bir eğitim ortamının en önemli koşuludur. Yapılan araştırmalarda; çocuk sevdiği kimsenin ya da kendisi ile ilgilenen kimsenin, ona sevgisini verebilen kimsenin güvenini yitirmemek için; onun hoşuna gidecek davranışlarda bulunacak, kendini sürekli yenileyecek ve onu örnek alacaktır. Böylece davranışlarını geliştirir, zamanla kişilik çatışmasından kurtulur güven hissetmeye başlar. Bu nedenle; evde anne-baba, okulda öğretmenler çocuğun duygusal güvenini kazanmasına önem vermek zorundadırlar.
 Çocuğunuzla sağlam bir ilişkinin temeli KAYITSIZ ŞARTSIZ SEVGİ dir. Ancak böylesi bir sevgi, çocuğunuzdaki potansiyeli tam olarak ortaya koymasını, çocuğunuzdaki davranışların tam olarak anlayabilmenizi, yaramazlıklarına-hırçınlıklarına karşı tutumunuz yolunu çizmenizi, sevgisizlik-güvensizlik-başarısızlık nedenlerini belirlemenizi sağlar.
 Sevgi, sizin ve çocuğunuzun hangi noktalarda olduğunu, disiplin dahil her alanda ne yapmanız gerektiğine işaret eden göstergeler oluşturacaktır. Eğer sevgi olmasaydı; annelik ve babalık insanı çaresizliğe sürükleyecek bir yük haline gelirdi. Çocuğunuzu sevgiden ve sevgi göstergelerinizden mahrum bırakmayın. Her ortamda ve herfırsatta sevginizin-desteğinizin varlığını hissettirin. Bu sayade gerekli sabrı ve çaresizlikten doğan rahatsızlıklarınızın çıkışlarınıda bulabilirsiniz.
 Ruh sağlığı güçlü yetişen bir gençlik, başarılı ve mutlu bir toplum oluşturur. Bu nedenle evde anne-baba olarak yapabildiğinizin tüm özverilerinizin tekrar bir gözden geçirilmesini; Kendi eksikliklerinizi ya da yanlış gördüğünüz davranışlarınızı değerlendirmeniz sizin ve çocuğunuzun sürekli bir gelişimini sağlayacaktır.
 Hepimiz bu çocukluk döneminden geçtikbelki ancak; gelişen ve değişen yaşam standartlarımız yeni neslin farkli olmasına sebep olabiliyor. "Ben senin yaşındayken ......" Diye başlayan hiç bir cümle akılda kalmaz, bilakis yeni neslimizi sıkar ve bocalamalarına neden olabilir. Bu aşamada çocuğumuzun ruhsal gelişmesine yapabileceğimiz en büyük yardımlardan biri, kendi manevi hayatınızı çocuğunuzun gelişim düzeyine göre paylaşmanızdır. En uygun yöntem ile onunla şuanki yaşamınızın iyi ve kötü yanları ile mutlu ve mutsuzluklarınız ve hatta onunla ilgili duygularınızı paylaşmanız ile onun eğitimine önemli bir adım atabilirsiniz.Çocuğunuzun ruhsal gelişimine yardımcı olabilecek olayları sonradan değil de şu anda yaşanırken paylaşmak; çocuğunucun kendi deneyimleri ile öğrenmesine yardımcı olacağı gibi sizin deneyimlerinize de katılmasından dolayı aranızdaki bağın kuvvetlenmesini sağlayacaktır.
 Bir çocuk duygusal açıddan doymak için anne be babası ile (ve başkalarıyla) göz iletişiminden yararlanır. Anneler ve babalar sevgilerini bir iletme yöntemi olarak, çocuklarıyla ne kadar çok gözle iletişim kurarlarsa, o çucuk o kadar çok sevgiye doyar, duygu dağarcıgı da o oranda gelişir. Gözle iletişim; coçuğunuz ile kurabileceğiniz en önemli kontak yöntemidir. Bu sayade sözlerinizi, duygularınızı, amaçlarınızı vb. ona aktarabilirsiniz. Onunla iletişim kurmaktan korkmayın.
 Ergenlik beliktilerinin ortaya çıktığı 12-15 yaşlarında çocuklarımızın ilk gençlik döneminde olumsuz davranışların yoğun yaşandığı görülür. 15-17 yaş arası güvensizlik ve çekingenliğin belirgin olduğu dönemlerdir. Bu dönemlerde; hırçınlık, ders çalışmama ve başarısızlık, sorumluluklardan kaçma, can sıkıntısı, tepkilerini sert dile getirmesinden görüş ayrılığından doğan kuşak çatışması, çabuk karamsaklığa düşma, alıngan ve huzursuzluk, gezme ve eğlencelerden kısıtlandığında yalan söylemesi, kardaş çatışmasının yoğun yaşanması, güvensizlik, başaramama korkusu,sağlıklı arkadaşlık ilişkileri kuramama vb davranışların çok görülmesi normaldir. Bu çağda gençlerimiz yeni arayışlar içinde bunalırkaen biryandan da kendi bedeni ile ruhsal gelişimini dengelemeye çalışmakta, ancak doğal olarak tepkilerinde belirgin iniş ve çıkışlar oluşturmaktadır. Bir yandan büyümek için sabırsızlanırken öte yandan çocuksu tavırlardan sıyrılamamanın verdiği rahatsızlığı yaşamak, davranışlarındaki sebatsızlığı açıklayabilir.
 Çocuklarımız bizden farklı ve ayrı bir kişilik geliştirebilirler. Bunu makul ve olgun karşılamak, hoşgürü ve sevgi ile yaklaşmak, bazen de bocalamalarında onlara destek olmak, güven aşılamak gerekir. Sözcüklerle anlatılan bir hayat felsefesinin, deneme ve yanılma ile öğrenmenin yanında daha az etkili olduğunu düşünürsek; burada amacımızın yanılma paylarını en aza indirgemek ve başarı sağlayarak onlara güven duygusunu aşılamaktır. Doğal olarak hata yapacaklardır. Her ortamda kollanan, yapma sorumluluğu ona verilen ancak sizlerin tamamladığı davranışlarının sonuçlarını yaşayarak görüp öğrenmesini sağlayın.
 Çocuklarımızın dünyasının, bizim yaşadığımız gerçek dünyadan farklı olduğunu herzaman sezinleriz; ancak onların dünyasına inmeye bir türlü cesaret edemeyiz nedense... Belki yetişkinliğimizin bize gerekleridir bu. Çocuklarımızla tam bir yetişkin gibi konuşur, hatalarımızı kabul etmeyiz. Çocuklarımızda bizim hatalarımızı görmemeleri için vargücümüzle uğraşırız. Bazende onlara ağır ithamlarda bulunabiliriz. Eğer yetiştin hatasız ve doğru ise çocuğun da bu ithamların gereklerini yerine getirmesi çok doğaldır. Bunun yanında özür düleyen, hatalarını kabul ederek doğruyu birlikte tartışarak bulmaya çalışan yetişkin, çocuğunun dünyasına inebilmiş demektir. O zaman sorunlar birlikte tartışılarak, çözüm formülü birlikte keşfedilir.
 Kısaca; okullarda verilen eğitim-öğretim çalışmalarının, ailedeki eğitim ve öğretim ile desteklenmesi, çocuğunuzun başarısında sizin da çok önemli katkılarınızın olabileceğini kabul etmeniz; sevgi, ılımlı yaklaşım, güven ve destekle adımlarını daha sağlam atmasına yardımcı olabileceğinizi bilmeniz çok önemlidir. Bu doğrultuda getirebileceğimiz birkaç öneri aşağıda sıralanmıştır.

* Çocuğunuzu iyi tanıyın, onun yapabileceği düzeyde verim bekleyin. Kapasitelerinin üzerinde çalışmalarını düzenlemeyin. Verimli olarak ders çalısabilmesi için çalışma ve dinlenme saatlerinin programlamlanması gerekmektedir. Planlı olarak çalışılan dersler, bilinçli olarak öğrenmeyi oluşturur. Çocuğunuz ezberlemeden, not için değil de öğrenmek için çalışmayı bilmeli. Ondan not istemeyin, neler öğrendiğini sorun. Kazanılan bir bilgi ancak bir sonraki bilgi ile transfer edilebilirse öğrenilmiş olur.

* Çocuklarınızın sınıf geçmesi önemli değildir. Önemli olan bir üst öğretim ve eğitime kendini hazır görerek güçlü bir şekilde geçmesidir. Çocuklarımız temelsiz yetişirse, bir sonraki eğitimlerine de hazırlıksız devam ederler. Bu da nedenli sağlıklı bir gençlik oluşturur tartışma konusudur? Özellikle bu yaşlarda yönlendirilen çocuklar; ilgi, yetenek ve çeşitli alanlara göre kaydırılmalı, alternatiflerini belirlemesinde yardımcı olmalı, başarılı olabilecekleri iş yaşantılarına yönlendirilmeleri sağlanmalıdır.

* Çocuklarınıza kıyas getirmeyin, sürekli başkaları ile kıyaslanan çocuk kendini güvensiz ve gelişmeye kapalı çocuktur. Onlara olumsuz eleştiriler getirirseniz bir süre sonra olumsuz davranışları kendilerinde bir görev bileceklerdir. Çünkü yetişkin her zaman doğru söyler ve hata yapmaz ilkesini kabullenmiştir. Yapıcı ve teşvik edeici her söz, onlara bir adım daha ileri gitmelerini sağlayacak sizin güveninizden emin olacaklardır.

* Çocuklarınızın sizin isteklerinizi yapması için korkutmayın, ağır cezalardan ve baskıcı tutumlardan uzak durun. Yüksek sesle verilmeye çalışılan hiç bir öğüt dinlenmez. Sevgi ve ılımlı bir yaklaşımla, yapabileceğiniz arkadaşca tavırlarınızla iletmek istediğiniz mesajı tam olarak verebilirsiniz.

* Anne ve baba olarak ortak kararlar alınız ve davranışlarınızda her zaman doğru ve tutarlı olunuz. Çelişkili davranışlarınızla çocuğunuz her zaman bocalayacak ve doğruyu bir başkasında arayacaktır.

* Aile içi problemlerin, tartışmalarınızın çocuğunuza yansıması; huzurlu bir ortamda yetişemeyen çocukların geleceklerinide bu doğrultuda düzenlemelerine sebep olacaktır. Çocuklar önünde yapılan tartışmalar, okul ve öğretmenler hakkındaki eleştiriler çocukta bocalamaya, tatta öğretmenlerini eleştirme hakkına sahip olmasından kaynaklanan eğitim başarısızlığına ve okuldan soğumasına neden olacaktır.

* Çocuğunuzun devam durumunu ve okul ile ev arasındaki geliş-gidiş saatlerini sürekli kontrol altında tutun. Zararlı alışkanlıklar hakkında iyi bir örnek olun ki söyledikleriniz sadece lafta kalmasın. Ülkemizde zararlı alışkanlıklara başlama yaşı birhayli inmiştir. Bu yaşlarda uyarılan ve gerekli tedbirleri alınan çocuklarımızın sağlıklı bir gençlik oluşturması için tüm imkanlarımızı zorlamalıyız.

* Çocuklarınızın ihtiyaçlarını karşılarken tutarlı ve titiz olunuz. Hertürlü ihtiyaçlarının karşılanması için, onlardan beklentilerinizin gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol ediniz.

* Çocuklarınızın yaş konum itibarı ile cinsel gelişimlerine başlamış durumdalar. Onların sorabileceği cinsellikleri ile ilgili konularada hazırlıklı olunuz. Yalın ve dürüst bir şekilde makul olarak cevaplayınız. Korkup çekinebileceği bir ortam yada sır ve gizlerle dolu bir hale girmesini engelleyiniz. Bu konudaki ılımlı ve destek verici yaklaşımınız, çocuğunuzn çevreden yalan yanlış bilgiler almasını engeller. Bu çağdaki çocukların beden ve ruhsal gelişimleri doğru bir orantıda olmayabilir. Beden gelişiminin bir anda hızlanması, ruhsal gelişiminin ise daha yavaş olması bazı hırçınlıklara ve asi liklere sebebiyet verebilir. Bu durumu anlayışla karşılamak ve mantıklı bir yaklaşım ile aşılmasına yardımcı olmak çocuğunuzun cinsel kimliğini kazanmasında en önemli görevdir.

* Çocuklara karşı sabır, soğukkanlılık, anlayış, sebatlık ve sevgi ile yaklaşın, bu onların sizin ile olan ilişkilerinde daha yakın olmalarını sağlayacakldır. Yüksek sesle söylenen emir verici sözler, ağır eleştiriler ve azarlamalar asla fayda getirmeyeceği gibi çocuğunuzun sizden kopmasına ve uzaklaşmasına hatta bir çok konuda yalana başvurmasına sebep olacaktır.

* Çocuğunuzun derslerinde ve davranışlarında daha iyiye yöneltilebilmesi için öğretmenleri ile sıkı bir ilişkiye girilmeli, toplantılara mutlaka katılmalı çocuğunuzun gelişimi ile ilgili konularda takipçi olmanızda yarar vardır. Öğretmenlerin alınmasını istediği ders araç ve gereçlerin zamanında temin edilmesine önem veriniz. Çocuğunuzun kılık ve kıyafetine, temizliğine özen gösteriniz.

* Çocuğunuzun sağlık durumu ile yakından ilgileniniz. Hastalıklardan bir kısmı çocuğun yaşam enerjisini önemli ölçüde azaltarak onu dermasız bırakabilir. Bir kısmı ise, neden oldukları devamlı acı ve ağrılar yüzünden çocuğun ilgi ve dikkatini ders konuları üzerinde toplamasına engel olabilir. (Çocuğunuz asılsız bedensel yakınmalarda bulunuyorsa bunlarında dikkate alınması yerekir. Bu yakınmalar aslında onun sorunlarını dolaylı olarak anlatış şekli olabilir.)

* Çocuğunuzu kahvaltı etmeden yada yemek yemeden kesinlikle okula göndermeyiniz. Özellikle orta oğretim çağındaki çocuklar, hızlı bir büyüme ve gelişme dönemi içindedirler. Bu konuda titiz olunuz.

* En iyi dinlenme, uyuyarak yapılan dinlenmedir. Özellikle düzenli olarak planlanan uyku çocukların yaşamında büyük önem taşır. Sinir sisteminin dinlenmesi ve enerji toplayabilmesi uyumaya bağlıdır. Bu sebeple çocuğunuzun uyku saatlerinin duzenlı olmasına önem veriniz.

* Çocuğunuza yeteri kadar harçlık veriniz. Harçlığını mümkünse aylık veya haftalık olarak belirleyiniz. Böylelikle kendisini yönetmeyi öğrenecek, sorumluluk kazanacaktır.

* Çocuğunuzun yaşamında en önemli çevre, aile çevresidir. Çocuk yaşamında en etkili örnekleri ailesinden alır. Anne ve baba olarak tüm davramışlarınızda örnek olduğunuzu unutmayınız. Çocuklarınızın belirli davranışlarınıda anna ve baba olarak farklı davranışlar göstermeyiniz. Ortak bir karar alarak ikinizde davranışlarınızda örnek ve tutarlı olunuz. Onun eleştirilerini dinleyerek makul bir şekilde cevaplandırınız. Hatalarınızı düzeltme yönünde onunla tartışınız, gerekirse özür dilemeniz bile çocuğunuzun gözğünde sizi yüceltecektir.

* Çocuğunuzun gerekli tüm sorunları için sınıf ve okul rehber öğretmenlerine başvurunuz. Bu konuda size yapılan çağrılara mutlaka uyunuz. Onunda sorunlarını gerektiğinde sınıf ve okul rehber öğretmenlerine anlatması için teşvik ediniz. Sizin ve çocuğunuzun sorunlarınızın gizliliğe önem verilerek çözülmeye çalışılacağından emin olunuz.

* Çocuklarınızın çoğu evde, aileleri tarafından ders çalışmaya ikazlarının fazlalığından yakınmaktadırlar. Şürekli dersine çalış ikazı olumsuz etki yapabileceği gibi aynı zamanda çocuğunuzun çalışma azmınıde kıracaktır. Çocuğunuzun programlı çalışmaya alıştırılması, dinlenme, eğlence saatlerinin planlanması için onu yönlendirilmesi, dersi öğrenmesi için çalışması gerektiği aşılanmalıdır. Aksi taktirde saatlarce bilinçsiz olarak çalışılan bir konu sadece zaman israfıdır. Ders öğrenmek içinm çalışılır, öğrenmede ancak bir başka öğrenilen bilgiye transfer edilirse pekişir. Ancak öğrenilen bilgi yaşamda uygulanabilir. Planlı çalışma ise her zaman düzeni ve bilgiyi oluşturur.

* Çocuklarımız, kendilerine güvensiz olmaktan ve sosyalleşememekten rahatsızlar. Nedenlerini düşünürsek, çözüm yine bizlerde. Çocuğunuza değer verdiğinizi, ona güvendiğinizi, sorumluluklarını yerine getirebileceğinden emin olduğunuzu ona her fırsatta belirtin. Ona ve fikirlerine değer verin, onu dinleyin, sosyal saşantısında faal olması için onu destekleyin. Okul ve çevresindeki sosyal faaliyetlere katılmadsı için teşvik edin. Ona değer verdiğinizi, güvendiğinizi her ortam ve fırsatta övgülü sözlerle dile getirin. Çocuğunuzun şımarmasından korkmayın; bilakis size ve düşüncelerinize layık olmaya çalışacaktır. Ona olan güveninizi gösteremezseniz, ondan nasıl güven bekleyebilirsiniz ki?...

* Çocuğunuzun ders çalışma ortamını hazırlamasına yardımcı olunuz. Mümkünse bir çalışma odası oluşturunuz. Eş dost toplantılarınızı onun programına uygun hale getirmeye gayret ediniz, ev işlerini ya da alış-veriş sorumluluklarını ders çalışma saatlerinin dışında oluşturunuz. Başarabildiği bir boş zaman etkinliğinin mutluluğunu birlikte paylaşı, onunla guru duydugunuzu her fırsatta belirtin.

* Çocuğunuzun arkadaş çevresi, onun gelişimi ve sosyal hayatının oluşumunda çok büyük etkendir. Okul dışı zararlı arkadaşlıklar, farklı problemleri de beraberinde getirir. Zararlı alışkanlıkların bu yaşlarda büyük merak konusu olduğunu, kişiliklerinin oluşma döneminde yanlış yönlendirilebileceklerini unutmayınız. Çocuğunuzun arkadaş edinmesi ve bu arkadaşlıklarda beklentilerini aza indirgeyerek mutlu arkadaşlıkların oluşumunu gerçekleştirebileceklerdir.

* Çocuğunuzu sıksık eleştirmekten kaçınınız. Bunu başkalarının, hatta arkadaşlarının yanında yapmayınız. Beğendiğiniz ve taktirettiğiniz yunlerini ona söyleyiniz. Çocuklarınız arasında kıskandırmadan mütekabil azimlerinin artacağından ya da komşu çocuğu ile kıyaslandığında daha iyiye yöneleceğini sanmak yanlıştır. Onu kendi yapısı ve kişiliği ile kabul ediniz. hiçkimse bir başkası olmak istemez, herkes bir başkası gibi olmak için çalışsaydı; hiçkimse olmazdı.

* Çocuğunuzun okul yaşantısı ile ilgileniniz. Anlattıklarını büyük bir sabırla dinlemeye çalışınız. Mutluluklarını veya mutsualuklarını onunla paylaşınız. Son olarak; çocuğunuz sürekli bir büyüme ve gelişme içinde olduğunu unutmayınız. Sizin çocuğunuz olsada; sizden farklı bir kişilik geliştirmekte. Onlara karşı sabırlı, soğokkanlı ve anlayışlı olunuz. Deneme ve yanılma yolu ile öğreneceklerdir. Kusurları ve olumsuz hareketleri olacaktır. Çocuklarımızın, bizim gibi düşünüp bizimgibi hareket ve tavırları göstermiş olsalardı, ailede ve okulda eğitime gerek kalmazdı.

 Okuldaki eğitm ve öğretim çalışmalarının ailedeki eğitim ve öğretim çalışmaları ile desteklenmesi gerektiğini, çocuğunuzun başarısında sizinde çok önemli katkılarınızın olabileceğini kabul etmeniz ve ona gereken yardımları yapmanızın başarısını olumlu yönde etkileyebileceğini kabul etmeniz gerekiyor. Ancak bu mantıkla yola çıktığınızda onlara istediklerini verebilir ve onlardan istediklerimizi alabiliriz.

UNUTMAYIN; SİZİN ÇOCUĞUNUZ OLARAK DOĞMAK ONLARIN ELİNDE DEĞİLDİ, ANCAK SEÇME HAKLARI OLSAYDI, SİZDEN BAŞKA KİMSENİN ÇOCUĞU OLMAK İSTEMEZLERDİ...

Sayfa başı